Ana Sayfa 53. Sayı Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile mücadele için…

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile mücadele için…

Ülkemizde ilk olarak 2002 yılında Tokat yöresinde görülen KKKA hastalığı, önce 8 ile yayılmış daha sonra riskli il sayısı 36’ya çıkarılmıştır. Hastalığın ilk çıktığı yıldan itibaren 1820 kişide hastalık teşhis edilmiş ve bu hastalardan 92’si kaybedilmiştir.

29

Antalya Tabip Odası, Antalya Veteriner Hekimler Odası Basın Açıklaması

Bilimsel Danışmanlar
Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın / Akd. Üni. Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı
Prof. Dr. Bayram Ali Yukarı / M. Akif Ersoy Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Bşk.

Vektörlüğü tespit edilmiş olan kene türünün sahil kesiminde üreyip çoğalmasının zor hatta imkânsız olduğu, bu nedenle de bu bölgelerimizde KKKA hastalığı görülmeyeceği yönündeki açıklamalara rağmen, Burdur Bucak’ta görülen ilk vaka ile hastalığın kapımızı çaldığını düşündüğümüz için basın bildirisi yayınlamak suretiyle düşüncelerimizi ve endişelerimizi kamuoyu ile paylaşmak üzere bir araya geldik.
Bilindiği üzere içinde bulunduğumuz mevsim itibarı ile KKKA hastalığı ve bu hastalıkta vektör olan keneler konusunda kamuoyunda panik havası sezilmekte olup, kaygılar giderilememiş görülmektedir.
Öncelikle nüfusumuzun büyük bir bölümü şehirlerde yaşayan halkımıza, daha keneleri tanıma konusunda yeterli bilgi verilememişken, KKKA hastalığında vektör olan kene türüne yönelik verilen, şu rakımın altında olmaz, sadece şu bölgelerimizde olur gibi çoğu tahmine dayalı bilgi verilmesinden kaçınılmalı, kene ve keneyle mücadele konusu bir bütün halinde ele
alınmalıdır.
Kene ve vektörü olduğu hastalıklar (öncelikle KKKA hastalığı konusunda) ile mücadele konusunda vakit geçirmeden, kısa, orta ve uzun vadeli program oluşturulmalı ve bu program resmi politika haline getirilerek kamuoyuna açıklanmalıdır.
Kısa vadede hastalık görülen bölgeye yönelik araştırma, mücadele ve korunma önlemlerine öncelik verilerek çalışma yürütülmelidir (evcil hayvanlar ve bunların barınaklarında kene mücadelesi, hayvan nakilleri öncesi hayvanların keneden arındırılması ile hayvan pazarlarında kenelerden korunmaya yönelik önlemler gibi).
Kene enfestasyonuna maruz kalma konusunda risk grubunda yer alan, hayvancılıkla uğraşanlar, mezbaha çalışanları, çiftçilikle geçimini sağlayanlar, kırsal kesimde yaşayanlar, avcılar, kırsalda görev yapmak zorunda olan askeri personel ile sağlık personeli, veteriner hekimler ve veteriner sağlık teknisyenlerine kene ve keneden korunma hususlarında eğitim /hizmet içi eğitim verilmelidir.
Belirli bir program çerçevesinde hizmet içi eğitime tabi tutulacak Veteriner hekimler ve özellikle kırsalda görev yapacak Tıp doktorları (Veteriner fakültelerinin ilgili birimlerinde), eğitici sıfatı ile kırsalda eğitim faaliyetlerinde görevlendirilmelidir .
KKKA hastalığında endemik bölge olan Kelkit vadisi ve civar illere yönelik ayrı bir program oluşturulmalı, bu bölgedeki hayvanlar özel olarak kayıt altına alınmak suretiyle işaretlenmeli, bu bölgeden diğer yörelere damızlık ve besi amaçlı hayvan çıkışına müsaade edilmemeli, sadece kesim amaçlı olarak ve kontrollü bir şekilde hayvan nakline müsaade edilmelidir.
Yaban hayatının yoğun olduğu bölgelere piknik amaçlı olarak girilmemesi için uyarıcı levhalar asılmalı, buralara av amacıyla girecek insanların, keneler ve keneden korunma önlemleri konusunda önceden (avcılık kulüpleri aracılığı ile) yetkili elemanlarca eğitilmelerine özen gösterilmelidir.
Yine KKKA hastalığının sık görüldüğü bölge başta olmak üzere piknik alanları (Belediye, muhtarlık vs.) önceden belirlenerek ilan edilmeli ve yılda bir dönüşümlü kullanılacak şekilde planlama yapılmalıdır.
