Ana sayfa 125. Sayı Vize Oppidum “Kutsal Kale”

Vize Oppidum “Kutsal Kale”

115
PAYLAŞ

Yayınlanan ilk makaleme şöyle başlamıştım:

“Şurada Hazreti Nuh zamanından beri gömülü kalmış taşlar var. Belki de tufandan önce de toprak altındaydılar. Babam da, babamın babası da benden önce çadırlarını burada kurdular ama bu betimlemelerden hiçbir zaman haberleri olmadı. On iki yüzyıldan beri inananlar -Allah’a hamdolsun yalnız onlar gerçek bilgeliğe sahiptiler- bu ülkede oturmuşlardır. Fakat içlerinden hiçbiri de, onlardan önce gelenler de yeraltı sarayı diye bir şey duymamışlardır.

Şimdi bak !

Bir frenk günlerce uzaktaki ülkesinden geliyor, dosdoğru bu yere gidiyor, eline bir değnek alıyor, bir çizgi şuraya, bir çizgi buraya çiziyor. ‘işte’ diyor, ‘saray bu, orası da kapı’ diyor. Bize de yaşamımız boyunca ayaklarımız altında, bizim haberimiz olmadan yatan şeyleri gösteriyor.

Harika! Harika!

Sen bunları kitaplardan mı, sihirle mi, yoksa Peygamberinizden mi, öğrendin? Söyle, ey Bey! Bilgeliğin sırlarını söyle bana!  (Tanrılar Mezarlar ve Bilginler, C.W.Ceram, Remzi Kitapevi, İstanbul 1986)

İngiliz arkeoloğu Layard, 1845’lerde Mezopotamya da Nemrut tepesinin altındaki Asur sarayının bulunduğu kazılar sırasında kendisine yardım eden Şeyh Abdel-el-Rahman’ın sözleri bunlar.” (Bilgeliğin Sırları, İlhan Vardar, Bilim ve Ütopya, Ocak 1996)

Aslında bu makalenin esas konusu o yıllarda başlayan ve Istranca Dağlarındaki suyu İstanbul’a götürme projesinin handikaplarını anlatmak, zaten Trakya’ya dahi yeterli gelmeyen içme suyunun gitmesi bir yana, dünyada eşi benzeri bulunmayan Longoz Ormanları başta olmak üzere Istranca florasının yok olma tehlikesine dikkat çekmekti.

Aynı yıllarda çocukluğumun oyun alanları olan evimin arka tarafındaki tepede önemli bir arkeolojik eser ortaya çıkarılıyor. Trakya’da bulunan ilk Roma Dönemi Antik Tiyatrosu.

Şeyh Abdel-el-Rahman’ın şaşkınlığını yaşamadım, çünkü tarihi İstanbul’dan eski olan Vize’nin bu tarihsel süreçteki önemini biliyordum az çok. Ama böyle tarihsel bir hazinenin gün ışığına çıkarılmasının heyecanı ile bu ilk makalemde, bir yandan yaşadığımız ve altında nelerin yattığını öğrenemediğimiz bu toprakları tahrip ederek yok etmenin üzüntüsü ile iki konuyu birleştirip yazmayı uygun bulmuştum o zamanlar.

Geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında çok daha büyük bir heyecan, şaşkınlık ve üzüntü yaşadım.

Çünkü çok kısa bir süre önce tanıdığım, bilgeliğin sırlarını öğretmeyi ve bilgiyi paylaşmayı şiar edinmiş Arkeolog-Prehistoryen Ufuk Baş Arığ, aylardır sabır ve heyecanla beklediğim 4 ciltlik Vize Oppidum (Kutsal Kale) eserini e-kitap olarak yayınladı.

Büyük bir heyecanla bu muazzam eseri inceledikçe şaşkınlığım Şeyh Abdel’e yaklaşıyor hatta artıyordu. Bunun nedenlerini Sn. Arığ’ın Istrancalar bölgesinde tarihe dokunmanın anlamını anlattığı bölümde bile bulmak mümkün.

“Trakya Istrancalar bölgesi, bu kitabın yazıldığı ve araştırmalarımın temel aldığı yerdir. Her ne kadar bölgesel bir araştırma gibi gözükse de, bölgedeki kültür ve tarih mirasını keşfettikçe araştırmalarım geniş bir coğrafyaya yayıldı. Doğuda Asya steplerinden, Kafkasya Ural Altay bölgesine, Batıda Kanada’dan İngiltere, İskoçya ve İrlanda’ya, Kuzey Avrupa’dan Avrasya’ya ve Balkanlara, Güneyde İber Yarımadası, Malta Adasından ve nihayetinde Trakya topraklarına kadar uzanan geniş bir alanda, araştırmalarımı destekleyecek verileri topladım.

Istrancalar, Trakya bölgesinin son orman alanı, oksijen ve su kaynakları açısından hayati bir bölgesidir.

“Doğal güzellikleri yanı sıra yeterince araştırılmamış tarihi değeri ile ülkemiz için büyük bir kıymettir.

“Istranca bölgesinin sınırları kuzeyde Bulgaristan, doğuda Karadeniz, güneyde Tekirdağ, batıda Kırklareli ilini içine alan Trakya ovaları ile çevrili orta yükseklikte dağlık alandır. Görünen zenginliklerinin altında keşfedilmeyi bekleyen birçok gizemi de bünyesinde barındırır.

“Herodot’un anlattığı küçük gölleri ve gizli yolları bulmak ümidiyle başladığım yolculukta; Mahya Dağı çevresinden, Pabuç ve Kazan derelerinin kıyılarına, Sarp Dere köyünden, Kıyıköy’ün denize inen sarp yamaçlarına, Vize Karakoçak kayasından çevre vadilere, Demirköy ormanlarından Bulgaristan sınırlarında, yaklaşık yirmi yıl geçirdim.

Bazı sabahlar gün doğumuyla çıktım yola, sabah ışıklarının kutsal kayalardaki ışıltısını fotoğrafladım.

“Ya da dağ köylerinde bir akşam vakti gün batımından sonra bir düğene davet edildim. Kaybolan kadim gelenekleri arşivledim. Eski kültürün son mirasçılarını tanıdım, çoğunu ebedi diyarlarına uğurladım.

“Son ‘İğmeli Ev’ ustasından, bu mimarinin inceliklerini öğrenirken, bu evlerin çok eskilerde İskit, Kelt ve Trakların ortak kültür mirası olduğunu fark ettim. Bu gün ‘İğmeli Evler’ ülkemizde korunamasa da, Rusya, Kafkasya, İrlanda, İskoçya, Bulgaristan ve daha birçok ülkede tamamen aynı mimarideki evler, geçmişte yapılmış ve hâlâ yaşamaktadır.

“Yolculuğum büyük bir keşifti benim için. Daha önce herkesin baktığı ama ne olduğunu göremediği, keşfedemediği doğa ve insan anıtlarını gördüm. Çok geçmeden muhteşem megalitik bir alanda olduğumu anladım. Birçok benzerinden daha büyük ve görkemli yapılar, doğanın eliyle kamufle edilmiş sessizce yaşlanıyordu…

“Kırklareli’nin ilçesi Vize’de kutsal bir kale doğa ananın güçlü karstik kayaları üzerinde fark edilmeyi bekliyordu. Yükselen ahşap duvarları, evleri, atölyeleri ve hendekleri çoktan yok olmuştu. Kutsal kalenin sahipleri, yaşamak için yok olmayacağını bildikleri kayaları seçmişlerdi kendilerine. Kendilerini ifade etmek için, tüm kutsal alanlarını ölümsüz kılmak için hep kayaları kullandılar ve bugüne dek gelmeyi başardılar.”

