Ana Sayfa Dergi Sayıları 118. Sayı Çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından sporda altyapı eğitimi

Çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından sporda altyapı eğitimi

Forum

1420

20 Kasım “Dünya Çocuk Hakları” günüdür. Bu vesile ile altyapı eğitim süreçlerini çocuk hakları ve çocuk istismarı açısından analiz etmekte yarar var. Buradan yola çıkarak bir nebze de olsa spor altyapı eğitim süreçlerinin daha hümanist ve daha pedagojik olması ihtiyacı ve gereği ortay koyulmuş olacak.

Kapitalizm ve onun son aşaması küresel finans kapital, her alanda olduğu gibi spor alanında da etkilerini gösterdi, sporu endüstriyel hale getirerek onu tüketilen eğlence metasına dönüştürdü. Bununla da kalmayarak endüstriyel sporun modern gladyatörleri olarak tanımlanabilecek yaldızlanmış ve iyi pazarlanmış sporcular üretmek, pazarlamak sonra yeniden üretmek ve yeniden pazarlamak adına bir sistem kurdu.

Bu sistemin yeni yapılarından birisi de yeni modern gladyatörlerin yetişmesini sağlayacak olan “altyapı ve altyapı eğitimi” kurumlarıdır.

Spor altyapıları her türlü acımasızlığın yaşanabildiği, doğası gerektiği çocukların birbirleri ile rekabet etmek zorunda kaldıkları, yetenekli oldukları halde “istenilen ölçülere” uymadıkları için elendikleri ve refüze edildikleri ve her olumsuzluğa karşın ayakta kalabilenlerin piyasaya sürüldüğü sözüm ona spor eğitim kurumlarıdır. Bu eğitim kurumları genel olarak “yetenekli olmak ve kazanmayı bilmek” üzerine inşa edilmiş bir yaklaşım ile yürütülmektedir. Formal ve informal eğitim anlayışının hüküm sürdüğü bu kurumlar spor kulüpleri örgütlenmesi içinde yer alan “altyapı” kavramı ile ifadelendiren yapılanmalardır.

Türkiye’de sporda “altyapı” ve “altyapı eğitimi”, henüz tam olarak kurumsallaşmamış, biraz üstün körü, biraz usta çırak ilişkisi ve biraz da Avrupa’yı taklit ederek yürütülmeye çalışılan yapılaşmalardır.

Buradan hareketle çocuk haklarından ve çocuk istismarından yola çıkarak spordaki altyapı eğitim kurumlarını ve özellikle de bu kurumlardaki eğitim yaklaşım ve uygulamalarını daha nesnel olarak değerlendirmek mümkündür.

Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin dört temel ilkesi şöyledir:

1) Ayrım gözetmeme.

2) Çocuğun yüksek yararı.

3) Yaşama ve gelişme hakkı.

4) Katılım hakkı.

Türkiye’de genelde tüm spor branşlarında özellikle de hem popüler olması ve hem de yoğun ilgi gösterilmesi bakımından futboldaki altyapı eğitimine, çocuk hakları sözleşmesinin temel ilkeleri açısından bakıldığında ortaya çıkan tablo şöyledir:

1) Altyapı eğitim süreçlerinde yer alan çocuklar arasında sistematik değil ama kişisel olarak bir ayrım yapıldığını ve halen yapılmakta olduğunu söylemek mümkündür. Hatta birçok çocuğun çeşitli nedenlerden dolayı altyapı süreçlerinde spordan ve özellikle futboldan uzaklaştığı herkesin bilgisi dâhilindedir. Ayrım meselesi genelde etnik, dini ve ırka dayalı olumsuz uygulamalar için kullanılır. Bu anlamda ülkemizde bir ayrımdan söz etmek olası değildir. Buna karşın altyapı süreçlerinde yer alan çocuklar kişisel nedenlerden, beşeri ilişkilerden dolayı ve çok daha önemlisi referansa dayalı olarak dışlanabilmekteler ya da bir başkasına tercih edilebilmektedirler.

2) Altyapı eğitim dönemlerinde kulüpler ölçeğinde “çocukların yüksek yararı” asla düşünülmemekte, ilkesel olarak hiçbir kulüp ve kurum çocukları önceleyen bir eğitim ve örgütlenme yaklaşımı içinde olmamaktadır. Çocuğun yüksek yararı, çocuğun kendisi için, geleceği ve sağlığı için spor ve futbol gelişimini sürdürmesi anlamına gelir ki; altyapı örgütlenmemizde ve işleyişimizde böylesine bir duyarlılık ve davranış standardı söz konusu değildir.

3) Yaşama ve gelişme hakkı ilkesi açısından altyapı eğitim kurumlarımızın çocukların ilgi, ihtiyaç ve pedagojik koşullara dayalı bir eğitim modellemesi içinde olduğunu söylemek oldukça zor. Deneysel ve tesadüfi yaşantılardan yola çıkarak sürdürülen altyapı eğitim uygulamaları çoğu zaman çocukların yaşama haklarına müdahaleye varan sonuçlar doğurmaktadır. Erken ölümler, sakatlıklar, sürantrene olma (gereğinden fazla antrenman yapıp antrenmanın olumlu etkilerinin yitirilmesi, antrenmanın yıkıcı olmaya başlaması), erken ama eksik gelişme gibi vakalar sıkça yaşanan durumlardır.