KKKA hastalığı görülen bölgeler başta olmak üzere, her coğrafi bölgemizde Veteriner Fakültelerinin Parazitoloji ve Viroloji Anabilim dallarının birlikteliğinde (ilgili bakanlık il müdürlüğü yetkililerinin de görev alabileceği) keneler ve hayvanlar üzerinde çalışma yürütülmesine yönelik araştırma grupları oluşturulmalı, halen yürütülmekte olan ve büyük çoğunluğu gönüllülük esasına dayalı, kişisel tercihleri öne çıkaran çalışmalar disipline edilmeli, araştırma ve bilimsel çalışmalar için teşvik ve destek programları oluşturulmalıdır. Orta ve uzun vadeli olarak ülke çapında kene ve KKKA hastalığında rezervuar konaklar üzerinde sürdürülebilir ve detaylı çalışmalar yapılmalıdır.
Çalışma grupları, yayılma eğilimi gösteren KKKA hastalığı, vektör kene ve bunların epidemiyolojilerinin ortaya çıkarılmasına özel önem vermeli, ancak çalışmalarını uzun yıllar sürdürülebilecek tarzda planlamalıdır. Bu gruplar kenelerin vektör olduğu diğer hastalıklar gündeme geldiğinde de araştırma yapabilecek, koruyucu önlemleri ortaya koyabilecek ve halkın aydınlatılmasını sağlayabilecek tarzda dinamik, birikimli ve donanımlı hale getirilmelidir.
KKKA hastalığı konusunda birden çok sorumlu bakanlık ve kurum söz konusu olduğundan koordinasyonda güçlük çekilmektedir. Bu durum verimliliği azaltırken, yetişmiş insan ve kaynak israfına da yol açmaktadır.
Bu hastalıkta evcil hayvanlar rezervuar (sorumluluk Tarım Bakanlığı ve Veteriner virologlarda), bu hayvanlarda beslenen keneler vektör şüpheli (sorumluluk Tarım Bakanlığı ve Veteriner parazitologlarda), kenenin kan emdiği insan KKKA hastası şüpheli (sorumluluk Sağlık Bakanlığı ve virolog- intaniye uzmanı ile diğer tıp hekimlerinde), yaban hayatını oluşturan birçok hayvan türü (domuz, tavşan, kirpi, keklik vs) KKKA hastalığında rezervuar konak (sorumluluk Çevre Bakanlığı yetkililerinde), piknik alanları ve hayvan pazarları kene bakımından risk bölgesi (sorumluluk İçişleri bakanlığında) olduğundan, bakanlıklar arası sorumlu ve yetkili bir üst kurul oluşturulması gerekmektedir.
Yine orta ve uzun vadeli çalışmalar yapmak üzere, Türkiye’de kene üretimi ve teşhisi ile kenelerle ilgili her türlü bilimsel araştırma yapılmasına imkâan sağlayacak donanımlı bir merkezi laboratuar kurulmalıdır. Bu laboratuar veya eklentileri KKKA hastalığı gibi kenelerle bulaşan hastalıklar konusunda da çalışma yapılmasına imkân sağlamalıdır.
Bilindiği üzere gündemimize gelen KKKA hastalığı ve kene sayısındaki artış büyük oranda ekolojik dengenin bozulmasından kaynaklanmaktadır. Yaban hayatını dengede tutacak (bir veya birkaç türün anormal artmasının engellenmesi gibi) programlar oluşturulmalıdır
Çevre kirliliği oluşturacak ve ekolojik dengenin daha da bozulmasına yol açabilecek geniş alanlara kimyasal atılmasından kaçınılmalı, hayvanlar üzerinde kene mücadelesi yapılırken ete ve süte geçmeyen ve Veteriner Hekimlerce önerilen ilaçlar ile (önerilen aralıklarla) uygulama yapılmasına özen gösterilmelidir. Yanlış ve kirlilik oluşturan uygulamalarda ısrar edilmesi durumunda sayısı artabilecek birçok haşere türü ile karşı karşıya gelebileceğimizin ve sağlığımızı tehdit edebilecek yeni hastalıklara maruz kalabileceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Sonuç olarak kamuoyuna, çevre ilaçlaması yapılarak kenelerden hemen kurtulacağımız izlenimi verilmesinden kaçınılmalıdır. Kenelerle, uzun yıllar birlikte yaşamak zorunda kalabileceğimiz, bu nedenle de keneyle mücadele ve korunma önlemlerinin süreklilik arz etmesi gerektiği ve mücadelede hiçbir önlemin tek başına yeterli olmadığı bilinmelidir. Yapılan ve yapılacak kene mücadelesinin kene varlığını ortadan kaldırmaya yönelik olamayacağı, bunun imkânsız olduğu, mücadele yöntemlerinin kene sayısını azaltmaya yönelik olduğu, bu nedenle kişisel korunma önlemleri ile hayvanlar üzerinde yapılacak mücadelenin çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

Önceki İçerikIşık kirliliğinin doğal yaşama etkisi
Sonraki İçerikDüşüncelerimiz özel mülkümüz müdür?