Ana sayfa 117. Sayı Konya Ovası’nda tarihöncesi bir yerleşme: Çatalhöyük

Konya Ovası’nda tarihöncesi bir yerleşme: Çatalhöyük

344
PAYLAŞ

Ian Hodder

Çatalhöyük’te ekonomik, politik ve sosyal farklılaşmanın olmadığı düşünülüyor. Bu yerleşmede evler, toplumsal yaşamın merkezindeydi. Ev içindeki günlük eylemler sıkı bir biçimde rutine bağlanmış ve bu eylemler sosyal düzeni yeniden onaylamıştır. İnsanlar, toplum kurallarını ve görevlerini öğrenerek edindikleri günlük alışkanlıklar içinde yetiştirilmiştir. Bu kurallar ve gelenekler, evlerin tabanna gömülmüş atalar ve yabani hayvanlara odaklanmış karmaşık ve incelikli bir sembolik sistemin içine yerleştirilmiştir.

Prof. Dr. Ian Hodder

Çatalhöyük Kazısı Başkanı, Stanford Ünv. Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi

Çev. Yard. Doç. Serap Özdöl Kutlu

Çatalhöyük Kazısı Başkan Yardımcısı, Ege Ünv. Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu Öğretim Üyesi

 

Sunuş: Yazarı tarafından bize ulaştırılan bu makale, The Oxford Handbook of Ancient Anatolia (“Antik Anadolu Oxford Kılavuzu”, Ed. S. R. Steadman-G. McMahon, Oxford Üniversitesi Yayınları, 2011) adlı kitap için kaleme alınmıştır. Kimi arabaşlıkları biz ekledik. Dosyaya, hem Hodder’in makalesini çevirerek, hem sorularımızı yanıtlayarak büyük katkıda bulunan Serap Özdöl’e yardımlarından ötürü çok teşekkür ederiz.

Resim 1: Çatalhöyük Güney alanını kazılarından genel bir görünüş. “Çatalhöyük” dosyası boyunca kullandığımız tüm görsel malzeme kazı arşivindendir.

Çatahöyük ilk kez 1961-1965 yılları arasında James Mellaart tarafından kazılmıştır. Mellaart döneminde, Batı Çatalhöyük’te de iki küçük alanda çalışmalar yapılmış, ancak kazılar ağırlıklı olarak Doğu Çatalhöyük’ün güneybatı köşesinde (Resim 3’de “Güney” alanı etrafında görülen çukurlu bölge) yoğunlaşmıştır. Başlangıçta yerleşmenin önemi; oldukça büyük boyutlara sahip olması (Doğu Çatalhöyük 13,5 hektardır ve 21 m yüksekliktedir), erken bir dönemin karmaşık bir sanat anlayışını sergilemesi ve Ortadoğu’da uygarlığın beşiği olarak kabul edilen bölgenin dışında yer alması gibi özellikleriyle fark edilmiştir.

 

Çatalhöyük’ün Neolitik bir  yerleşme olarak özgünlüğü

1960’lardan günümüze Anadolu Neolitiği ile bilgilerimizde çok şey değişmiştir. Çatalhöyük bazı yönlerden artık ayrıcalığını yitirmiş durumdadır. Yerleşme, Neolitik Dönem içinde geç bir yerde, Akeramik Neolitiğin (Çanak Çömleksiz Neolitik) sonlarında ilk kez varlık bulur ve Çanak Çömlekli Neolitik’ten, Kalkolitik içlerine kadar devam eder. Neolitik Doğu Çatalhöyük MÖ 7400-6200/6000 arasına ve ardılı Kalkolitik Batı Çatalhöyük ise MÖ 6. binyılın erken dönemlerine tarihlendirilir. Orta Anadolu’da, Aşıklıhöyük (Esin ve Harmankaya, 1999) gibi Çatalhöyük’ten daha erken büyük yerleşmeler ve bölgesel olarak Konya Ovası’nda Çatalhöyük’ün daha erken öncülleri olan Pınarbaşı ve Boncuklu (Baird, 2007) gibi merkezler kazılmıştır. Doğuya doğru daha erken tarihlere giden, Göbeklitepe ve Jerf el Ahmar (Schmidt, 2006; Stordeur ve arkadaşları, 2000) gibi gelişmiş bir sanat anlayışına sahip büyük ve karmaşık yerleşmeler ortaya çıkarılmıştır.

Yine de Çatalhöyük’ün diğer çağdaşlarından farklı ve kendine özgü özellikleri vardır. Sanatın ışıltılı yoğunluğu, tek bir yerleşmede hemen her evde görülmesi dikkate değerdir. Gerçekten de Çatalhöyük ile ilgili olarak, tüm bu sanat ve sembolizmin, bu parlak betimleme anlayışının, neden zamanın bir yerinde, bu yerde toplandığı soruları bir sır olarak kalmakta ve hâlâ cevaplanmayı beklemektedir. Etmenlerden biri üst üste birikme süreçleriyle ilgilidir. Kültürel silsilesinin büyük bir bölümünde, Çatalhöyük günlük yaşamın ufak ayrıntılarının oldukça zengin bir kaydını bize sunar. Yüzyıllar boyu kullanılmış olan sert kireç tabanların uygulanması yerine (Anadolu ve Yakındoğu’da çoğu Akeramik yerleşmede görüldüğü gibi), Çatalhöyük’te tabanlar sürekli yenilenmeyi gerektiren, kireç yönünden zengin ve bu nedenle yumuşak bir kil sıva ile yapılmışlardır. Bu nedenle her yıl ya da hatta bazen aydan aya, taban ve duvar sıvaları oldukça ince tabakalar halinde yeniden kaplanmıştır. 10 cm’lik bir taban ya da duvar sıvası içinde, 450’ye kadar üst üste sıva katmanı bulunabildiği anlaşılmıştır. Bu durum yapılar içindeki günlük yaşamın ayrıntılı bir kaydını elde etmemizi sağlar. Çöp alanları da oldukça iyi bir biçimde tabakalanmıştır. Bu şekilde ocaktan atılan bireysel çöp atıkları da ayırt edilebilir.

Daha sonra, bir evin terk edilişi sırasında, duvar resimlerinin üzeri kapatılır, fırın ve diğer ev içi mimari öğeleri bazen özenli bir biçimde toprakla doldurulur. Evlerin duvarlarının üst kısmı yıkılır ve evin altta kalan yarısı çoğunlukla oldukça temiz bir toprakla doldurulur. Bu şekilde evlerin alt kısımları iyi korunmuş ve saklanmıştır. Yeni bir ev, daha erken evin duvarlarının alt yarıları, yeni duvarlar için temel oluşturacak şekilde kullanılarak inşa edilmiştir. Höyük böylece aşamalı olarak ev üstüne ev inşa edilerek 21 metreye yükselmiştir. Karbonize olmuş bitki, hayvan ve insan vb. kalıntıların iyi korunmalarını sağlayan toprak koşulları sayesinde, bu birikimsel süreç, uzun bir dönemi kapsayan oldukça ayrıntılı verilere sahip, son derece iyi korunmuş bir yerleşmenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu türde karmaşık bir yerleşmeyi kazmak zor olsa da, ayrıntılı bilgi sunduğundan ödül büyüktür.

Resim 2: Ian Hodder, bölgenin yerel halkından bir gruba Çatalhöyük’ü anlatarak gezdiriyor.

Nüfus 3500-8000 kişi arasında değişiyordu

Mellaart’ın geniş çaplı çalışmaları, yerleşmenin önemini gözler önüne sermiştir. Mellaart, birbirlerine bitişik bir biçimde inşa edilmeleri yüzünden yerleşmenin içindeki hareketi ancak damlarda mümkün kılan evleriyle, Çatalhöyük yapılarının sıra dışı yoğunluğunu ortaya koymuştur. Evlere girişler, ocak ve fırınların dumanlarının da çıktığı damdaki delikler yoluyla sağlanıyordu.

Resim 3: Çatalhöyük
Neolitik Doğu ve Batı Höyüklerindeki kazı alanları.

Mellaart’ın bulgularının en çarpıcı yönlerinden biri, Neolitik Doğu Höyüğün boyutlarıdır. Yerleşmedeki iskânın herhangi bir evresinde, nüfusun 3500 ile 8000 kişi arasında değiştiği tahmin edilmektedir (Cessford, 2005). Şimdiye kadar, görevlerin yerleşme içindeki farklılaşması ya da uzmanlaşmaya dair çok az kanıt elde edilmiştir. Çatalhöyük’te evler, hayvan ağılları ve atık alanları vardır; ancak yoğun yüzey çalışmalarına rağmen hâlâ, endüstriyel alanlar -işlikler- (yerleşmenin hemen dışındaki kireç yakma alanı dışında), mezarlıklar (gömü ev içinde gerçekleşir), tören merkezleri ve buna benzer kamu yapılarına rastlanmamıştır.

1993’de başlayan arazi çalışmaları, Mellaart’ın bulgularını genel olarak desteklemiştir (Hodder, 1996, 2000, 2005a, b, c, 2006, 2007). Yeni dönem kazıları Mellaart’ın “tapınak / kutsal alan” (shrine) olarak tanımladığı en karmaşık ve özenli yapıların içinde bile iskâna dair kuvvetli izler ortaya çıkarmıştır. Biz, evlerin içsel düzenlenmesi ve ayrıntılı olarak bezenmelerinde bazı farklar tanımlamamıza karşın, yerleşmede ortaya çıkarılan tüm yapıları domestik evler olarak nitelendirdik.

Neolitik Doğu Höyüğün geniş çaplı bölünmüş olmasının göstergelerinden biri, höyüğü ortadan iki tepe halinde bölen geniş bir çukurluktur. Aslında henüz höyüğün bu iki kısmı arasında açık bir biçimde stilistik ya da kültürel bir farklılık bulamamış olsak da, höyük ikiye bölünmüş bir durumda gelişmiş görünmektedir (Küçük, alçak ve geç üçüncü bir yükselti ise bölge olarak Doğu Höyüğün doğu kısmında tanımlanmıştır. Hodder, 1996).

Yerleşmenin ikiye bölünmüş gibi görünmesinin yanı sıra, evlerin geniş çaplı olarak kümelendikleri de anlaşılmıştır. Höyüğün üst tabakalarında Mellaart, evler arasında kavisli bir biçimli kıvrılan “sokakların” izlerini bulmuştur. Son dönem çalışmalarında, biz de höyüğün her biri yaklaşık 10-50 evden oluşan “sektörleri” arasında bazı sınırlar ve dar geçitler bulmaya başladık (Resim 4). Hatta ekonomik ve sosyal göstergeleri var olduğu sanılan daha küçük ev gruplarından da söz edilebilir. Belki 3 – 6 evden oluşan bu küçük gruplar, çoğunlukla gömütler için ortak kullanılan tek bir ana evle bağlıymış gibi görünmektedir [Bu ana evler, belki Mellaart’ın “tapınak/kutsal mekânı”na ve mevcut ekibin “tarih/anı evleri”ne (history houses) karşılık gelebilir]. Söz konusu tarih evleri içinde, heykelcik üretimi ve obsidyen işleme gibi faaliyetlerde küçük çaplı bir uzmanlaşmayı gösteren bazı izler de ele geçmiştir.

 

Evlerin içinde alan kullanımı

Çatalhöyük’te ekonomik, sosyal ve ritüelistik faaliyetlerin büyük bir bölümü ev düzeyinde (house level) gerçekleştirilmiştir. Evler kültürel silsilenin neredeyse tamamı boyunca (üst tabakalarda ve Batı Höyük’te evler çok-odalı kompleksler haline dönüşür) bir ana oda (bkz. Resim 6) ve ona bitişik depo alanı ve yiyecek hazırlama işlerinde kullanılan 1-3 yan odacıktan oluşmuştur. Ana odaların duvarları sık sık yeniden sıvanır ve normalde güney duvara dayalı bir giriş merdiveni ya da basamakları, onun da altında ocak ve fırın bulunur. Ana odanın kuzey tarafındaki tabanların daha yüksek yapıldığı, beyaz ve temiz tutulmaya çalışıldığı, bu kısmın sık sık sıvanmış olmasından anlaşılmaktadır. Duvar resimleri, heykeller, ev içi bazı mimari öğeler ve gömütler, neredeyse tümüyle bu kuzeydeki sekilerin altında ve üstünde görülür (Ancak, yeni doğmuş bebek ve çocuk gömütleri, ana odaların güney kısımlarında, ocak ve fırınların yakınında da görülür).

