Ana sayfa 117. Sayı Tesla’nın Mirası

Tesla’nın Mirası

170
PAYLAŞ
Bu makale Zamanın Ötesindeki Deha: TESLA (Aykırı Yayınları2012, 264 s.) adlı kitabın son bölümünden kısaltılarak alınmıştır.

Çeviren: Margaret Cheney

Tesla’nın araştırma notlarına ve yazılarına ulaşmak Batılı bi­lim insanları için güçleştiyse de bu durum, tabii ki Tesla tarzı araş­tırmaların bittiği anlamına gelmiyordu. Tam tersine bu belirsizliğin yarattığı gizemli hava pek çok araştırmacıyı mucidin deneylerini tekrarlamaya yöneltiyordu. Ve tutkularının çerçevesinin genişliği eninde sonunda başarılı bir sonuca ulaşılmasını olanaklı kılıyordu. Ama Tesla’nın izinden yürüyenlere verdiği en büyük ilham yine kendi hayatı olmuştu. Mucide hayranlık besleyen Alman bir yaza­rın da belirttiği gibi: “Tesla, geleceğe dair kehanetlerde bulunabil­mek için bilimin sınırlarım hiçe sayan…yıldızlara uzanmaya çalışan modern bir Prometheus” idi.

Çev: Okan Gündüz, Ertuğrul Memed Koç

Tesla’dan ilham alan çalışmalara değinmeden hayatının anlatılmasının eksik kalacağını düşündük. Kayıtlar, tah­min edileceği üzere, karmaşık ve tamamlanmamış olacaktır; bu­na karşın etkileyicili olmaktan kesinlikle uzak değildir.

Tesla’nın küresel yıldırım ile ilgili deneylerinden başlayalım: Colorado Springs’deki araştırmalarında yıldırım topuna ilk şahit oluşunda bunun ne işe yarayabileceğini tahmin edememişti; onun için bu baş belasından başka bir şey değildi ama bir açıklamayı da hak ediyordu. Böylece yıldırım toplarının yapılarını incelemeye başlayacak ve yapay küresel yıldırımlar üretebilmeyi başaracaktı. İlginç olanı modern laboratuvarlarda onun ürettiği yıldırım topla­rı kadar mükemmel küreselliğe sahip olanları bir daha üretilemeyecekti. Peki bu sorunu ilgi çekici kılan şey nedir? Tabii ki en başta bilinemez oluşu. Ama ikinci neden uluslararası nükleer füz­yon -muhtemelen tarihteki en güçlü enerji kaynağı- elde etme ya­rışında önemli ipuçları içermesidir. Bu konuda çalışan bilim insanlarından bazıları ünlü Rus fizikçi Peter Kapitza, SRI International radyo fizik laboratuvarından Lambert Dolphin, Brigham Young Üniversitesi’nden Robert Bass ve Robert Golka’dır.

Wendover Utah’daki ABD Hava Kuvvetleri Araştırma Sahası’nın en büyük hangarından zaman zaman Golka elektriği ola­rak anılan çok parlak ışıklar yayılır çevreye. Burada çok sıkı güvenlik önlemleri altında Hiroşima’ya atılan atom bombasını ta­şıyacak olan Enola Gay adlı uçağın donanımı tamamlanacaktı.

Golka, Yugoslavya’daki Tesla müzesini yayınlanmamış notla­rını incelemek amacıyla iki kez ziyaret edecek ve hangarında Tesla’nın manyetik vericisi üzerine yoğun bir araştırma yürütecekti.

“Tesla o zamanlar kurduğu donanımla bizim bugün olduğumuz­dan daha ileri bir noktadaydı” diyor Golka. “Veriler kaybolmuş. Bunu nasıl başarabildiğini bilemiyoruz. Bazılarını günlüklerinde not almış ama çoğunu kafasının içinde saklamış.”

Golka “Tesla Projesi” kapsamında 22 milyon volta kadar ener­ji boşaltabilen bir manyetik verici üretebilecekti; bu, ustanın Co­lorado Springs’te ürettiğinin iki misliydi.