4) Genelde spor ve özelde de futbol altyapı eğitimlerine katılımda yöresel ve bölgesel olarak yüksek düzeyde bir fırsat eşitsizliği bulunan Türkiye, katılım konusunda yeniden reorganize olmak zorundadır. Yatırımların bölgesel ve yöresel olarak doğru ve planlı yapılmamış olması, çeşitli toplumsal sınıflara eşit ölçüde ulaşılamaması ve altyapı eğitim modellerinin bir ülke politikası olarak belirlenmemiş oluşu çok sayıda çocuğun altyapı eğitimi süreçlerine katılım sorunlarını gündeme getirmektedir. Tamamen eleminasyon sistemi üzerine inşa edilmiş bir kurum nasıl olur da eğitim kurumu olabilir? Bunun için altyapı eğitim kurumları katılımın ve geliştirmenin esas alındığı bir yapıda olmalıdır.

Bunların yanı sıra bir de “çocuk hakları sözleşmesi”ne tamamen aykırı olan “çocuk istismarı” sorunu vardır ki; bu konuda birçok yasal düzenleme zaten söz konusudur. Ayrıca hukuki olarak suç olmayan, insani ve eğitsel boyuttaki  yanlışların sonucu “suç” olarak nitelendirilebilecek bazı durumlar da söz konusudur.

Genelde sporda özelde futbol altyapı eğitim süreçlerinde eğitim pedagojisi ve hümanist felsefi yaklaşımlar açısından bakıldığında, yanlışların yol açtığı “suç olmayan çocuk istismarlarından” söz etmek mümkündür.

Öncelikle çocuk istismar türlerine bakıldığında bunların 1) Fiziksel istismar, 2) Cinsel istismar, 3) Duygusal istismar, 4) Bilerek zarar verme fiillerinden oluştuğu görülür. Bunlar yasalar ile suç sayılan, hukuki yaptırımları olan ve cezai uygulamalara yol açan fiillerdir.

Ancak söz konusu bu fiillerden bazıları herhangi bir art niyet olmaksızın ve farklı boyutlarda uygulandığında suç olmaktan çıkmaktadır.

“Suç olmayan bir şey istismar değildir” diyemeyeceğimize göre; bu gibi durumlara, “yanlış uygulamalardan kaynaklanan istismar” demek doğru olacaktır. Çünkü insancıl (hümanist) ve pedagojik olmayan her şey aynı zamanda bir istismardır. Bu bakış açısı ile Türkiye’deki atletizm, jimnastik, futbol başta olmak üzere altyapı eğitim süreçlerine baktığımızda, özellikle suç olmayan iki istismarın çok yaşandığını görmekteyiz.

1) Fiziksel istismar: Çocukların gelişim seviyelerinin çok üzerinde çalışmalara tabi tutulduklarını gözlemlemek olasıdır. Hatta çoğu çocuğun müsabakalara hazırlanmak için kondisyon çalışmalarına alınarak “antrene” edildikleri bilinir. Birçok çocukta büyüme ve gelişme ile ilgili işlev bozukluklarına yol açan bu ve benzeri uygulamalar “fiziksel şiddetin” tam olarak bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Dolayısı ile bu tür yaklaşımları “fiziksel istismar” olarak değerlendirmek gerekir.

Çocuklardan büyük insanlarmış gibi performans beklentisi içinde olmak, ilgili yasalar açısından suç olmayan ama “legal bir istismar” durumu olarak önümüzde durmaktadır.

2) Duygusal istismar ise, futbol altyapı eğitimi başta olmak üzere çok sık yaşanılan istismar türlerindendir. Altyapı eğitimcilerinin çocuk gelişimi ve eğitimi psikolojisi ile ilgili bir formasyona sahip olmamaları, olsalar dahi bunu yaşam pratiği ile ilişkilendirememiş olmaları, bunun ötesinde altyapı eğitimcilerinin altyapı eğitim sürecini basamak olarak görüyor olmaları, yarışmaya dayalı performans odaklı davranışları, istekli, ilgili ve yetenekli birçok çocuğu duygusal yıkıma sevk etmektedir.

Azarlama, hakaret etme, küçümseme, tehdit etme, suçlama, çocuğa küsme, yokmuş gibi davranma, çocukla alay etme gibi davranışlar duygusal istismardır ve çocuk hakları ihlali olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç ve öneri

Küresel kapitalizm ve onun tüketim ilişkilerinin dayattığı bir olgu olan endüstriyel sporun yansımalarını reddeden bir spor ve spor eğitimi seçeneğini ortaya koymak önemlidir.

Bunun spordaki yaklaşımı “herkes için spor”, kaybedenin değersizleşmediği ve değersizleştirilmediği profesyonellik, katılımcı, eşitlikçi bir spor modeli ve bunların ulusal ve uluslararası düzlemdeki uygulamalarıdır.

Ancak ne var ki; yaşanmakta olan sürece “şimdilik karşı durulamayacağından” hareketle, bu sürecin çocukları öğütmesine ve değersizleştirmesine izin vermemek adına reformist seçenekler oluşturmak zorunluluğu da unutulmamalıdır. Sistemin içinde, iç tutarlılık kuramından yola çıkarak, endüstriyel sporun üretim tarlaları olan altyapı ve altyapı eğitimlerini daha insancıl ve daha pedagojik kılma adına ortaya bazı şeyler koyulabilir.

Bunun için söz konusu acımasız altyapı eğitim sistemini, çocukları daha az eleyen, onların ihtiyaçlarına daha fazla cevap veren ve daha da önemlisi çocukların gelişim özelliklerini dikkate alan bir yapıya dönük mücadeleden asla vazgeçilmemelidir.

İsmail Topkaya / ÇOMÜ Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü