Ana sayfa 142. Sayı Dindar ailelerden gelen çocuklar daha az fedakâr ve daha az paylaşımcı

Dindar ailelerden gelen çocuklar daha az fedakâr ve daha az paylaşımcı

1226
PAYLAŞ

Derleyen: Nalân Mahsereci

Dindar insanların daha ahlaklı olduğu toplumların çoğunda genel bir kabuldür. Current Biology dergisinde yayımlanan bir araştırmanın sonuçları, durumun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Dünya bilim çevrelerinde geniş yankı bulan araştırmaya göre, inançsız ailelerde yetişen çocuklar, dindar ailelerde yetişen çocuklara göre daha fedakâr ve paylaşımcı oluyor. Bir başka sonuç da, dindar ailelerden gelen çocukların başkalarını yargılamaya ve hatalı davranışın mutlaka cezalandırılması gerektiğini düşünmeye daha yatkın oldukları.

Yürütücüler açısından çok katılımlı olan bu araştırmada, bir grup biliminsanı ABD, Çin, Kanada, Ürdün, Türkiye ve Güney Afrika’dan 5-12 yaş arası 1170 çocuk üzerinde kontrollü bir çalışma gerçekleştirdi. Çocukların çoğu Hıristiyan, Müslüman ya da ateist ailelerde büyümüştü. Araştırmaya bu üç kategori dışında az sayıda Yahudi, Hindu ve agnostik aileden gelen çocuk da katıldı.

Çalışmada çocuklarla “diktatör oyunu” denen bir oyun oynandı. Bu oyunda, çocuklara 30 etiket gösterildi ve beğendikleri 10 tanesini alabilecekleri söylendi. Ardından çocuklara, oyunu oynamak için yeterli zamanın olmadığı ve okullarındaki diğer çocukların etiket alamayacağı söylendi. Sonuçta, dindar ailelerden gelen çocukların etiketleri akranlarıyla paylaşmak konusunda ateist ailelerden gelen çocuklara göre belirgin bir biçimde daha az cömert olduğu görüldü.

Bir diğer test ise ahlaki duyarlılık üzerineydi. Çocuklara bir karakterin başka bir karakteri kazara ya da bilinçli olarak ittiği kısa animasyonlar izletildi. Ardından çocuklara iten karaktere hangi cezanın verilmesi gerektiği soruldu. Ardından ailelere dini inançları ve eğilimleriyle, çocuklarının empati ve adalet duygularının ne kadar güçlü olduğu soruldu.

Dindar aileler, çocuklarının diğer çocuklarla empati kurma yeteneklerinin gelişmiş olduğunu düşünmeye yatkınlar. Ama araştırma sonuçları bu düşünceye de gölge düşürüyor. Dindar çocuklar, diğer çocukların davranışlarını yargılamaya daha yatkınlar ve hatalı davranışın cezalandırılması gerektiğini düşünüyorlar.

Çalışmanın yazarları “ahlaki ruhsatlandırma” denilen bir fenomenden söz ediyorlar. Bu durum, kişinin kendi imajını geliştirmek için uğraşmasının, ahlak dışı davranışlarının sonuçlarını düşünmemesine neden olduğunu anlatıyor. Buna göre, dindar olduğu için kendisini ahlaklı sayan birisi davranışlarıyla ilgili daha kaygısız olabilir. Bu fikrin ışığında, halihazırda davranışlarından bağımsız bir biçimde kendini iyi biri olarak gören dindar çocukların etiketlerini paylaşmak zorunda hissetmemesi çok da şaşırtıcı olmuyor. Diğer taraftan, ateist çocukların inançlarından ötürü değil davranışlarından ötürü iyi biri olarak tanımlanacaklarını düşünmeleri, davranışlarının ahlaki yönü hakkında daha kaygılı olmalarını sağlıyor olabilir.

Araştırmaya Türkiye’den katılan, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bilge Selçuk, BirGün gazetesinden Can Uğur’a, araştırmanın ulaştığı sonucu şöyle anlatıyor:

Dindarlık ve eğitim veya gelir düzeyi genellikle ters orantılıdır. Yani okula daha az devam etmiş ve daha düşük geliri olan kesimlerde, dindarlık daha fazla görülür. İnanç, davranış ve çocuk gelişimi ilişkisini inceleyen araştırmalarda genellikle eğitim ve gelir gibi kritik faktörler atlanır. Altı ülkede yürüttüğümüz bu araştırmanın sonuçları bu bakımdan önemli. Biz analizlerimizde, sadece ailenin sosyoekonomik özelliklerini değil, çocuğun yaşını ve ülkesini de kontrol ettik.

 Psikoloji araştırmalarında karşılaştığımız bir konu burada da karşımıza çıktı. Anne-babanın çocuğuna atfettiği özellikler ile çocuğun gerçekte gösterdiği özellikler birbiriyle uyuşmayabiliyor. Bulgularımızdan biri de bu. Kendisini Hıristiyan ve Müslüman olarak nitelendiren ailelerin çocuklarında elindekini tanımadığı biri ile paylaşma anlamlı olarak daha düşük. Ama annelere sorduğunuzda, özellikle Hıristiyan anneler, çocuklarının sosyal olarak daha duyarlı olduklarını söylüyor. Kendisini Müslüman olarak nitelendiren ailelerin çocukları ise birine zarar gelen durumları çok olumsuz değerlendiriyor ve zarar veren kişinin daha sert şekilde cezalandırılması gerektiğini düşünüyor.

 Dini bir inanışa ait olmaktan öte, dindarlık düzeyi de çocukların elindekini tanımadığı biriyle paylaşma ile bağlantılı. Diğer tüm etkili olabilecek faktörler kontrol edildiğinde dahi, dindarlık düzeyinin paylaşma davranışı ile ters orantılı olduğunu buluyoruz.

Kaynaklar:

– Can Uğur, “Bilim çevrelerinin konuştuğu araştırma: Dindarlık paylaşımcılığı arttırmıyor!” http://www.birgun.net/haber-detay/bilim-cevrelerinin-konustugu-arastirma-dindarlik-paylasimciligi-arttirmiyor-94769.html

– Hazırlayan: Haziran Düzkan, “Dindar olmayan ailelerde yetişen çocuklar daha cömert ve fedakâr”, http://kulturservisi.com/p/dindar-olmayan-ailelerde-yetisen-cocuklar-daha-comert-ve-fedakar

PAYLAŞ
Önceki makaleİrrasyonel korkuların rasyonel araçları
Sonraki makaleBiyolojiden sosyolojiye ‘duygular’
Nalân Mahsereci
İÜ Eczacılık Fakültesi mezunu. Eczacı ve popüler bilim yayıncısı. Başta "Bilim ve Ütopya" ve "Bilim ve Gelecek" dergileri olmak üzere, çok sayıda yazısı, söyleşisi, çevirisi yayımlandı. "Savaş Emek Kitabı - Gel Ey Seher" adlı biyografik bir nehir söyleşi kitabı ve "Hayal Hızı Çetesi İnsanın Atasını Arıyor" adlı bir çocuk kitabı bulunuyor.