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda daha o kadar çok bilinmezlik var ki? Şaşkınlığım işte bu bilinmeyenler yüzünden.

Ve eseri daha da değerli kılan “Vize Oppidum Kutsal Kale” araştırmalarının Dünya ve Türkiye üzerinde yapılan bilimsel ilk çalışma olması.

Yine kitaptan birkaç alıntı:

“Istrancalarda tulum sesi tanrısaldır. Trakların, Trako Daçların, Frigyalıların en güzel şarkıları bu ormanlık dağlarda söylenmiştir… Böyle yazar destanlar… Gizemli tarih; Thracians, Kimmerias, Paeonia, Phrygians, Moesians,  Dacians, Celts, İllyri, Troia, Bithyni diye başlar ve yaklaşık 200 klan sayar Trak soy ağacında. Agathyrsi İskitler, Trakların çok yakınında yaşarlar, Trak soyluları ve Herodotos’un şahane İskitleri. Tümülüsler halkları, çifte balta taşıyanlar, ölü maskeliler, pantalonlu savaşçılar, binlerce yıldan beri dövme yaptıran halklar, kadınları da savaşçı olan kavimler, atlı kavimler, müziği, astronomiyi, destanları, eğri kesim ya da hayvan üslubunu iyi bilenler, sadece Gök Tanrıya inanan ancak doğadaki her şeye saygı gösterenler, altın ve her türlü metali binlerce yıldan beri işleyenler, kökenleri yüzlerle değil, binlerle ifade edilebilecek kadar eski olan kavimler, denizci kavimler ve daha bir o kadar isimleri olan kültürlerden bahseder.”

“Vize Oppidum, askeri ve dini karakterde yapılanmış bir merkezdir. Avrupa ve Balkanlardaki örneklerinin hemen hepsinden büyük ve görkemlidir.”

Ayrıca eserde Avrupa Arkeopark’larından örnekler zengin fotoğraf arşivi ile verilmiş. Oppidum (Kutsal Kale) ve kapsamlı Arkeopark Projelerini de bulacaksınız eserde. Ne yazık ki bu ülkede baki kalması gereken kurumlar, kişiler değiştikçe değişmektedir. Özellikle yerel yönetimlerde bu çok daha önemlidir. Desteklenen bir proje yeni yönetimlerle rafa kaldırılabilmektedir. Umarım bu proje rafa kaldırılmaz uygulamaya sokulur.

Hatta şaşkınlığıma neden olan bazı şeyleri yazmak istemiyorum, çünkü önyargılı davranılmamalı, sizler de eseri okudukça yaşayacağınız o bilginin sonsuz ışığındaki şaşkınlık duygularınızı yaşayın diyorum.

Evet, üzüntüm daha üzerinde yaşadığımız toprakların bilinmezliklerini öğrenemeden yok etmeye çalışmamız.

Ne yazık ki bu bölgeyi de içine alan Istrancalar taş ocakları tarafından istila edilmiş durumda. Ve bu taş ocaklarının beslediği fabrikalar bu kutsal alanlara kuruluyor.

İstanbul sularımızı aldı ama hâlâ su kıtlığı çekiyor, bizler hâlâ yok olan Ergene’yi kurtarmaya çalışıyoruz. Trakya kuzey ormanları ve kültürel mirasımız ile elden gidiyor ne yazık ki.

En azından çocuklarımıza miras bırakacağımız bu eserlere gereken ilgiyi göstererek bu eserlerin ortaya çıkmasına neden olan biliminsanlarına destek verelim.

Bilime, sanata, kültüre, daha da önemlisi insanına düşman siyasetçileri anmak bile istemiyorum. Çünkü umudumu yitirmedim. En azından insandan yana olan üreten çok azda olsa biliminsanlarımız var.

Bu tarihsel mirası e-kitap olarak okumak ve arşiviniz için http://www.arkeolojimerkezi.com/kitaplar.html adresinden indirebilirsiniz.