Bu evlerdeki yaşam nasıldı? İnsanlar evlerin içinde ne kadar zaman geçiriyorlardı ve bu yaşam nasıl bir niteliğe sahipti? Genellikle evlerin içinin karanlık olduğu söylenir. Ancak Mira Stevanovic tarafından yerleşmede yaptırılan bir deneysel ev; gün ışığında merdiven boşluğundan bir hayli ışık geldiğini ve ana odanın oldukça aydınlık olduğunu göstermiştir. Beyaz sıvalı duvarlar oldukça sık yenilendikleri ve parlatıldıkları için, ışığı gayet iyi yansıtmış olmalıdır. Hatta yan odalar bile bir miktar yansımış ışığı alır ve böylece içlerindeyken, kişinin gözü bir kere karanlığa görece alıştıktan sonra, bazı faaliyetler gerçekleştirilebilirdi. Çatalhöyük halkının obsidyeni ana oda içindeki merdiven girişlerinin yakınında işlediklerini ve onları aynı kısımda bir çukurda sakladıklarını biliyoruz. Aslında, obsidyenin gizlendiği yer ve bunun yakınlarında bulunan işlendiği yer, bir ışık kaynağı ihtiyacıyla ilişkili olmalıydı.

Fakat odalar olasılıkla duman içindeydi. Bu durum sıvalı duvarlar üzerinde bulunan is katmanlarından bellidir. Duvarların sıklıkla yeniden sıvanması (yıllık, mevsimlik ve aylık olarak; Matthews, 2005) ana odalar içinde ışığın yansıtılmasını sağlamak için gerekli olabilirdi. Evlerin tabanlarının altında gömülü, kaburgalarında karbon kalıntıları olan çok sayıda birey yaşlıydı (Andrews ve arkadaşları, 2005), çoğu yaşlı insanın bu türde kalıntılarına rastlanmıştır. Kaburgalar üzerindeki karbon, sıvalı duvarlar üzerinde saptanan is katmanlarına ve evler içinde havalandırmanın iyi olduğuna dair mimari bir kanıt olmamasına ve aynı zamanda zorlu kış koşulları süresince evin içinde zaman geçirme zorunluluklarına bağlı olarak yorumlanmıştır. Bu kanıt, hem erkekler hem de kadınlar için, kapalı bir yaşamın kalıntılarının birikmesi şeklinde yorumlanabilir. İleri yaşlardaki insanlar, kesinlikle ev içinde ve kapalı ortamda bir hayli zaman geçirmiştir. Diğer taraftan, bazı genç bireyler ve çocuklar evlerin içinde bazı önemli noktalarda gömülmüşlerdir. Buna kapıların yanına yapılan, bazı özel yeni doğmuş bebek gömüleriyle, ocak kenarlarına yapılan bazı gömüleri dahil edebiliriz. Demek ki, yaşlılar ve gençler, öngörebileceğimiz gibi, eve özellikle bağlı idiler.

Çatalhöyük insanları yaşamlarının bir bölümünü, özellikle gençlik ve yaşlılık süreçlerini ve yine özellikle kış aylarını, eve fazlasıyla bağımlı geçirmişlerdir. Evin içine hapsolmuş bu hayat sosyalleşme için ortam yaratmıştır. Sakinlerinin sosyal rolleri çerçevesinde, ev içsel olarak nasıl düzenleniyordu? Evler bir bütün olarak “kasaba”da belli alışkanlıklar ve yapılar oluşturmak üzere mi kullanılmıştı?

Evlerin içindeki alanların tekrar tekrar yenilenerek kullanıldıkları çok önceden fark edilmiştir (Mellaart, 1967). Matthews (2005); 5 No’lu Yapının ana odasındaki duvarların üzerinde 450’nin üzerinde beyaz kumlu kil sıva katmanı olduğunu, buna karşın bitişik odaların yalnızca 3 ya da 4 defa, turuncu ve kahverengi kumlu, demiroksit özlü topraktan yapılmış sıvalarla kaplandığını ortaya koymuştur. Diğer tekrar eden örüntüler (pattern) de iyi bilinmektedir. Ana odaların tabanları genellikle sekilere (platform) ya da farklı yüksekliği olan alanlara ayrılır ve bunların daha yüksek olanları beyaz bir sıvayla kaplanır. Farklı taban alanları çoğunlukla yükseltilmiş kenarlarla ayrılırlar. Bu farklılıklar taban örtüleriyle de ilişkili olabilir; beyaz tabanlar içlerine kalıntı girmesin diye daha kalın bir şekilde kaplanmış olabilir. 1 No’lu Yapı içindeki bitki kalıntısı (phytolith) kanıtları, farklı sekiler üzerinde, farklı tipte hasır örtüler kullanıldığını göstermiştir (Cessford, 2007; Rosen, 2005). Gömütlerle ilgili de bir bağlantı vardır. Ana gömünün yapıldığı seki söz konusu beyaz tabanla ilintili görünmektedir. Oturma zemininin, ki bunlar ocak ve fırınların yakınındaki kül ve küçük buluntular içeren “kirli” tabanlardır, altına yeni doğmuş bebeklerin gömüldüğü görülse de, bazı az sayıda gömüte de rastlanmıştır. Gömütlerde hiç çanak çömlek bulunmamıştır.

Resim 4: Çatalhöyük 4040 Alanı kazılarında ortaya çıkarılan, bir araya kümelenmiş evler ve
olası sokak, açmaları koruyan koruganın altında görülüyor.

Farklı insan gruplarının farklı sekiler altına gömüldükleri gözlenir. Örneğin, 1 No’lu Yapıda, kuzeybatıdaki sekinin altına daha çok genç insanlar, orta-doğudaki sekinin altına ise daha yaşlı bireyler gömülmüştür (Cessford, 2007).

Evlerde “sanat” ve sembolizmin dağılımı da mekânsal bir ayrım gösterir. Duvar resimleri ve heykeller nadir bir biçimde evin güney kesiminde bulunmuştur, boynuzlu sığır kafaları (bukranyum-bucrania) daha çok doğu ve batı duvarlarında yaygındır. Akbaba resimlerine yalnızca kuzey ve doğu duvarlarında rastlanmıştır (Russell and Meece, 2005). Gömüler en çok kuzey ve doğu duvarlarına dayalı sekilerin altına yapılmıştır ve akbaba resimleri aynı zamanda başsız insan resimleri de içerdiği için, akbabalar ile ölüm arasında mekânsal bir bağlantı akla gelmektedir.

Resim 5: Ahşap ve kumaş parçalarıyla kaplanmış çocuk gömüsü,
yetişkin gömüsüyle yan yana. Fotoğraf: Jason Quinlan.

Çatalhöyük’te evin, daha eskilerde genellikle toplulukla ilişkili olan birçok rolü üstlendiği görülmektedir. Ortadoğu ve Anadolu’daki daha erken yerleşmelerde ölü gömme gelenekleri evle daha az ilişkilidir. Bazı gömüler, yapıların arasında ya da Çayönü’ndeki gibi özel yapılar içinde gerçekleştirilmiştir. Fakat Çatalhöyük’te gömü nadiren evin dışında görülür. Çatalhöyük’te sembolizm ve ritüel, kamusal yapılardan (Aşıklı Höyük, Çayönü, Göbekli Tepe ve diğer bazı yerlerde görülen) alınmış ve ev içine taşınmıştır. Daha erken dönemlerde kamusal ve açık alanlarda gerçekleştirilen yiyecek hazırlama ve diğer birçok üretim faaliyeti yine Çatalhöyük evi içinde toplanmıştır.

Çatalhöyük’te ev; sosyal hayat içinde rol ve davranışların belirlendiği önemli bir mekândı. Ancak süreç içinde, ev birimlerinin büyük oranda topluluğun zararına dönüştükleri öne sürülebilir. Yerleşmenin üst tabakalarında, ekonomik dönüşüme ve güçlü toplumsal kuralların sarsıldığına dair bazı kanıtlara rastlanır. Ev birimleri daha bağımsız davranmaya başlamış ve eski topluluğun birbirine bağlılığı ve uyumu bozulmaya yüz tutmuştur.

 

Sosyal belleğin oluşturulması

Woodburn’nun (1980) işaret ettiği gibi, tüketici avcı-toplayıcı topluluklar (immediate return hunter-gatherer societies) bugünü yaşarlar ve geçmişle bağları çok azdır. Fakat Neolitiğin biriktiren ve depolayan sistemi (delayed return systems) ile birlikte, insanlar geçmişe sıkı sıkıya bağlı bir maddi dünyada yaşamaya başlamıştır. Ev üstüne ev inşa edilerek oluşan Çatalhöyük’teki derin tabakalanma, belli bir zamana ait süreçlerin ayrıntılı olarak incelenmesine olanak sağlar (Resim 1).

Belleğin aktarılmasını (transmission of memory) kontrol etmek için verilen büyük uğraş evlerin içinde gerçekleşiyordu. Bazı evlerde 50-100 yıl arasında yaşandı ve sonra terk edildi, terk edilmiş birçok ev atık alanı olarak kullanıldı (örneğin 2 No’lu Yapı). Aynı duvarların planlarının 4-6 kez yeniden yapım için kullanılmasıyla, aynı alanda başka yapılar eskilerinin yerini aldılar. Her yeni bina, ortalama 70-100 yıl ayakta kalmış görünmektedir. Bu türde uzun ömürlü bazı yapı silsilelerinin tabanları altında daha fazla gömüt olduğunu kazılarda deneysel olarak (bkz. Düring, 2006) ortaya çıkardık. Bazı evlerde hiç gömüt yokken ya da bir evde ortalama 5-8 arası gömüt bulunuyorken, 1 No’lu Yapıda, sekilerin altına gömülü 62 insan iskeleti ortaya çıkarılmıştır. Kalıntılar içinde belki önceden diğer ya da daha erken binalara gömülmüş, ikincil gömütlere ait (secondary burials) gövde parçalarına da rastlanmıştır. Bu nedenle, öylece çok sayıda gömüt içeren, daha ayrıntılı ve özenli bezemelere sahip olan ve aynı alanda üst üste inşa edildiğinin kanıtları olan evler bizi, “tarih evleri” terimine ulaştırdı.

Tarih evlerinin alan kullanımı açısından tekrar edici özellik gösterdiğine ilişkin epey bir kanıt bulunmuştur ve böylece söz konusu gelişme süreci ortaya çıkmıştır. Yapılar içinde tabakadan tabakaya, evreden evreye duvar resimleri ve kabartma heykellerin yinelenmesine dair de örnekler vardır. Bazen bu örnekler, yerleşme içindeki tercihlerin rastlantısal ürünleri olmaktan ziyade özel amaçlı görünmektedir. Örneğin, bir çift leopar kabartması beş yapıda bulunmuştur (Russell and Meece, 2005), fakat bunlardan iki tanesi, VII.44 ve VI.44’de, farklı bir stilde ve biri diğerinin hemen üstüne gelecek şekilde yapılmıştır. Bu anımsatıcı belleğin (commemorative memory) açık bir örneği gibi görünmektedir.

Bu evlerde biriken “tarih”, insan kalıntıları da içermektedir. Bu birikim, evlerin tabanlarının altında birincil ve ikincil gömütlerin yoğunluğundan ve aynı zamanda gövde parçalarının yerinden çıkarılması ve yeniden kullanımından anlaşılır. Son dönem çalışmalarında, Başak Boz 65-56-44-10 No’lu yapılar silsilesindeki bir evde bulunan bir iskeletten alınmış ve silsile içindeki geç yapılardan birindeki bir bireyin ağzına yerleştirilmiş bir diş saptamıştır. 49 No’lu Yapıda, tam ve iyi korunmuş bir iskelette, kol ve bacak gibi uzuvlar ve kürekkemiği dikkatli bir biçimde yerinden çıkarılmıştır. Aslında daha çok kafatasları korunmuş ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Az sayıda örnekte, evlerin tabanları altına gömülmüş iskeletlerden sökülmüş kafataslarına rastladık. Kafatasları korunmuş ve sonra evlerdeki ahşap direklerin zeminlerine yerleştirilmiş, ya da diğer bazı gömütlere eklenmiş ve hatta terk edilmiş dolgular içine konulmuş görünmektedir. Bir örnekte, yüzü etlendirip cisimleştirmek için kafatası sıva ile kaplanmıştır. Bu birbirinden ayrı kafatası örnekleri çok sayıda farklı tipte ev içinde bulunmuştur. Ancak bu kafataslarının alındığı iskeletlerin gövdeleri tümüyle tarih evlerinde ortaya çıkarılmış görünmektedir (Örnekler az sayıdadır, mevcut proje tarafından incelenen 150’nin üzerindeki iskelet içinde yalnızca 7 açık örnek bulunuyor). Başların (ve belki diğer gövde parçalarının) tarih evlerindeki bireylerden çıkarılıp diğer evlere yerleştirilmesi olası gözükmektedir. Dolayısıyla, tarih evleri ile sosyal birleşme, ölünün evden eve, tabakadan tabakaya taşınması ve dolaştırılması yoluyla sağlanabiliyordu.

