Ana Sayfa Bilim Gündemi Multipl skleroz genleri hayvanlardan bulaşan hastalıkları engellemek için mi ortaya çıktı?

Multipl skleroz genleri hayvanlardan bulaşan hastalıkları engellemek için mi ortaya çıktı?

114
Multipl skleroz, bağışıklık sistemi sinirlere saldırmaya başladığında ortaya çıkan bir otoimmün yanıttır. Sağlıklı sinir lifleri, miyelinden oluşan bir koruyucu kılıf ile kaplıdır. Bu sayede hücreler arası uyarılar kolaylıkla birbirleri arasında iletilir. MS Hastalığı - Multiple Skleroz hastalığında ise bağışıklık sisteminin hücreleri beyin ve omuriliğinizdeki sinir liflerine yanlışlıkla saldırarak miyelin kılıfına zarar verir ve normal sinir hücresi yapısı bozulur.

Çev: Ebru Oktay

Atalarımıza ait şimdiye kadarki en büyük genetik veri tabanı, multipl skleroz (MS) gibi bazı tıbbi durumların yanı sıra, boy uzunluğu gibi diğer kalıtsal özelliklerde de insanlar arasında neden bazı farklılıklar olduğuna ışık tutmaktadır.

Bulgulara göre MS’in arkasındaki genler, insanların hayvanlardan geçen enfeksiyonlara karşı direnç göstermelerine yardımcı olduğu için yaygın hale gelmiş olabilir.

Diğer bulgular arasında Alzheimer hastalığının neden bazı gruplarda diğerlerine göre daha yaygın olduğuna ve neden Kuzey Avrupa’daki insanların kıtanın güneyindekilere göre daha uzun boylu olma eğiliminde olduğuna ilişkin açıklamalar da var.

Danimarka Kopenhag Üniversitesi’nden Evan Irving-Pease, “Binlerce yıl önce olup bitenlerin, günümüzde yaşayan insanların sağlığı ve uzun ömürlülüğü üzerinde gerçekten derin etkileri olabilir” diyor.

Ataları Avrupa ve Batı Asya’dan gelen insanların genleri, üç büyük göç dalgasıyla şekillendi. Avcı-toplayıcı yaşam tarzını yaşayan modern insanlar bu bölgelere ilk kez yaklaşık 45.000 yıl önce geldi. Yaklaşık 11.000 yıl önce Orta Doğu’dan bir çiftçi dalgası geldi ve bunu Avrasya bozkırlarından, şimdi Yamnaya halkı olarak adlandırılan başka bir hayvan çobanı akını izledi.

Irving-Pease’in ekibi, bu kitle hareketlerinin modern tıbbi koşulları nasıl şekillendirdiğini anlamak için Avrupa ve Batı Asya’daki müze koleksiyonlarında bulunan ve en eskisi 34.000 yaşında olan yaklaşık 5000 antik kalıntıdan alınan kemik ve diş örneklerini analiz etti.

En son araştırmada yaklaşık 1600 kişiyi analiz ederek oluşturulan raporlar kullanıldı. Ekip, bu bireyleri, UK Biobank adı verilen devasa bir tıbbi veri kümesindeki 410.000 kişiden alınan genetik verilerle karşılaştırdı ve Avrupa ​​kökenli olanları seçmek için yalnızca beyaz katılımcıları analiz etti.

Ekip, bağışıklık sistemi sinirlere saldırmaya başladığında ortaya çıkan ve sıklıkla ilerleyici sakatlığa yol açan otoimmün bir durum olan MS’e odaklanarak işe başladı. Önceki çalışmalarda, daha yüksek MS riskine bağlı 233 genetik varyant bulunmuştu.

Sonuçlar, Birleşik Krallık’taki modern insanlar arasında genetik MS riski daha yüksek olanların Yamnaya’dan daha fazla köken aldıklarını gösteriyor. Ekip ayrıca, MS’e yatkınlık yaratan genetik varyantlardan bazılarının ilk olarak Yamnaya halkında ortaya çıktığını ve Avrupa’ya doğru yayıldıkça onların soyundan gelenlerde daha sık görülür hale geldiğini belirledi.

Yamnaya halkının hayvanlar arasında yaşamış olması göz önünde bulundurulduğunda MS ile bağlantılı 233 varyanttan bazılarının bağışıklık sistemini de etkilediği de düşünülürse, araştırmacılar MS’in ardındaki genlerin muhtemelen Yamnaya halkının, hayvanlardan insanlara yayılabilen bakteri ve virüsleri savuşturmasına yardımcı olduğu sonucuna vardılar. Ekip ayrıca daha önce MS risk varyantlarından birkaçının tüberküloza karşı kısmi dirençle bağlantılı olduğunu da göstermişti.

Başka bir makalede araştırmacılar, atalarımızın Alzheimer hastalığı için genetik riskimizi nasıl etkilediğine ışık tuttular. Günümüzde insanların, Avrupa’nın ilk avcı-toplayıcı popülasyonlarından bir ataya sahip olmaları durumunda, Alzheimer’a yakalanma riskinin daha yüksek olmasına yol açan ApoE4 adı verilen bir gene sahip olma olasılıkları daha fazlaydı.

Araştırmacılar makalelerinde, bu genin ApoE2 adı verilen ve düşük Alzheimer riskiyle sonuçlanan alternatif bir varyantının, belki de sıtmaya veya bilinmeyen bir viral enfeksiyona karşı koruma sağladığı için Yamnaya halkında bir kazanç olarak ortaya çıktığını belirtiyorlar.

Arizona’dan Benjamin Trumble, Alzheimer’dan koruyan bu varyantın, üreme avantajı sağlamadığını, bu nedenle demans üzerindeki etkileri iyi gibi görünse de evrim tarafından seçilmeyeceğini, zira demansın genellikle insanların çocuk sahibi olmasından çok sonra ortaya çıktığını vurguluyor.

Trumble, “Bu makalenin en güzel yanı, geçmişe daha derinlemesine bakması ve o zaman neyin avantajlı veya dezavantajlı olabileceğini söylemesidir. Çoğunlukla modern ortamlara odaklanıyoruz ve belirli bir genin tamamen zararlı olduğunu söylüyoruz. Oysa aslında, sürecin çeşitli noktalarında seçici baskıların ne olduğunu düşünmeliyiz” diyor.

Analizden elde edilen bir başka bulgu da, Avrupa’da yaşayan insanlar arasında Yamnaya kökenli olanların daha uzun olma eğiliminde olduğudur; bu da neden kuzey Avrupa’daki insanların ortalama olarak güney Avrupa’dakilerden daha uzun boylu olduğunu açıklayabilir gibi görünüyor.

Önceki İçerikTuhaf dev gezegen, güneş sisteminin kurallarını yeniden yazabilir
Sonraki İçerik‘Maçoğlu meselesi’