Ana sayfa 129. sayı İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu Özeti

İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu Özeti

235
PAYLAŞ

Uğur Yıldırım

IPCC Raporu, birçok parametredeki değişimleri ele alarak, insanın iklim sistemine etkisinin açık olduğu tespitine varıyor ve şunu söylüyor: “Sistemi ısınmaya zorlayan en önemli faktör atmosferdeki CO2 gazın artışıdır. Ve tabii ki bu artış insan kaynaklıdır.”

Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusu dünya ve ülke gündemindeki yerini koruyor. Korumaya devam edeceğini tahmin etmek ise zor değil. Çünkü iklim değişikliğiyle ilgili yapılan bilimsel çalışmalar, değişimin var olduğunu ve devam edeceğini istatistiksel olarak gösteriyor. Bu nedenle küresel ölçekte yaşanan bu olayın bilimsel yöntemlerle analiz edilmesi ve konuyu iklimbilimci olmayan diğer uzmanların da anlayabileceği bir biçimde raporlamak önemli bir görev haline geliyor. Bu görevi 1988 yılından beri, Birleşmiş Milletler çatısı altında örgütlenen Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) gerçekleştiriyor. IPCC, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO) tarafından 1988’de kuruldu. Kurulduğundan bu yana, iklim değişikliğiyle ilgili beş adet değerlendirme raporu yayımladı. Son raporun özeti “Çalışma Grubu I IPCC’nin Beşinci Değerlendirme Raporuna Katkı 2013: Politika Yapıcılar İçin Özet Bilimsel Temeller” adıyla 2013 Ekim’i sonunda yayımlandı. Bu yazıda beşinci raporun iklim değişikliği hakkında ortaya koyduğu sonuçları özetleyeceğiz. Özet rapordaki sırayla yapıldı.

Rapordaki tespitler

Rapor şu çarpıcı tespitle başlıyor:

“İklim sisteminin ısındığı kesindir…” Raporda bu cümleyi destekleyen grafikler kara ve okyanus yüzeyleri için durumu 1850’den bu yana ortaya konuyor. Raporda yayımlanan SPM1 grafiğinin a parçasından da anlaşılacağı gibi, özellikle son yüzyıl başından bu yana sıcaklık değerlerinde bir artış trendi dikkati çekiyor. Aynı grafiğin b kısmı ise sıcaklık trendindeki artışın bölgesel değil, küresel ölçekte bir olay olduğunu göstermiş oluyor. Grafiğin b parçasına göre, dünya yüzeyindeki çoğu bölgede sıcaklık artışı gözlenirken az bir kısımda azalma gözleniyor.

İklimle ilgili değişimi kara ve okyanus yüzeylerindeki sıcaklık değişimleri dışında diğer göstergelerle de izlemek mümkün. Rapor bu göstergeleri tek tek ele alıyor. Bu göstergeler şöyle: Atmosferin sıcaklığı ve bileşimi, okyanus yüzey sıcaklığı, buzullardaki değişim, deniz seviyesindeki değişim, karbondioksit (CO2) diğer sera gazların atmosferdeki oranının değişimi ve yağışlardaki değişim olarak sıralanabilir. Şimdi bu göstergeler hakkında raporun sunduğu çarpıcı verilere bakalım.

Yüzey sıcaklığı (atmosferin yere yakın kısmının sıcaklığı): Rapor son üç on yıllık periyoda bakıldığında, bu on yılların 1850’den bu yana geçen diğer on yıllara göre daha sıcak olduğunu ifade ediyor. Bu konuda SPM1 grafiğinin a parçasının alt kısmında yer alan grafiğe bakılabilir. Ayrıca; 1880-2012 yılları arasındaki yıllık ortalama sıcaklıklara bakıldığında 0,85 °C’lik bir artış ve 1850-2012 aralığına bakıldığında da 0,72 °C bir artış tespit ediyor.

Okyanuslar: Okyanus yüzeylerinin üst 75 metrelik kısmına bakıldığında 1971-2010 zaman aralığında ortalama 0,11 °C’lik bir ısınma olduğu ifade ediliyor. Okyanuslar iklim sisteminin ısı tutma havuzlarıdır ve bu özellikleri nedeniyle çok önemlidir. İklim sisteminde enerji artışı olursa, bunun önemli bir kısmı okyanuslara aktarılır ve orada depolanır. Rapor aynı zaman aralığında okyanuslarda depolanan ısı artışının oransal değerlerini de veriyor. Buna göre 0-700 m arasında depolanan enerjide yüzde 60’lık bir atış ve 700 m’nin altında ise depolanan enerjide yüzde 30’luk bir atış olduğu ifade ediliyor.  Okyanus sıcaklığındaki değişimlerin daha eski zamanlara taşınmıyor olması dikkatinizi çekmiştir. Bunun temel nedeni okyanus sıcaklığına dönük doğrudan ölçüm verilerinin daha eski zamanlara kadar uzanmıyor oluşudur.