Resim 6: 77 No’lu Yapı, terk edilişi sırasında, şiddetli olarak yanmıştır. Ana odanın kuzeydoğu
köşesinde bulunan gömü sekisinin üzerine, evin orijinal halinde olduğu gibi kaide üzerinde
iki boğa boynuzu yerleştirilmiş halde sergileniyor.

“Tarihin / geçmişin kaydının” (histories) mekânda, evlerin yinelenmesi ve insan kafataslarının nesilden nesile aktarılması yoluyla yapılandırılması, erken bir dönemde ortaya çıkmıştır ve Yakındoğu’da Neolitik toplulukların uzun süreli yapıtaşlarından biri olmuştur (Hodder, 2007). İnsan kafataslarının saklanması ve taşınması ile bağlantılı kimi benzer varsayımlar da vardır (Örn. Kuijt, 2008). Çatalhöyük’te belleğin oluşturulması ve sürdürülmesinde evin rolü hayvan kafataslarının taşınarak dolaştırılmasından da anlaşılır. 2 No’lu Yapıda, ana odanın batı duvarından oldukça geniş bir şeyin söküldüğüne dair izler vardır. Bu iz olasılıkla odanın tabanında bulunan sığır boynuzlarıyla ilişkiliydi (Farid, 2007). Mellaart heykelin sökülebilmesi için ana odaların batı duvarlarının yıkılması uygulamasına sıkça rastlandığını kaydetmiştir. Elleri ve ayakları yukarıda olarak betimlenmiş kabartma figürlerin (olasılıkla ayı tasvirleridir) başları ve el/ayakları her zaman bina doldurulmadan önce yerlerinden sökülmüştür. 1 No’lu Yapıda, yapı terk edildikten ve içi doldurulduktan sonra batı duvarından bir heykeli (belki sıvanmış bir sığır kafatasıydı?) yerinden çıkarabilmek için aşağıya doğru bir çukur kazıldığına dair açık bir kanıt vardır.

Resim 7: 4040 Alanındaki bir çöplükte kırık
olarak ele geçirilen çanak. Çanağın iki
tarafında, boş gözleri olan bir insan başı tasvir
edilmiştir, her iki yüzün de sığır boynuzları ve
başı vardır.

Figürinler çoğunlukla başsız olarak bulunur (Meskell ve arkadaşları, 2008). Bu durum, bir figürinin en zayıf noktası çoğunlukla boyun olduğundan, pekâlâ normal bir kırılma sürecinin sonucu olarak görülebilir. Ancak pek çok örnekte, Höyücek’te de bulunduğu gibi, çıkarılıp yeniden takılabilir başların varlığına dair kanıtlar vardır. Çatalhöyük’te bazı durumlarda, 17 No’lu Yapıda bir ocağın içinde olduğu gibi, kırık başlar özel olarak bir araya toplanmıştır (Hodder, 2006). Bununla birlikte, birçok örnekte Çatalhöyük’te kil ve taş figürinler çöplük alanlarına atılmıştır; oldukça az sayıda örnek özel bir bağlamda ele geçmiştir (Meskell ve arkadaşları, 2008).

Çatalhöyük’teki sanatsal tasvirlerin bazılarında en etkileyici sahnelerden biri yabani boğa tasvirleridir. Bu türde betimlemelerin yapılması, yabani boğaların şölen anlarında kullanılmasının tercih edildiği şeklinde yorumlanmıştır (Russell and Martin, 2005). Bu iddia erkek sığır kemikleri (Çatalhöyük’te kültürel silsilenin neredeyse tümü boyunca hepsi de yabaniydi) ile neredeyse tüme yakın çok sayıda büyük hayvan kemiklerinin sıklıkla ev temelleri, evin terk edilmesi, ya da ev duvarları arasındaki çöpler gibi bağlamlarda yoğunlaşması bağlantısına dayandırılmıştır. Bu türde şölenlerin tarih evlerinde yapıldıklarına dair henüz bir kanıt olmasa da, bu evlerdeki ayrıntı ve karmaşıklık belli yükseklikteki kaideler (pedestal) üzerine yerleştirilen boğa boynuzlarının (örneğin Resim 6) varlığı ile çoğunlukla anlam bulmuş ve de ayrıca bu evlerde sergilenmiştir.

Boğa ile insan başları arasındaki ilişki Resim 7’deki pişmiş toprak kap üzerinde gösterilmiştir. Bu kap Mellaart’ın olasılıkla VI. Tabakasına karşılık gelen bir tabakada, 4040 alanındaki bir çöplükte kırık olarak ele geçmiştir. Çanak üzerinde, yukarıda da söz edilen üzeri sıvanmış kafatasındaki gibi boş gözlerle bir insan başı tasvir edilmiştir. Yüz kabın her iki ucunda tekrar edilmiştir, ve her iki yüzünde de sığır boynuzları ve başı vardır. Tarihi / geçmişin kaydını yaratmak için en sık nesilden nesile aktarılan bu iki tip baş, aynı kap üzerinde bir araya getirilmiştir.

 

Tarih evleriyle ilintili bir sosyal farklılaşma var mı?

Tarih evleri ile tarih evi olmayanlar arasındaki farklılaşmanın derecesinin az olduğu burada vurgulanmalıdır. Tarih-evi olmayan bir evin içinde 11 tane boğa boynuzu bir bukranyumun üzerine sıralanmıştır (52 No’lu Yapı; bkz. Twiss ve arkadaşları, 2008). Tarih evlerinin, diğer evlere göre daha az sayıda depoları ve yan odaları olduğuna dair zayıf kanıtlar vardır. Bu durum belki de diğer evlerin, tarih evleri için bazı görevleri gerçekleştirdiklerini akla getirse de, farklılıklar belirgin değildir. Dişler üzerine yapılan mikro-varyasyon çalışmaları, tarih evlerindeki sakinlerin genetik akrabalığa dayanmadıklarını göstermiştir (Pilloud ile kişisel görüşme). Birçok ev-temelli toplumda (house societies) (Levi-Strauss, 1982; Carsten and Hugh Jones, 1995; Joyce ve Gillespie, 2000), evin üyeliği (membership of the house), akrabalıktan ziyade konuta ve hatıra nesnelerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına dayalıdır. Çatalhöyük, sosyal bağlılığın farklı biçimlerinin bir çeşitlemesinin birbirini izlediği büyük ölçüde eşitlikçi bir topluluktu. Ancak, mesken ve kafatasları ile diğer objelerin nesilden nesile aktarılması yoluyla tarih evleri üyeliğine dayalı, belli belirsiz bir sosyal farklılaşma gösteriyordu.