Yıldırım topunun füzyon araştırmaları ile kesiştiği nokta sı­kıştırılmış plazma problemiydi. Deneysel füzyon çalışmalarının çoğunda izotopik hidrojen gazları helyum çekirdeği oluşana ka­dar hızlandırılıyor ve ısıtılıyor, serbest kalıyor ve bu süreçte de yüksek miktarda enerji açığa çıkıyordu. Bu işlem sırasında hid­rojen yüksek oranda kinetik ve termal enerji ile yüklenirken tam anlamıyla plazma görünümünü alan maddesel bir hale dönüşü­yordu. Füzyon oluşmadan önce ise plazmanın kontrol altında tu­tulmasına, bir çeşit elektromanyetik “şişe” içine alınmasına çalışılıyordu.

En güçlü geometrik şekil küre olduğundan, Golka, hareketli kitlenin zapt edilmesi için en uygun ortamın küresel yıldırım ol­duğunu düşünüyordu. Yıldırım topunu “bir greyfurt büyüklüğün­de çeşitli renklerle parıldayan ve iç içe geçmiş pozitif ve negatif alternatif yüklü tabakalarıyla bir soğanı andıran bir oluşum” olarak tanımlıyordu. Binaların içinden zıplayarak geçebilir, suyun içine girip onu kaynatabilirdi. Ve bazen de, Utah’da olduğu gibi, en gelişmiş elektronik ekipmanları havaya uçurabilirdi. 1978 ya­zında, CO2 lazer ışınlarının kullanılması ile en sonunda küresel yıldırımın bir türevi olduğuna inandığı “boncuk” yıldırımı yaratabilmeyi başarmış ve artarda fotoğraflarını çekmişti.

Daha sonra ABD Enerji Bakanlığı’ndan, beş lazer ışını ile üre­teceği termonükleer füzyonun uygulamaya konmasında kullana­cağı pirosfer adını verdiği bir aygıt için proje desteği talep edecekti. “Ateştopu Füzyon Reaktörü”nde sadece radyoaktif ol­mayan helyum üretilecek ve bir milyar derecenin üzerinde ısıla­ra ulaşılabilecekti.

Nikola Tesla’nın Niagara Şelalesi’nde yaptığı ilk hidroelektrik santrali.

Ayrıca Hava Kuvvetleri’ne yine Tesla’nın fikirlerinden biri ile -bir tür yüklü parçacık ışını- başvuracaktı. Bu model de lazer tek­nolojisi kullanılacak şekilde tasarlanmıştı. Bu ışınların menzili­nin 6 bin mile ulaşabileceğine ve ICBM-tipi füzeleri havada yok edebileceğine inanıyordu. Kendi birleşik bobinlerinin üç katı bü­yüklüğünde bir Tesla bobini ile 200 milyon volt elektrik enerjisi elde edilebileceğini düşünüyordu.

Ama o da Tesla gibi yalnız çalışmanın sorunlarını yaşamaya başlayacaktı. “Kuruluşlar için çalışmaya başladığımda çevreme duvarlar örülüyor” diyordu. Çalışması gelişmiş donanımla ulaşa­bileceği noktanın sınırına dayanmıştı ve yüksek miktarlarda yatı­rıma ihtiyaç duyuyordu. Nükleer füzyon yarışındaki rakipleri yüksek bütçeli özel kuruluşlar ve devlet destekli üniversitelerdi ki bu sonuncuların bütçelerinde kısıtlanmaya gidildiği dahi olu­yordu. Onlar da lazer teknolojisi ile haşır neşir olmuşlardı. Gerçi Golka kendi kullandığı teknolojinin özel ve eşsiz olduğunu öne sürüyordu. Tesla’nın küresel yıldırım çalışmaları üzerine eğilen tek bilim insanı Golka değildi ama bu konuya kendisini en çok adayanlar arasında şüphesiz ilk onun adını anmak gerekir.

