Ana Sayfa 234. Sayı Dil Dediğin Çocuk Oyunu

Dil Dediğin Çocuk Oyunu

68

Melis Mine Şener Avşar

Tanrı katına ulaşmak isteyen insanların inşaya kalktıkları Babil Kulesini başlarına yıkıp kibirli kullarını dünyanın dört bir yanına dağıtan ve birbirlerini anlamasınlar diye onların dillerini karıştıran tanrı, belki de kullarına bu kadar büyük bir zenginlik bağışlamayı planlamamıştı. Zamanla kendi yollarını bulup akan diller pek çok uygarlığa, pek çok hayata, pek çok sanat eserine yuva oldu. Nasıl Farsça Firdevsi Şeyhname’yi yazdığı için Farsça’ysa; Türkçe de Orhan Veli, Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal yazdığı için Türkçe’dir çünkü. Belki en güzel haikular sadece Japonca yazılır ve en güzel aşk şarkıları gerçekten Fransızca’dır. Kelimelerin ve kavramların dilden dile yolculuklarını takip etmek isteyenler için de Babil Kulesi Kitabı, keyifli bir başlangıç kitabı.
Romanları, öyküleri, dergi yazıları ve çevirileriyle tanıyıp sevdiğimiz Mahir Ünsal Eriş, bu kez kelimelerin dünyasına davet ediyor bizi. Pek çok bilgi içeren kitap, bir ders kitabı ya da akademik bir çalışma değil ama titizlikle işlendiği kesin. Okurken yazarla konuşuyormuşsun hissi veren bir kitap bu. Hatta Mahir anlatıyor da (evet sanki bir arkadaş sohbetinde, yazar da yıllanmış bir arkadaşmış gibi) sen dinliyormuşsun gibi dillerin toplumlara haslığını, ortak belleği ifade edişini anlatıyor. Kitabı giriş ve son sözü de sayarsak on bölüme ayırmış yazar. Her bölümde bir ana başlık üzerinden bilgiler paylaşıp ufkumuzu açıyor. “Sıkıcı Konular” diye adlandırdığı ve dillerin yapısından, kabaca matematiğinden bahsettiği kısım, kitabın en eğlenceli kısmı olabilir bana sorarsanız. İlköğretim ve lise yıllarının Türkçe derslerinde öğrendiğimiz Ural Altay dil ailesinden öteye bükümlü, bitişken, kaynaştıran dillerin detaylarını basit ve anlaşılır biçimde açıklayan Eriş, kelimelerin diller arası geçiş haritalarını da önümüze seriyor. Kitabı okurken ve bitirdikten sonraki birkaç gece yatağımda Arapçadan dilimize geçen kelimeleri ve köklerini düşünerek daldım uykuya. Koyun saymak yerine harf / vezin sayarak!
Pek çok bölümde dönüp dolaşıp Sümerlere geliyoruz. Harfler, zamanın ölçülmesi, saatler, dakikalar… Kelimelerin çıkış noktalarından diller arasında geçişlerine, dönüşümlerine giden yollarda dakikaların nasıl geçtiğini anlamak ise zor. Sümerlerin dilimize getirdiklerini işleyen bölüm de aşk, güzellik ve bereket tanrıçası İnanna’dan Astronomiye giden yolu merak edenler için biçilmiş kaftan. Bu bölüm mitolojiden pek çok örnekle mitoloji severlere kucak açıyor. Mitolojinin aslında insanoğlunun yaşamda anlam veremediklerine anlam verme şansı olduğunu, yanardağ patlamalarıyla kızgın boğaları eşleştirerek pek de güzel anlatıyor üstelik. Güneş Tanrısı’ndan Temmuz’a, mevsimlerden ölüme hemen her konuda mitolojik temellere oturan, pagan inanışlarına ve tek tanrılı dinlere sızan çok sayıda örneği bir çırpıda saymanın mümkün olduğunu gösteriyor. “Beynelmilel Yolculuk” bölümünde ise yazar ülkelerin adlarına dair ufuk açan bilgiler veriyor okura. Mısır, Çin, Hindistan derken ülkeleri nasıl adlandırdığımızın hem tarihsel hem de fonetik arka planını ortaya koyuyor. Çin’in kendilerine göre “dünyanın ortası”nda olması, etraflarında diğer ülkelerin, milletlerin yer alması onların nezdinde mantıklı da olsa başkalarının onlara “Çin” demesi de bir o kadar mantıklı geliyor bu bölümü okuyunca. Farsça ve Arapça’nın bazı konularda çok benzer, bazı noktalarda da taban tabana zıt olduğunu, bir ön ekin bir dilde olumlu, diğer dilde olumsuz oluşunun ve üstelik bu eklerle oluşturulan kelimelerin bir de Türkçeye yerleşmesinin muhtemelen üzerine hiç düşünmediğimiz hikayelerini okuyoruz “Biraz da Türkçeden Konuşalım” bölümünde. Dilimize başka dillerden geçen, deyim yerindeyse elimiz ayağımız olmuş kelimelerden bahisle; yine diller arası benzerliklerden, geçişlerden söz açıyor; organ isimlerinden hısım akraba ilişkilerinin adlarına kadar çalınmadık kapı bırakmadan dip köşe ortaya döküyor bütün kelimeleri…
Yazının doğuşundan, aslında yine Sümerlerden, Fenikelilerin alfabeyi yazılı hale getirip ticaretin temeli olan hesap işini nasıl düzenlediklerinden ve Yunanlıların el atmasıyla nasıl yayılmaya başladığına, oradan da Latin harflerine geçişte dilimizin yürüdüğü adımlara pek çok detay “Yazı Hakkında” bölümünde yer buluyor kendine. Bir başka bölüm mesela “gönül”, “huzur”, “yürek” gibi bazı kelimelerin nasıl sadece dilimize has anlamları olduğundan bahsediyor.  Bir bakıyorsunuz “Tanrı’nın koyunu İsa”nın nasıl “Tanrı’nın foku” olduğundan da söz ediyor yazar. Çünkü aslında dil biraz da coğrafyadır.
Son söze gelirsek, dilin dinamikliğinden, dilimizin canlılığından ve gücünden bahsederek umut veriyor bize. Dünyanın küreselleşmesiyle iç içe geçen diller arasında akan kelimelerin, dildeki yerlerini bulduklarını; biz konuştukça, okudukça ve yazdıkça dilimizin var olacağını hatırlatıyor. Umutsuzluğa kapılmayı değil; okumayı, konuşmayı, anlaşmayı tavsiye ediyor. Bizim payımıza da bu tavsiyeye uyarak kitabı okumak düşerse, ne mutlu!

Babil Kulesi Kitabı, Mahir Ünsal Eriş, Kafka Kitap, 2023, 181 s.

Önceki İçerikÇevirmenin sorumluluğu
Sonraki İçerikÇıplak gerçeğin gerçek-üstü romanı: Ramak