 

Zaman içindeki değişim

Resim 8: 2005 yılı kazı çalışmalarında
bulunan, hayvan biçimli (olasılıkla ayı) bir
damga mührü.

Bununla birlikte, tarih evleri sistemi üst tabakalarda yıkılmaya yüz tutmuştur. Yabani sığır başları, kabartmalar ve duvar resimleri ile incelikle, özenle donatılmış ve sıvanmış evlere en çok erken tabakalarda rastlanır (XII. Tabakadan V. Tabakaya kadar). Yerleşmenin üst tabakalarında gerçek boğa boynuzlarının ve diğer yabani hayvanların bazı parçalarına ait bezemelerin kullanımında belirgin bir azalma gözlenir. Gerçek boynuzlar yerine, çoğunlukla sıvadan yapılan bukranyumlar az da olsa kullanılmaya devam eder. Yerleşmenin üst tabakalarında yabani sığır avlanmasının azaldığına ilişkin çok sayıda hayvan kemiği kanıtı vardır; belki de o tarihlerde yerleşmenin çevresindeki yabani boğa nüfusu azalmıştır. Kültürel silsilenin erken dönemlerindeki yalın çanak çömleğe karşıtlık oluşturacak biçimde, V. Tabakadan başlayarak çanak çömlek üzerinde tutamak olarak küçük sembolik boğa başlarıyla karşılaşılır. Boğalar dahil yabani hayvanlarla alay edilip sataşılması ve kızdırılıp rahatsız edilmesini gösteren duvar resimlerine V. Tabakadan itibaren rastlanır, bunlar açık bir biçimde öyküsel unsurlar taşırlar. Ritüelistik olarak, yabani hayvanların halihazırdaki varlıklarından, onların tasvir edilmelerine bir geçiş olmuş gibi görünmektedir.

Yerleşmenin üst tabakalarındaki dinsel yaşamın daha büyük ölçekteki tutarsız öğeleri V. Tabakadan sonra damga mühürlerin ortaya çıkışından da belli olur. Bu mühürler insan ya da hayvan derileri üzerinde damga yapmak için kullanılmış olabilirler ve farklı dizilişlerde şifreleme işaretlerine sahiplerdir (Türkcan, 2005). Bu işaretler soyuttur, ancak bazıları el ya da belki de göbek olarak yorumlanabilir, bazı az sayıda örnek ise bir leoparı ya da ayıyı temsil eder.

Çatalhöyük’ün alt tabakalarında, daha önce de ifade edildiği gibi, obsidyen, tabanların altındaki stoklarda ya da gizli zulalarda bulunmuştur. Yerleşmenin geç tabakalarında, bu taban altı stokları gözden kaybolur. Çanak çömlek V. Tabakadan başlayarak Batı Çatalhöyük’e kadar (MÖ 6000’lerden itibaren Kalkolitik), gitgide daha çeşitli ve daha bezemeli olmaya başlar. Kalkolitik dönemde çanak çömlek çok daha karmaşık bezemelerle kaplanmıştır. Yine Batı Höyük’te yani Kalkolitik döneme kadar evlerin içine gömü geleneği büyük ölçüde yok olur. Gömütlerin ev dışlarında ve belki de mezarlıklarda gerçekleştirildiği varsayılır. Polonya ekibinin (Poznan) gerçekleştirdiği Doğu Höyük’ün üst tabakalarındaki kazılar (Resim 3’de TP harfleriyle gösterilen alan), ölü gömme geleneklerinin değiştiğini ortaya koymuştur. Bu kazılarda insan ve hayvan kemiklerinin bir arada gömüldüğü, duvarları bezemeli toplu bir “mezar odası”na rastlanmıştır (Erken tabakalarda bu türde bir olgu yoktur). Evlerin terk edilmesiyle ilgili ritüeller de değişmiştir. Artık evler yeniden kullanılmadan önce yakılmaya başlanmıştır (Neolitik Doğu Çatalhöyük’te VI. Tabakadan başlayarak).

 

Değişimin olası etmenleri

Tüm bu değişiklikleri nasıl açıklayabiliriz? Yerleşmenin üst tabakalarında görmeye başladığımız yabani sığırın azalması olgusu, bu değişikliklerde basitçe pay sahibi olmuş olabilir. Batı Höyük dönemi ile birlikte, evcil sığır tüketilmeye başlanmıştır. Diğer bazı yabani hayvanların da (leoparlar, ayılar vb.) çevrede eskisinden daha az görülmeleri dolayısıyla önemli şölen kutlamalarının ve güçlü hayvan ruhlarının varlığının azalmış olması büyük bir olasılıktır. Aynı zamanda, karmaşık ve uzmanlaşmış çanak çömlek ve obsidyen üretiminin artması ve entegre ve daha yoğun evcil hayvan ve bitki üretimine dayalı geniş evlerin ortaya çıkışı ile birlikte yerleşmenin üst evrelerinde merkezileşme eğilimleri belirgin bir hal almaya başlamıştır. III. Tabakadan sonra koyunun ikincil kullanımı için bir yaş ayrımı yapıldığına dair kanıtlar vardır. Bu ekonomik dönüşüm kasabanın genel planındaki ve evlerin düzenlenmesindeki büyük çaplı bir değişimle ilgiliymiş gibi görünmektedir. VI/V. Tabakalardan sonra, yerleşmenin bazı kısımları terk edilmiş ve diğer bazı kısımlarına yerleşilmiştir; kasaba daha dağınık ve bölgelere ayrılmış bir hale gelir. Sokaklar ve sokak seviyesinden evlere girişler ortaya çıkar. Evler daha genişler. Batı Höyük’de ise iki katlı evler inşa edilir. Evler daha sık yenilenirler (Düring, 2006). Neolitik Doğu Höyük’te, III. Tabakadan sonra, evler daha geniş ve çok odalı bir karaktere dönüşür. Ortada merkezi bir ocağı olan geniş bir ana odaları vardır. Bu gelenek, etrafı çok sayıda küçük oda ile çevrili ana odaların olduğu Batı Höyük’e kadar devam eder.