Buzullar: Buzullardaki erime, popüler bilim, gazete ve televizyon haberleri alanlarında en çok karşılık bulan iklim göstergelerinden bir tanesi. Bunun temel nedeni belki de buzullardaki azalmanın görsel olarak daha iyi anlaşılıyor oluşudur. Bu nedenle sıcaklıktaki artışlar çoğu insan tarafından daha zor kavranırken buzullardaki azalma daha kolay kavranıyor. Rapor Artika (Grönland’ı da içine alan Kuzey Kutup Dairesi) ve Antartika’daki buzullarda azalma (erime) olduğunu ifade ediyor. Bunu rakamlara dökecek olursak, bütün buzullardaki ortalama yıllık azalma 1971-2009 arasında 226 gigaton (Gt) civarında. Daha önemlisi ise, 1992-2001 ve 2002-2011 aralıklarını karşılaştıracak olursak azalma hızında çarpıcı bir artış görülüyor. Grönland’da yıllık azalma 34 Gt’den 215 Gt’ye çıkıyor. Antartika’da ise bu sayılar 30’dan 147’ye çıkmış durumda. Kuzey Buz denizinde yaz dönemi ve kış dönemi arasında buzulların durumu tahmin edilebileceği gibi aynı olmuyor. Kışın buzullar ilerlerken yazın eriyerek geri çekiliyor. Bu durum için tanımlanmış yıllık deniz buzu genişlemesi diye bir parametre var. Rapora göre, bu parametrenin 1979-2012 yılları arasındaki yıllık ortalamaları incelendiğinde, yüzde 3,5-4’lük bir azalma dikkati çekiyor. Aynı genişleme parametresine aynı zaman aralığında Antartika için bakıldığında ise, 10 yıllık dönemlerde yüzde 1,8’lik artış gözleniyor. Raporda, Kuzey Yarımkürede karla kaplı alanlar için de 1967-2012 periyodu için bir veri sunulmuş. Buna göre Kuzey Yarımküredeki karla kaplı alanlarda yaklaşık yüzde 11,7’lik azalma gözlenmiş. Burada önemli not düşelim: Buzul erime hızındaki artış (buzul azalma hızındaki artış) bize iklim değişikliğinin hızında bir artış söz konusu olduğunu gösterebilir.

Deniz seviyesi: Deniz seviyesindeki değişim, küresel ısınma diye adlandırılan olguyla doğrudan ilişkili bir konu. Bu parametrenin insanlar ve diğer canlılar üzerinde doğrudan bir etkisi var. Çünkü var olan bazı karaların bir kısmının deniz suyu tarafından işgal edilmesi söz konusu. Peki, bu parametre küresel iklim değişikliğinden neden etkileniyor? Birincisi sistem ısındıkça karalardan (Grönland ve Antartika) eriyen buzların suları okyanuslara karışıyor ve ikincisi ısınan okyanuslar genleşiyor. Rapor 1901-2010 arasında deniz seviyesi yüksekliğinin 19 cm civarında arttığını ifade ediyor. Okyanuslardaki ısınma, buzullardaki ve karla kaplı alanlardaki ve deniz seviyesindeki değişimler SPM3 grafiğinde veriliyor.

Atmosferik CO2 (Karbondioksit) miktarı: Endüstriyel devrim fosil yakıtlarının enerji kaynağı olarak kullanılmasıyla mümkün hale geldi. Fosil yakıtlar karbon bileşikleri oldukları için yakıldıklarında atmosfere CO2 ve diğer sera gazlarının salınmasına yol açıyor. Sanayi bacaları ve araçlar her gün çalışmaya devam ettiğine göre, bir kısım CO2 iklimin geri besleme mekanizmaları tarafından atmosferden geri alınabilse bile, sera gazlarının atmosferdeki oranı artmaya devam ediyor. Bu gazlardan en önemlisi ise CO2. Rapor endüstri öncesi döneme göre atmosferik CO2’in yüzde 40 oranında artış gösterdiğini belirtiyor.

İklim sadece insan etkisiyle değişen bir sistem değil. Ancak güncel olarak tartıştığımız iklim değişikliğinde insanın etkisi uzunca bir süredir gündemde olan bir konu. Rapor bu konuda da bilimsel kanıtlara dayanarak bir tespit yapıyor: “İnsanın iklim sistemine olan etkisi açıktır.”  Bu açıklığı endüstri devriminin sonrasında atmosferdeki sera gazlarındaki artışa dayandırıyor ve şu tespiti yapıyor: “Sistemi ısınmaya zorlayan en önemli faktör atmosferdeki CO2 gazın artışıdır. Ve tabi ki bu artış insan kaynaklıdır.”

Gelecekte küremizi ne bekliyor?

Raporun özetini, gelecekte bizi ne bekliyor sorusuna verdiği bilimsel yanıtla bitirelim. Öncelikle sera gazlarındaki artışın devam edeceği öngörülüyor. Bu öngörü elbette temel olarak insanın ekonomik faaliyetindeki artışla ilişkilidir. Rapor böylelikle ısınmanın ve iklim değişikliğinin devam edeceğini gösteren en önemli kanıttır. Geleceğe dönük tahminlerde bulunurken değişik faktörlerin nasıl değişeceğine göre bir model kurmak çok önemlidir. IPCC de, iyimserden kötümsere doğru bir yelpazede olmak üzere çeşitli senaryolar ortaya koyuyor. Buradaki iyimserlik ve kötümserlik elbette ki öznel değerlendirmeler değil. Bu modellerde sera gazı miktarlarındaki değişim en önemli parametrelerden bir tanesi. Sera gazı salınımları ise, insanlığın gelecekteki nüfusu, ekonomik büyümenin gelecekte ne olacağı, teknolojik düzeydeki gelişmeler gibi faktörlere bağlıdır.

IPCC modellerin sonuçlarına göre, 21. yüzyılda atmosfer sıcaklıklarında 1,5 °C’tan 4 °C’a kadar artışlar gözlemek mümkün. Bu düzeydeki ortalama sıcaklık artışlarının yer sisteminde önemli değişikliklere yol açması ise kaçınılmaz görünüyor.