Ana Sayfa 233. Sayı Uexküll’ün canlıların dünyasını anlama çabalarına getirdiği bakış açısı

Uexküll’ün canlıların dünyasını anlama çabalarına getirdiği bakış açısı

92

Ogan Güner

Yayın dünyamız bilim ve düşünce dünyasındaki klasik kitapları çok geç Türkçeye kazandırmakla malul olsa da 1934’te yayımlanan bu kitap söz konusu olduğunda aynı durum hem geçerli hem değil. Uexküll’ün eseri çok farklı bilimcilere ve felsefecilere ilham vermiş olsa da bugün Batı’da da kitapları sürekli basılan, yaygın tanınan biri olmaktan çıkmış ne yazık ki. Dolayısıyla bu kitabın çevrilmesini sürpriz bir cevher diye nitelendirebiliriz.
Bugünkü Estonya sınırları içinde doğan Alman biyolog Uexküll (1864-1944) fizyoloji eğitimi görür ve canlıların çevrelerindeki ortamı nasıl algıladıklarına dair araştırmalar yaptığı Hamburg Üniversitesi’ne bağlı Institut für Umweltforschung’u kurar. Enstitüye adını da veren Umwelt terimi Uexküll’ün merkezi kavramlarından biri haline gelecektir.
Bu ince kitapta ilk defa tanımladığı haliyle Umwelt kavramı, canlıların yaşamıyla ilgili dönemin mekanik açıklamalarından radikal bir kopuştur. İngilizcede “environment” veya “surrounding”, Türkçede ise “çevre” kelimesiyle karşılanan Umgebund kavramının içindeki bir başka boyutu tarifler Umwelt. Umgebund bir canlıyı çevreleyen nesnel dış faktörlerin bütünü iken, Umwelt, canlının duyusal araçlarıyla algılanan ve yorumlanan öznel gerçekliği tanımlar. Uexküll’ün ortaya attığı bu terim beraberinde bir başka kopuşu da getirir; tüm canlıların insan tarafından algılanan ve tanımlanan bir çevre içindeki nesneler değil, her canlı türü biricik öznelerdir. Onları özne yapan kendi türlerine has görme, dokunma, hissetme ve zaman algılarındaki farklılıklardır Uexküll’e göre. Organizmalar duyusal araçlarının fizyolojisi aracılığıyla çevrelerini tecrübe eder, değiştirir ve şekillendirir. Bu açıdan sadık bir Kantçıdır Uexküll. Bedenin, özellikle duyu organlarının ve sinir sisteminin Umwelt’imizi şekillendirmekteki başat önemini ve her biri birer özne olan canlıların diğer canlılarla kurduğu nesne ilişkisini takip eder. Her canlının birbirine ancak teğet geçen kendi ortamlarında var olduğu düşüncesi ise onu sonraki dönemlerde ortaya çıkan evrimsel biyolojiye yaklaştırır. Oysa kendi zamanında Uexküll anti-Darwinci’dir, Darwin’in açıklamalarını da mekanist bulmaktadır ama bu onu evrim karşıtı yapmaz. Her canlı türünün kendi zaman algısının ve zamanın bölünemez en küçük parçası olarak “an”ının farklı olduğunu deneyleriyle iddia eden Uexküll, zamanın yaşamdan bağımsız nesnelliğini iddia eden Newton’a da ters düşmekten çekinmez.
Uexküll’ün o zaman gerçekleştirdiği deneyler elbette zamanın teknolojik imkânlarıyla kısıtlıdır ve bu deneylerden bazıları bugünün bilimsel deney kıstaslarını karşılamamaktadır. Bu açıdan bunlara artık deneyden ziyade gözlem denebilir. Yine de Uexküll ortaya koyduğu yeni bakış açısıyla insandan gayri canlıların da birer özne olarak ele alındığı, farklı şekillerde evrimleşmiş duyularla kendi Umwelt’lerini biçimlendirdikleri bir dünyanın kapılarını aralamıştır, denebilir. Bu yüzden hem bilimci hem de doğa felsefecisi olarak kabul edilebilir Uexküll. Kitabın yayımlanmasıyla birlikte Umwelt terimi Cassirer’de ve Heidegger’in Varlık ve Zaman’ında felsefi bir kavram haline gelir. Aydınlanma düşünürlerinin yaşama dair mekanik açıklamalarını reddeden bu kavram çağdaşları tarafından tekrar üretilmeye başlar.
Uexküll’ün etkisi bununla da sınırlı kalmaz. Uexküll, organizmaları, uyaran ve uyaranlara verilen tepkiler açısından enformasyon prosesi olarak açıklamaktadır. Sonraki yıllarda Uexküll’ün tanımları Sibernetik biliminin altyapısını oluşturur. Deneylerini ve görüşlerini açıklarken yeni jargonlar üretmeyi seven Uexküll’ün “melodi” kavramı bugünün “algoritmasıdan” başka bir şey değildir.
Uexküll diğer yandan, biyolojiyi bir işaret sistemi olarak, canlıların işaretler arasında ilişkiler yaratma ve dönüştürme semiyozisi olarak yorumlayan biyosemiyotiğin de öncüsü oldu. Umwelt kavramı ile insan öznelliğinin tüm canlılar için nesnel bir gerçeklik olduğu algısına meydan okuması ise modern ekoloji anlayışının öncülleri arasında Uexküll’e özel bir yer kazandırır. Kendi hayatında Husserl, Cassirer, Rilke, Heidegger gibi isimlerle yakın dostluklar kuran Uexküll’ün kavramları sonraki yıllarda Deleuze, Guattari, Merleau-Ponty ve Agamben gibi düşünürlere de ilham kaynağı olur.
Kısacası, artık Türkçeye de çevrilen bu incecik kitabın etkisi muazzamdır. Dayandığı deneyler bugünün bilimsel kıstaslarıyla yetersiz olsa da Uexküll’ün doğa bilimlerine getirdiği açılım belki de bir başka incecik kitapla, Richard Lewontin’in Üçlü Sarmal’ıyla (1998) karşılaştırılabilir. Aydınlama ile Aydınlanmanın mekanik dünya algısına bir tepki olarak gelişen Romantizm arasında bir yere konumlanabilecek Uexküll’ün İnsanların ve Hayvanların Dünyasında Gezintiler’i kendi döneminin yerleşik doğa felsefini alt üst eden ve umulmadık manzaralara açılan bir kitap. Bilimsel tarafının yetersizliği veya eskimişliği bugün dahi parlak bir ilham kaynağı olmasını engellemiyor.

Önceki İçerik‘50 Soruda Paradokslar’ kitabı üzerine
Sonraki İçerik‘Burjuva Marx’ ‘Kızıl Prusyalı’ya karşı:
Max Weber ve sosyalizmi üzerine