Manyetizma ve maddenin çok düşük ısılarda davranışı konula­rındaki çalışmaları ile 1978 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülen­lerden biri olmaya hak kazanan Rus Kapitza da çalışmalarında Tesla’nın katkısını yadsımayanlardan. “Çok yüksek frekanslarda titreşimlerin yaratılması ve bunların doğru akım elektrik enerjisine dönüştürülmesi elektrik enerjisi naklinde karşılaşılan problemlere olası çözümler sunuyor” diyordu. “Bu nakil elbette halen kullanıl­makta olanlarla benzerlikler sergileyecektir, ancak bu defa dalga yolunun kullanılması yerine ancak çok düşük dalga boylarında sap­ma yaptığı bilinen yüksek yönelimli ışınlar kullanılacaktır. Bu tip bir mekanizma kurulması fikri ilk olarak yıllar önce Tesla’nın aklına gelmişti. Ancak prensipte olanaklı olsa da, gerekli tertibatın kurulması için yüksek mühendislik bilgisine ve bu bilginin uygulamalarına gerek vardı. Bu ise ancak diğer enerji nakil sistemleri­nin bugünkü uygulamasıyla mümkün olabilecekti. Bu sayede enerji naklinde yeni ihtiyaçlara, örneğin uydulara enerji nakledilebilmesine cevap verecek yeni bir sistem kurulabilecektir.”

Uzay çağma önde girme yarışı sürerken telsiz enerji nakli konu­sunda ABD de geri kalmak istemeyecekti elbette. California’nın Barstow Çölü yakınlarındaki jet motor laboratuvarlarında mikrodalga enerji nakli konusunda çalışmakta olan Richard Dickinson da Tesla’nın çalışma ve kehanetlerinden ilham alanlardan birisiy­di. Gerçekten de uydularda güneş enerjisi ile elde edilen elektrik enerjisinin mikrodalga transfer yolu ile dünyaya nakledilmesi fik­ri ancak büyük ustaya ithaf edilebilecek bir romantizm, cesaret ve mali yük içeriyor.

Raytheon Company’den William C. Brown da mikrodalga teknolojisinde kullanılan rektenayı geliştirirken Tesla’nın öncülü­ğünü yaptığı radyo yayınları ve telsiz enerji naklinde radyo dal­galarıyla elektrik gönderme fikrinden yararlanmıştı.

Teorik olarak New York büyüklüğünde bir şehir, dünyanın çevresinde dünya ile eşzamanlı olarak dönen bir uydunun 22300 mil yükseklikten sağlayacağı beş milyon watt’lık elektrik enerjisi ile bir kış gününü geçirebilir. Ancak pratik olarak bu uyduların inşası milyarlarca dolara mal olacak ve savaş zamanlarında düşman uydularının saldırılarına açık olacaktır.

Tesla’nın Wardenclyffe’deki laboratuvarına oldukça yakın bir bölgede kurulan Brookhaven Ulusal Laboratuvarı da yüksek ener­ji çalışmaları ile mucidin atölyesinde gerçekleştirilen çalışmalar arasında yakınlık görmektedir. 1976 yılında düzenlenen bir tö­renle Tesla anılmış, Yugoslavya hükümeti de Wardenclyffe labo­ratuvarına yerleştirilmek üzere bir plaket göndermişti.

Hidroelektrik enerjisi üretimi konusunda bir hayli zengin olan Kanada da Tesla’nın çalışma ve fikirleri ile yakından ilgilenen ül­kelerden biriydi. Tesla’nın enerji nakli projesi -hayata geçirebil­diği takdirde- elektrik ulaştırılamayan bölgeler için tam anlamıyla bir nimet olacaktı.

Ama gerçekten işe yarayacak mıydı bu proje? Kanada’da Minesota’da ve yakın bir tarihte Güney Kaliforniya’da topraktan tel­siz enerji nakledilen birkaç projeye işlerlik kazandırılmış ve Tesla’nın sistemi uygulanarak gerekli bölgelere enerji nakledile­bilmesi sağlanmıştır. ABD Enerji Bakanlığına Tesla’nın sistemine dayalı projelere ödenek ayrılması için sık sık başvurularda bulunulmaktadır.

Ancak sistemin Tesla tarafından hayata geçirilip geçirilemedi­ğine dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır elimizde. Tesla’ya göre toprak, değerleri özenle belirlenmiş dalga boylan ile sabit bir dal­ga konumu yaratmak üzere yüklenmeliydi. Tesla, yayılma yolu­nun bir çemberin çapına uygun ilerlediğine inanmaktaydı. Ama 1899 yılından beri kaydedilen gelişmeler gösteriyor ki yayılma yolu bir çap boyunca değil çap ile küresel yüzey arasındaki elip­tik bir yolu takip ederek yayılmaktadır.

