Ana Sayfa Dergi Sayıları 240. Sayı Dâhilerin izinde başarıyı tetikleyen güçlü unsurlar

Dâhilerin izinde başarıyı tetikleyen güçlü unsurlar

118
0

Doç. Dr. Tülin Otbiçer Acar

Bu yazıda, okuyana çeşitli ilhamlar vermesi amacıyla Craig Wright’ın kaleme aldığı ve Hediye Deniz Ülker’in Türkçeye çevirdiği “Dâhilerin Gizli Alışkanlıkları” isimli eserden önemli fikirler damıtılmış ve sentezlenmiştir. Dâhilerin sıra dışı başarılarının ardındaki gizli alışkanlıkları fark etmek ve onların derin dünyasına kapı aralamak, bizlere takip ettikleri özgün stratejileri keşfetme olanağı sunmaktadır. Dolayısıyla bu yazı, okuyucuya bir davettir. Dâhilerin günlük rutinlerinden, alışkanlıklarından örnekler alabiliriz. Hatta etrafımızdaki dâhileri fark edebiliriz.

Deha kavramının tarihsel yolculuğu
Deha geni var mıdır, yok mudur? Henüz tespit edilemediğini biliyoruz. O hâlde sorumuzu değiştirelim. “Deha nedir?” sorusuyla başlayalım. “Dâhi” ve “deha” kelimelerinin genellikle aynı anlamda kullanıldığını ancak bu kelimelerin zaman içinde dildeki anlamlarının değiştiğini öğreniyoruz. Görülen o ki deha, her çağda farklı anlamlara sahip olmuş bir sözcük. İngilizcede “genius” kelimesi, “koruyucu melek” manasında kullanılagelirken Antik Yunan’da, “daemon” (şeytan ya da ruh) ve “mania” (yaratıcı bir öfke) kelimelerinin dehaya gönderme yaptığını biliyoruz. Orta Çağ’da deha, “Tanrı tarafından kutsanmış bir ruh” olarak kabul edilmiş ve 18. yüzyıla kadar deha ile kast edilene daha çok mistik bir anlam yüklenmiştir. Ancak tarih şeridinde Aydınlanma Çağı’na geldiğimizde artık dâhi sözcüğü, -dâhiler Tanrı’yla olan yollarını ayırdıklarından olsa gerek- “doğuştan gelen bir öz” olarak ele alınmış. Bilimin altın çağı 19. yüzyılda “deha veya dâhi” sözcüğünün anlamının, özellikle zamana ve mekâna göre değişkenlik gösterdiği fark edilmiş. İster deha ister dâhi deyiverelim, bu kelimeler, her dönemde farklı bir anlama bürünmüş ve bugün deha kavramının mistik öğelerden uzaklaşarak somut ve gözlenebilir bir etkiyi temsil ettiğini söyleyebiliyoruz.

Dâhilik: toplumu dönüştüren bir potansiyel
Yenilikçi fikirleriyle, özgün eserleriyle toplumları, zamandan ve kültürden bağımsız olarak, iyi ya da kötü yönde değiştiren kişi, dâhi olarak tanımlanacak olursa çevrenizdeki dâhileri listelemeyi dener misiniz? Dâhi etki bırakır ve dâhilik derecesi artıkça bırakılan etki uzun dönemli olmaktadır. Dâhi, değiştiren kişidir ve değiştiren kişi yaratıcı olandır. Burada yaratıcılık ile kastedilen geleneğin dışına çıkma cüretidir. Dolayısıyla dâhileri, o çok yetenekli insanlardan ayırt edici özelliklerden biri, geleceği önceden gören, etki bırakan ve değiştiren kişilerden olmalarıdır. Dâhi, salt bir kurtarıcı olmasa da âdeta bir kurtarıcının yerini alma gücüne sahiptir.

Yetenek ile dâhilik arasındaki fark nedir?
Sosyal medyanın vitrinlerinde parlayan mucize çocukların kiminin taklit kapasitesi yüksek, kiminin çok güçlü bir belleği, hafızası var. Pi sayısının bilmem kaçıncı basamağına kadar ezbere bilen kişiler var. Guinness rekorlar kitabına girmiş nice ilginç, yetenekli insanlar var. Ama her birini birer dâhi olarak nitelemiyoruz. Neden? Çünkü esas olan o yetenekle yaratılan eserler ya da fikirler ve bu eserlerin/fikirlerin dünyayı değiştirme gücü… Dâhide aradığımız özellik yetenek ya da üstün bir kapasite değil, değiştirme veya etkileme gücü.

Yeteneğinizle hiç kimsenin yapmadığı bir resmi, bir besteyi yapabilir ya da bir şeyi keşfedebilirsiniz. Oysa dâhi, özellikle kimsenin göremediği/düşünmediği/beklenmeyen işi yapandır. Altını çizmek gerekirse dâhi, değişimin gelişini “önceden gören kişidir”. İki örnek verelim: Yüzücü Michael Phelps, yetenekli bir yüzücüdür ancak yüzme alanında bir değişim ya da bir yenilik gerçekleştirmediği için kendisi bir dâhi değildir. Jimnastikçi Simone Biles ise bir dâhidir. Neden? Çünkü o, denge tahtasında ikili takla, yerde üçlü-ikili olmak üzere hareket sayısını dörde çıkararak jimnastik spor dalında önceden olmayanı, “yeniliği”, getirmiştir.

Da Vinci, Mozart, Shakespeare, Van Gogh, Picasso… dâhiler/dehalar arasında sıralanırlar. Neden? Çünkü onların etkileri, yaşadıkları zamandan bağımsızdır. Bir kültüre, bir topluma ait değillerdir. Yapıp ettikleriyle, fikirleriyle tüm dünyaya aittirler. Marie Curie bir dâhidir. Uzun çalışmalardan sonra sadece 1 gram saf radyum elde ederek insanlığı değiştirmiştir. Polanyum ve radyum elementlerini keşfederek insanlığa mal olmuştur. Curie, deney tüpüne koyduğu radyumla tümörlerin yok edilmesine ve radyasyon onkolojisinin kurulmasına vesile olmuştur. Bu açıdan, o değişimin gelişini önceden gören bir dehadır.

Peki, bizler dâhilerden neler öğrenebiliriz?
Bazı dâhilerin olağanüstü yeteneklerinin olmasının yanı sıra birçoğunda gözlenen birtakım özellikleri var. Acaba bu özellikleri bilen eğitimciler, öğretmenler öğrencilerini ya da yöneticiler çalışanlarını daha etkili yönlendiremezler mi? Peki ya bizler, dâhilerin bu özelliklerinden yararlanamaz mıyız? Neden olmasın? Dâhilerde gözlenen özellikleri sıralayalım:

– Çalışma ahlakı/ çok çalışma (Dehanın % 99’u terdir, der Edison.)

– Direnç/ kararlılık (Einstein’ın makalesi uzun bir süre kabul görmedi. Neden? Ezber bozuyordu çünkü)

– Özgünlük

– Çocuksu hayal gücü

– Üstesinden gelinemeyen bir merak

– Tutku (Tutkunuzun peşinden gidebilmek için önce onu bulmalısınız. Tutkunuzu bulmak için sadece, sevin ve çalışın).

– Yaratıcı uyumsuzluk

– İsyankârlık

– Sınır ötesi düşünmek

– Ayrıksı eylemler

– Hazırlık

– Takıntı

– Gevşeme

– Odaklanma

İşte dâhi, bu özelliklerin bileşkesidir. Dikkat edilirse bu niteliklerin bir kısmı, bir tür kişilik özelliği olarak da değerlendirilebilmektedir.

Meydan okuyanlara dikkat edin
Jack Ma, John Lennon, Edison, Churchill, Walt Disney, Darwin, William Faulkner, Steve Jobs. Bu dâhilere, standart IQ testleri uygulansaydı, sonuçlar hepimiz için şaşırtıcı -belki de hüsran- olurdu.

IQ testleri, bireylerin zihinsel yeteneklerini değerlendirmek için kullanılan standartlaştırılmış ölçüm araçlarıdır. Bu testler mantık, matematik ve dile dayalıdır. Okuldaki sınavları düşünün. Uygulanan sınavların/testlerin tanımlı bir süresi vardır. Okullarda yapılan sınavlar, ulusal ya da uluslararası büyük ölçekli sınavlar veya standartlaştırılmış testler, genelde yaratıcı cevaplara puan vermez, veremezler. Çünkü sınavlarda, testlerde anahtarlanmış ve doğru olan cevaplara puanlar verilir. Merak, tutku, odaklanma, yaratıcı uyumsuzluk gibi özellikler, süresi sınırlı ve içeriği tanımlı sınavlarla ölçülebilir mi? Sınavlarda ancak ve ancak öğrenilen/öğretilen bilgiler yoklanır. Oysa deha, öğrenmediği, bilmediği şeylerin; çözülmesi gereken problemleri keşfetmenin peşindedir. Dehaya, bildikleri değil bilmedikleri lazımdır. Burada merakla kastedilen daha çok anlama isteğidir. Anlama isteğine dayalı olan merak hepimizde, herkeste var. Ancak bu anlama isteği, dâhilerde çok daha şiddetli. Arkadaşlarınıza, çevrenizdekilere bu gözle hiç baktınız mı?

Yazar Joanne K. Rowling, üniversitede motivasyon eksikliği yaşadığı için kafede oturup öykü yazmaya çok fazla, derslerine ise çok az zaman ayırdığını ifade etmiş. Edison, sınıfının birincilerinden değil, sonuncularından. Einstein, beş kişilik fizik bölümünü 4. olarak bitirir. Steve Jobs’un lisedeki not ortalaması 2,65. Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, Çin’de yapılan yükseköğretim sınavında başarısız olunca ikinci kez sınava girer ve 120 puan üzerinden 19 puan alır. Yanlış okumadınız, 19 puan. Beethoven, sayıları toplarken bile zorlanırdı ve en basit hesaplamaları yapamadığı  biliniyor. Walt Disney, vasatın altında bir öğrencidir ve sınıfta sık sık uyuyakaldığı söyleniyor. Picasso, alfabedeki harflerin sırasını hatırlayamazdı ve o, rakamları bir resmi temsil ediyormuş gibi algılıyordu. Hawking, 8 yaşına kadar okumayı bilmiyordu.

Zannetmeyin ki dâhiler, yaşamlarında her zaman ve her durumda başarılı oldular. Dâhiler de başarısız olmuşlardır. Hem de pek çok kez. Çoğu kez yanıldılar. Dışlandılar, aforoz edildiler, alay konusu oldular. Ama dâhiler, tekrar tekrar denemekte ısrarcıydılar. Âdeta kendilerine meydan okumuşlardır.

Dâhiler dünyayı değiştiriyorlar değiştirmesine fakat kimisi takıntılı ve huysuz. Kimisi Edison gibi empati yoksunu. Normların dışında ahlak anlayışı olan dâhiler yok mu? Var.  Dâhilerin beşer olduğunu unutmayalım. Çok üstün yaratılmış, mükemmel huy ve davranışlarla donatılmadıklarını bilmek gerek. Dehaların zaafları, çekilmez hırsları, dürüst olmayan yönleri de var. Elon Musk, son derece kaba ve tahammülsüz, değil mi? Mark Zuckerberg, kişisel verilerimizi şirketlere satıyor. Steve Jobs, yarattığı teknoloji ile plak, kamera üreticilerini sarsmadı mı? Onun yüzünden pek çok kişi işinden oldu. Edison, icadıyla bir açıdan mum imalatçılarının meslek hayatlarını bitirdi. Calculus için Newton, Leibniz’e ne hileler yaptı bir bilseniz.

Dâhilik, aynı zamanda bir tür travmatiklik
Erken yaşta bir ebeveynini, çoğunlukla da annesini kaybeden dâhilerin sayısı, dikkat çekicidir. Ressam Michelangelo, Leonardo da Vinci, Isaac Newton, Johann Sebastian Bach, Ludwig van Beethoven, Fyodor Dostoyevski, Lev Tolstoy, William Wordsworth, Abraham Lincoln, Mary Shelley, Clara Schumann, James Clerk Maxwell, Marie Curie, Charlotte&Emily Bronte, Virginia Woolf, Sylvia Plath, Paul McCartney, Oprah Winfrey. Bu isimlerin yaşamları, çocuklukları travmalıdır. Ne ki hepsi de dünyayı farklı yorumlamamıza neden oldular. Trajedilerin üstüne gitme, mücadele etme direnci dehayı biçimlendiriyor olamaz mı? Konforlu, mutlu ve zengin ailelerin çocuklarından neden dehalar çıkmıyor? Kimi zengin ailelerden deha çıksa da çarpıcı olan zenginlikleri değil yaşamlarının bir noktasında travmalı olmalarıdır. Dylan Thomas’ın “Mutsuz bir çocukluk geçirmekten daha kötü bir şey varsa o da çok mutlu bir çocukluk geçirmektir.” nüktesi söylenmek istenene net olarak işaret ediyor, değil mi?

Dâhilik nasıl ortaya çıkıyor?
Dâhilerin aşırı varlıklı ailelerden gelmediklerini görüyoruz. Şayet aileden bir servete konmamışlarsa servet sahibi kişilerden dâhi çıkmıyor. Ne ki aşırı yoksulluk durumunda da fırsatlara çok az rastlanılıyor. Orta sınıf olmak, dâhilik için bir şans. Ne ki şans hep hazırlıklı zihinlerden yanadır. Şans veya fırsatlar, kendine emek vermiş dâhilerin karşısına çıkmakta. Şans, sıradan insanlara uğramıyor. O hâlde, fırsatlar ayağımıza geldiğinde hazırlıklı olmalıyız. Çok çalışarak şansımızı artıracağımız aşikâr. Çünkü dâhilik, aniden beliren bir şey değil. Esasında “Eureka!”, (Buldum!) denilen anlar, uzun süreli zihinsel bir hazırlık sürecinin sonucunda vuku bulmakta. Einstein, görelilik teorisini iki yıl düşünür. Tesla, zihninde yedi yıl boyunca endüksiyon motorunu tasarlar.

Şayet sizi yönlendirecek bir ebeveyn yoksa günün birinde bir akıl hocasıyla karşılaşmak gerek. Akıl hocanız da yoksa cesur olun, ezberleri bozun, kararlar alın ve uygulayın. Bu dört edim konusunda kendi kendinize telkinlerde bulunun ve hatta davranış biçiminizi değiştirmeye çalışın.

Uzmanlığınızın/bilginizin esiri olmamak için bir başka yeteneğe/beceriye sahip olmak ya da farklı alanlarda kendimizi yetiştirmek cehalet değil, dâhilik göstergesi. Hangi yaşta olursak olalım merak eden, şaşıran, keşfeden öğreniyor. Bu keşfetmenin, çalışmanın, merakın sınırları yok ama bir “manyaklık” derecesinin olduğunu itiraf etmek gerek. Hemen iğne alıp gözümüze sokmayalım ama vakti zamanında Newton, gözüne soktuğu iğne ile renk algısına dair bir incelemeye koyulmuş. Tesla, yüksek voltajlı elektrik akımına kaç kez tutuldu dersiniz? Einstein, pusula ibresinin sabit durmasına şaşırdığı için görelilik/bağıntılılık teorisini inşa etti. Darwin, yaşlı bir ağaç kabuğunda iki böcek görür. Birini bir eliyle, diğerini öbür eliyle yakalar. Sonra kaybetmeye katlanamayacağı üçüncü ve yeni bir tür böcek görür. Hemen sağ elinde tuttuğu böceği, ağzına atar ve gördüğü üçüncü böceği yakalar. Merak, insana neler yaptırıyor neler? Edison günün ortalama 18 saatini çalışma masasında geçiren bir çılgın. Onun bu çalışma temposunun, kurduğu aile düzeninde ne tür sorunlara yol açtığını tahmin etmek zor olmasa gerek. 18 saat çalışan bir eşe, hangi eş katlanır?

Hiçbir dâhi ilhamla, hayallerle başarılı olmamıştır. Onun için ilham beklemeyin boş yere. Sadece tutkuyla çalışın… Şansa veya fırsatlara zihnen hazırlıklı olun. Bekleyerek zaferlerin kazanıldığı nerede görülmüş?