Bütün bunlar; Çatalhöyük’ün çevresinde yabani boğaların güçlükle bulunmaya başlanması nedeniyle, bu boğaların öldürülmeleri ve şölen eşliğinde yenmeleri üzerine kurulmuş tarih evlerine dayalı bir sosyal sistemin zarar görmesiyle oluşmuş olabilirdi. Evcil hayvan ve tahıl üretimine dayalı kaynaklarını geliştirebilen evler (tarih evleri olsun ya da olmasın) nedeniyle, içsel bir süreç yaşanmış olabilir. Bu şekilde, bu evler karmaşık ve ayrıntılı bir mesken-töreni sisteminden bağımsızlaşmış olabilirler. Ancak hiç kuşkusuz bu duruma dışsal etmenler de dahil olmuş olabilir. Neolitik Doğu Höyük, yerleşim sürecinin büyük bir bölümünde bataklık bir arazinin içinde konumlanmıştır. Ancak çevredeki alüvyon dolguları içinden alınan karotlar, Doğu Höyük’teki iskânın sonlarına doğru, MÖ 6200-5800 yılları arasına tarihlenen zayıflamış bir toprağı göstermektedir. Bu da yerleşmenin etrafında alüvyon birikimin ve taşkınların sona erdiğine, sabit bir toprak zemin oluştuğuna işaret etmektedir (Rosen and Roberts, 2009). Doğu Höyük’teki iskânın sonu, aynı zamanda küresel iklimdeki büyük bir düzensizlik dönemine de karşılık gelmektedir (Alley and Agustsdottir, 2005; Clare ve arkadaşları, 2008). Bu iklimsel olay Asya ve Afrika’nın büyük bir bölümünde (Gasse, 2000) kuraklık koşullarına sebep olmuştur (Thomas ve arkadaşları, 2007). Aynı zaman diliminde Çatalhöyük’te taşkınlar evresi sona ermiş ve kurak koşullar başlamıştır. Clare ve arkadaşları (2008) ile Rosen ve Roberts (2009) bu kuraklık evresinin Doğu Höyük’ün sonunda gözlemlenen değişimler ve Batı Höyük’te yerleşimin başlamasıyla ilişkili olabileceğini öne sürmüşlerdir.

 

Sonuçlar

Çatalhöyük’te uzmanlaşma ve ekonomik, politik ve sosyal görevlerde farklılaşmayla ilgili çok az kanıt vardır. Çatalhöyük, “kasaba” (kalabalık bir insan topluluğunun, birbirleriyle iç içe yaşadığı yer) etkisini daha çok, evlerin içindeki sosyal davranışlar ve alışkanlıkların tekrarlanması üzerinden yaratmıştır. Günlük eylemler çok sıkı bir biçimde rutine bağlanmış ve bu eylemler sosyal düzeni yeniden onaylamıştır. İnsanlar, toplum kurallarını ve görevlerini öğrenerek edindikleri günlük alışkanlıklar içinde yetiştirilmişlerdir. Buna ek olarak, bu kurallar ve gelenekler tabanlar altına gömülmüş atalar ve yabani hayvanlar üzerine odaklanmış karmaşık ve incelikli bir sembolik sistemin içine yerleştirilmiştir. Bu durum Çatalhöyük’ün iki en önemli ve ayırt edici sorunuyla ilişkili olabilir. Belki kamusal törenlerin ve hiyerarşinin görece eksikliği, evlerin içindeki karmaşık sembolizmle bağlantılıydı. Belki de topluluğun sosyal görevleri evlerin içinde öğrenildi ve zorla yaptırıldı. Bütün bu görevler, içine mitlerin katıldığı ve atalar tarafından kutsanmış törensel uygulamaların içine yerleştirildikleri için daha güçlü ve anlamlıydılar. Merkezi ritüellere eğilmek yerine, Çatalhöyük halkı sosyalleşme süreci içinde dağınık ev içi (domestik) tapımlarına ve asıl yapı/gövde düzenlemelerine (regulations of body) yatırım yaptı. Bu, çok büyük bir köyün etki alanı içinde üretilen gücün farklı bir formu idi.

Resim 9: 80 No’lu Yapıda ortaya çıkarılan duvar resmi.

İnsanlar “ev”in kaynaklarını ve haklarını kullanmak istediklerinde, onun belleğinin zihinsel inşasının bir parçası olmalıydılar. Evin dokusuyla, gömütleriyle, sembolizmiyle, tarihiyle fiziksel olarak bağlantılı olmaları gerekiyordu. Çatalhöyük yerleşmesinin tümüyle nasıl geliştiğiyle ilgili çok az fikrimiz vardır. Benim şu anki varsayımım; evlerin tarih evleri (bunlar çok sayıda gömüt içeren ve çok defa üst üste kullanılmış evlerdir) etrafında kümelendikleri şeklindedir. Bu tarih evlerine fiziksel ve mekânsal yakınlık, haklara ve kaynaklara ulaşımı sağlıyordu. Evler gruplar halinde gelişip, yayılıp, ayrışırken, bu ata evlerinin (ancestral home) yakınında yaşamak önemini sürdürdü. Sonuç olarak, insanların ata evlerinin yakınına konumlanabilmek ve onun fiziksel haklarının dönüşümü içine katılabilmek için, uygun her kuytu köşeyi kullanıp tüketmesi sonucunda, çok yoğun, kalabalık ve birbirine bitişik evler ortaya çıkmış oldu. Burada ortak-varlık (co-presence) ve ortak-tarih (co-history), ortaklaşa üyelikle (collective membership) eşit sayıldı.

Bununla birlikte, zaman geçtikçe gerek insan-kaynaklı, gerekse iklimle ilişkili bazı değişiklikler ortaya çıktı. Yerleşmenin üst tabakalarına doğru ve MÖ 7. binyılın sonlarında, evcilleştirilmiş bitki ve hayvanların yoğun kullanımı ve yabani hayvanlara bağımlılığın azalmasıyla birlikte, ekonomik bir dönüşüm yaşanmıştır. Sosyal ve törensel ilişkilerin birer merkezi olmak yerine, evler artık üretim ve tüketim merkezleri olmaya başladılar. Tarih evleri sistemi yıkılmaya yüz tuttu ve evler daha geniş, çok odalı ve çok depolu hale dönüştüler. Yerleşme Çatalhöyük’te dağıldı ve tüm alüvyal yelpaze (fan) üzerine yayıldı. Doğu Çatalhöyük Çarşamba Çayı yelpazesi üzerinde yalnız kaldı. Ancak MÖ 6. binyıla tarihlenen Batı Çatalhöyük, yelpazenin üzerinde ve yakınında tespit edilen, küçükten ortaya değişen ölçeklerdeki benzer 15 Erken Kalkolitik yerleşmesinden biri olarak yaşamını sürdürdü (Baird, 2005).