Dalga yayılımının ana özelliklerinden biri de dalga sabit kal­dığı sürece herhangi bir enerji nakli olmadığıdır; enerji yalnızca hareket halinde olan bir bileşkenle birlikte nakledilebilmektedir. Sınır tabaka yayılımı, yani iki farklı kitlenin (toprak ile gök gibi) sınırında kayıpsız dalga yayılım biçimi fikri uygulanabilirliğini korumaktadır. Bununla birlikte sınır düzleminin düzgün ve dalga­ların da düzgün bir şekilde harekete geçirilmiş olması gerekmek­tedir. Tesla’nın uyguladığı frekanslarda yayıcı ekipmanın devasa bir yapıda olması gerekiyordu. Colorado Springs’de çekilmiş fotoğraflardan anlaşılmaktadır ki kullanmakta olduğu cihazlar bu tip dalgaların yayılması için uygun yapıda değillerdi.

Tesla, muhtemelen Colorado Springs’de doğuya doğru kendi­sinden uzaklaşan ve göstergelerinde uç etkiler yaratan yıldırım fırtınası hakkında da yanılmıştı. Bu durumu hareket halindeki yıl­dırım fırtınasının toprakta durağan dalgalanmalar yaratması ola­rak yorumlamıştı. Bugün istasyonunun doğusunda yer alan dağların yüzeyinin yarattığı yeniden yayılma etkisi ile bu duruma şahit olduğuna inanılmaktadır. Bu olayın göstergeleri üzerindeki etkisi aynı şekilde olacaktı.

Tesla’nın çalışmaları hakkında dolaşan söylentiler arasında en ilgi çekici olanlarından biri de Rusya’nın mucidin hava durumu kontrolü fikrini uygulayarak istediği hava şartlarını yaratabilme­si, jetlerin hava boşluklarına düşmesine neden olması vs. vardı. Gerçekten de Tasla hava durumunun kontrolü hakkında pek çok teori atmıştı ortaya ama hiçbir deney gerçekleştirememişti.

Örneğin radyo kontrollü özel yapım füzelerin kasırgalar ya­ratmak ve “özel bir tip yıldırım” kullanılması ile yağmurların tetiklenebileceğinden bahsetmişti. Bu konuda uzun matematiksel formüller geliştirmekten de geri kalmamıştı.

Mucidin fikirlerinin modern bilim üzerinde yarattığı etki ise da­ha çok hava durumunun değiştirilmesinden öte kavramlarda yoğun­laşıyor. Stanford Üniversitesi Radyo Bilimi Laboratuvar’ından Dr. Robert Helliwell ve John Katsufrakis Antartika’da kurulan 20 km’lik bir anten ve 5 kHz’lik bir verici ile dünyanın manyetosferi­nin yüksek enerji yüklü parçacıkların atmosfere taşması sağlanacak şekilde modüle edilebileceğini ve sinyallerin kesilerek ya da etkin­leştirilerek enerji akışının kontrol edilebileceğini bulmuşlardı.

Peki, Tesla’nın öldürücü/parçalayıcı ışınlan hakkında neler söylenebilir? Bu fikir bir gerçeklik payı taşıyor muydu? Eğer söy­lentilere kulak asar ve ABD Hava Kuvvetleri araştırma ekibinin bu fikirleri üzerinde durmaya değer bulduğuna ve “Proje Nick” adında “top-secret” bir çalışma yürüttüklerine inanırsak, Tesla’nın bu konudaki yazılarının yok olup gitmediğine ve özenle korun­duklarına da inanmamız gerekecek.

Sovyetler’in Tesla’nın projelerine dayanarak ışın silahı ürettiği iddia edilen
Semipalatinsk Tesisinin ABD uydularınca çekilmş fotoğrafı (1980).

Yirmi yıl boyunca Tesla’nın çalışmaları ve yıldırım topu araştırmalan üzerine çalışmış ve şimdi SRI International Radyo Fizik Laboratuvarı asistan direktörü olan Lambert Dolphin de bu ko­nuda Dr. Trump’ın ve Sweezey’nin değerlendirmelerine katıl­makta. Hem fizik, hem de elektrik mühendisliği alanındaki bilgi dağarcığının 1930’lardan bu yana inanılmaz bir şekilde geliştiği­ne işaret ediyor.