Dâhilerin sonsuz öğrenme aşkı
Peki, dâhinin aldığı eğitim önemli midir? Eğitim önemlidir çünkü bilinir ki eğitime tâbi tutulmayan zekâlar, yetenekler donuklaşıyor. Kavrama gücü kıtlaşıyor. Burada bahse konu olan eğitim, salt örgün eğitim olarak anlaşılmamalı. Meselemiz sadece diploma almak, programdaki derslere girip çıkmak değil. Dâhiler arasında eğitimini kesintiye uğratan, örgün eğitimi yarıda bırakanlar yok mudur? Vardır elbette. İşte bazıları: Bill Gates, Steve Jobs, Mark Zuckerberg, Elon Musk, Bob Dylon, Lady Gaga, Oprah Winfrey, Jack Ma, Richard Branson, Kanye West.

Bu örneklere bakıp “Hadi okula gitmiyoruz.” diyemeyiz. Eğitim sisteminin niteliğini tartışabiliriz ancak bu dâhileri örnek gösterip bireyleri eğitimden soyutlamaya teşvik edemeyiz. Dikkat edilirse okulu bırakan dâhiler, öğrenmeyi hiç bırakmadılar. Her biri, yaşam boyu öğrenme/deneme bağımlısı. Dâhilerin bilmeleri gerekenleri bir şekilde öğrendiklerine dikkat çekelim. Onlar, kendilerine sıkıcı gelen eğitim sisteminden veya isteksiz öğreticilerden uzaklaşarak esas itibarıyla meraklarını doyurmanın yolunu bulmuşlardır. Bu yolda, yeni ve alışılmadık deneyimler vardır. Cesurdurlar. Soru sorarlar ve aldıkları cevabı dikkatle dinlediklerini biliyoruz.

Dâhiler, hedefleri doğrultusunda ilerlemek için büyükşehirlere, nitelikli saygın üniversitelere, silikon vadilerine, teknokentlere gitme konusunda tereddüte dahi düşmezler. Neden? Çünkü aradıkları cevaplar oralardadır ve bilirler ki oralarda kendisi gibi zekâlar vardır.

Sokrates, Luther, Galileo, Gandi gibi dâhilerin her zaman vuku bulan bilme aşkı, onların toplum tarafından dışlanmalarına da neden olmuş mudur? Elbette. Ne ki bilmek istediklerinde ısrarcı oldukları için çoğu zaman otoriteye de meydan okumuşlardır. Dâhilerin meydan okumaları isyankâr olduklarından değildir. Kaldı ki pek çok isyancının fikirleri kimsenin işine yaramıyor. Hatırlatalım, dâhiliğin tanımında toplumları iyi ya da kötü yönde etkilemek söz konusu idi. Dâhilerin, meydan okumaları toplumlara bırakacakları etkilerin bir anlamda habercisi.

Sonuç olarak, dâhilerin hayatlarına, kariyerlerine ve düşünce tarzlarına baktığımızda, onların sıra dışı başarılarının arkasındaki ortak özellikleri görebiliriz. Genellikle dehalar özel ve olağanüstü yeteneklere sahip bireyler olarak tanımlansalar da başka özelliklere sahip olduklarını biliyoruz. Onların bu özelliklerinin (alışkanlıklarının) çoğunu bizler de edinilebiliriz. Evet, dâhilerin hayatlarından çıkarılacak birçok ders bulunmaktadır. Çalışma ahlakı, direnç, özgünlük, merak, tutku gibi özellikler, herkesin hayatında uygulanabilir ve geliştirilebilir özelliklerdendir. Sürekli öğrenme motivasyonu, meydan okumalar ve hedeflere kararlılıkla ilerleme arzusu, hepimizin başarısını artırabilecek unsurlardan birkaçı. Bu yazıda, dâhilerin tarihsel evriminden başlayarak dâhilikle yetenek arasındaki farka, dâhilerin toplumu dönüştürme potansiyeline ve onların yaşama biçimlerinden çıkarılabilecek derslere değinildi.

NOT Anlatım ve imlâ hatalarıma işaret etmekle kalmayıp bu yazıyı değerli yorumları ve önerileriyle güzelleştiren Kıymetli Öğr. Gör. Dr. Fatma Türkyılmaz hocama gönülden minnettarım.