 

Resim 10: Kazı çalışmalarından bir görüntü.

KAYNAKLAR

– Alley, R. B., and Agustsdottir, A. M., 2005; “The 8k event: cause and consequences of a major Holocene abrupt climate change”, Quaternary Science Reviews, 24:1123-1149.

– Andrews, P., Molleson, T. and Boz, B., 2005; “The human burials at Çatalhöyük”, in Hodder, I. (ed), Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Baird, D., 2005; “The history of settlement and social landscapes in the Early Holocene in the Çatalhöyük area”, in Hodder, I. (ed), Çatalhöyük perspectives: themes from the 1995-99 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge, pp.55-74.

– Baird, D. 2007; “The Boncuklu Project: the origins of sedentism, cultivation and herding in central Anatolia”, Anatolian Archaeology, 13:14-18.

– Carsten, J. and Hugh-Jones, S. (eds) 1995; About the house: Levi-Strauss and beyond, Cambridge University Press, Cambridge.

– Cessford, C., 2005; “Estimating the Neolithic population of Çatalhöyük”, in Hodder, I. (ed), Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Cessford, C., 2007; “Neolithic excavations in the North Area, East Mound, Çatalhöyük 1995-98”, in Hodder, I. (ed), Excavating Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Clare, L., Rohling, E. J., Weninger, B. and Hilpert, J., 2008; “Warfare in Late Neolithic\Early Chalcolithic Pisidia, southwestern Turkey. Climate induced social unrest

in the late 7th millennium calBC”, Documenta Praehistorica, 35:65-91.

– Düring, Bleda, 2001; “Social dimensions in the architecture of Neolithic Çatalhöyük”, Anatolian Studies, 51:1-18.

– Düring, Bleda, 2006; Constructing Communities: Clustered Neighbourhood Settlements of the Central Anatolian Neolithic, ca. 8500-5500 Cal. BC, Leiden: Ned. Inst. voor het Nabije Oosten.

– Esin, U. and Harmanakaya, S., 1999; “Aşıklı in the frame of Central Anatolian Neolithic”, in Özdoğan, M. and Başgelen, N. (eds), Neolithic in Turkey: The cradle of civilization. New discoveries. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, ss.115-32.

– Farid, S., 2007; “Neolithic Excavations in the South Area, East Mound, Çatalhöyük 1995-99”, in Hodder, I. (ed), Excavating Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Gasse, F., 2000; “Hydrological changes in the African tropics since the Last Glacial Maximum”, Quaternary Science Reviews, 19:189-211.

– Hodder, Ian, 1996 (ed); On the Surface: Çatalhöyük 1993-95, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, No 22.

– Hodder, Ian, 2000 (ed); Towards Reflexive Method in Archaeology: the Example of Çatalhöyük, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, No 28.

– Hodder, Ian, 2005a (ed); Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph.

– Hodder, Ian, 2005b (ed); Changing materialities at Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph.

– Hodder, Ian, 2005c (ed); Çatalhöyük perspectives: themes from the 1995-9 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph.

– Hodder, Ian, 2006, Çatalhöyük. The Leopard’s Tale, London: Thames and Hudson.

– Hodder, Ian, 2007 (ed); Excavating Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph.

– Joyce, Rosemary A., and Susan D. Gillespie (eds), 2000; Beyond Kinship. Social and

Material Reproduction in House Societies; Philadelphia: University of Pennsylvania

Press.

– Kuijt, I., 2008; “The regeneration of life: Neolithic structures of symbolic remembering and forgetting”, Current Anthropology, 49.

– Levi-Strauss, C., 1982; The way of the masks, University of Washington Press, Seattle.

– Matthews, Wendy, 2005; “Micromorphological and Microstratigraphic Traces of Uses and Concepts of Space”, in Hodder I. (ed), Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph.

– Mellaart, James, 1967; Çatal Hüyük: a Neolithic Town in Anatolia, Thames and Hudson, London.

– Meskell, L. M., C. Nakamura, R. King, and S. Farid, 2008; “Figured lifeworlds and depositional practices at Çatalhöyük”, Cambridge Archaeological Journal 18(2):139-161.

– Roberts, N. and Rosen, A., 2009; “Diversity and complexity in early farming communities of Southwest Asia: new insights into the economic and environmental basis of Neolithic Çatalhöyük”, Current Anthropology 50(3), 393-402.

– Rosen, A., 2005; “Phytolith indicators of plant and land use at Çatalhöyük”, in Hodder, I. (ed), Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Russell, N. and Martin, L., 2005; “The Çatalhöyük mammal remains”; in Hodder, I. (ed), Inhabiting Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Russell, N. and Meece, S., 2005; “Animals representations and animal remains at Çatalhöyük”, in Hodder, I. (ed), Çatalhöyük perspectives: themes from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Schmidt, K., 2006; Sie bauten die ersten Tempel, Beck.

– Stordeur, D., Benet, M., der Aprahamian, G. and Roux, J.-C., 2000; “Les bâtiments communautaires de Jerf el Ahmar et Mureybet Horizon PPNA (Syrie)”, Paléorient 26, 29-44.

– Thomas, E. R., E. W. Wolff, R. Mulvaney, J. P. Steffensen, S. J. Johnsen, C. Arrowsmith, J. W. C. White, B. Vaughn, and T. Popp, 2007; “The 8.2 ka event from Greenland ice cores”, Quaternary Science Reviews, 26:70-81.

– Türkcan, A., 2005, “Some remarks on Çatalhöyük stamp seals”, in Hodder, I. (ed), Changing materialities at Çatalhöyük: reports from the 1995-1999 seasons, McDonald Institute for Archaeological Research/British Institute of Archaeology at Ankara Monograph, Cambridge.

– Twiss, K. C., A. Bogaard, D. Bogdan, T. Carter, M. P. Charles, S. Farid, N. Russell, M. Stevanović, E. N. Yalman, and L. Yeomans, 2008; “Arson or accident? The burning of a Neolithic house at Çatalhöyük”, Journal of Field Archaeology, 33:41-57.

– Woodburn, James, 1980; “Hunters and gatherers today and reconstruction of the past”, in Gellner E. (ed), Soviet and Western Anthropology, Duckworth, London.