“Kütüphanelerde Tesla’nın zamanından beri teorilerin ve de­neylerin ne şekilde geliştiğini görebilirsiniz. Elektrik, manyetiz­ma, elektromanyetik teori ve radyo iletişimi konularındaki matematiksel ve pratik anlayışımız 1950’lerden beri, hatta belki de 1970’lerden beri demeliyim, çok büyük bir değişim geçirdi. Tesla’nın lazerler ya da yüksek enerji yüklü parçacıklar ile ultra-yüksek voltaj fenomeni konusunda geleceği gördüğünü kabul edebiliriz. Bugün ancak bilim geliştikçe hayatının son dönemle­rindeki sıra dışı iddialarını değerlendirebiliyoruz.”

Gerçekten de elimizde Tesla’nın lazeri öngörebildiğine dair yeterli kanıt yok. “Tele-güç ışınları” kavramının yüksek enerji yüklü parçacıklarla ilgili çağrışımlar içerdiğini söyleyebiliriz. Dolphin’e göre Tesla’nın bunu nasıl uygulamaya geçirdiğini bi­lemiyoruz, ancak görünen o ki Tesla’nın kendisi de bunların ha­vadaki atomlar ve moleküller tarafından ne derece emilebildiğinin ya da yayılabildiğinin farkında değildi. “Ne olursa olsun, Tes­la’nın niyetini tam olarak anlayabilseydik bile, günümüz bilimi çerçevesinde bunları uygulamaya geçiremezdik, zira çalışmaları büyük bir gizlilik içinde korunuyor” diyor Dolphin.

Bununla birlikte Tesla’nın yüklü parçacıkları hızlandırmak için yüksek voltajlar kullanması bugün de fizikçilerin temel araş­tırma konularından birini oluşturuyor. “Bu alanda” diye ekliyor Dolphin, “modern doğrusal ve dairesel nükleer hızlandırıcıları ön­görebildiğini söyleyebiliriz. Bu tip makineler bugün Tesla’nın elde edebildiği en yüksek voltajların bin katı büyüklükte elektron volt ile çalıştırılmaktadır.

“Manyetik vericilerinin olağanüstü olduğundan eminim… Muhtemelen bizim bugün plazmalar dediğimiz ilginç arklar ve kıvılcımlar üretebilmekteydi. Plazmaların muhafaza edilmesi konusu modern fiziğin geniş bir alanını oluşturuyor. Örneğin… kü­çük bir kütlenin büyük bir titizlikle kontrol edilen plazmalar ile uçsuz bucaksız elektrik enerjilerine dönüştürülmesi konusunda birçok araştırma yapılmakta.” Ve sözlerini Tesla’nın keşiflerinin ve icatlarının dahiyane ve zamanının ötesinde olduğunu söyleye­rek bitiriyor.

1980’lerin başında Pentagon “uzay gemileri” tarafından ateşlenecek lazer ve parçacık-ışını topları üzerinde yeni bir silah­lı kuvvetler teknolojisi geliştirme çalışmalarına başlamaktaydı. Tesla’nınkilere benzer bir bilimkurgu dili ile Savunma Bakanlığına sunulan bir raporda, böyle bir silahın geliştirildiği açıkça belirtilmese de, parçacık ışınlan “yönlendirilmiş yıldırımlar” ile karşılaştırılıyor.

Işın silahları teknolojisinde bugün varılmış olan nokta konu­sunda fikir yürütmek bir hayli zor, zira araştırma çalışmaları bü­yük bir gizlilik içinde yürütülüyor. Bu arada diğer ülkelerin bu konuda yürüttüğü çalışmalar da federal ajanlar tarafından dikkat­le izleniyor. 1947’de Askeri İstihbarat Servisi’nin Tesla’nın çalışmaları üzerinde yürüttüğü fikir gibi, bu konunun “hayati bir önem taşıdığı” düşünülüyor.

Hayatının son yıllarında bir laboratuvara sahip olma şansın­dan mahrum kaldığı için Tesla fikirlerini uygulayabilecek bir or­tam da yaratamamıştı kendisine. Ama kabul etmek gerekir ki, bizim bugün Uzay Çağı silahları ve teknolojisi adını verdiğimiz konuyu o yarım yüzyıl önce tanımlamaya başlamıştı. Ve bir pasifist olan Tesla, bu teknolojinin gezegenler arası savaşlarda de­ğil, varlıklarından emin olduğu uzaydaki komşularımızla iletişim kurmak için kullanılacağını umut ediyordu.