Ana sayfa 144. Sayı Kitapçı Rafı – 144

Kitapçı Rafı – 144

199
PAYLAŞ

Dünyanın Durumu 2015

-Sürdürülebilirliğin Önündeki Gizli Tehditlerle Yüzleşmek-, Worldwatch Enstitüsü, Çev. Gülru Hotinli, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, 232 s.

Kirlilik, su kıtlığı, ısınan bir dünya… Çevre tahribatını anladığımızı düşünüyoruz. Oysa bunlar yalnızca gözlenebilen sorunlar. Gıda güvensizliği, enerji-ekonomi ilişkisi, iktisadi varlıkların çevre tahribatı yoluyla değer kaybetmesi, hayvan kökenli hastalıklarda hızlı yükselme ve iklim kaynaklı göçün yarattığı zorluklar, sürdürülebilir olmayan küresel sistemin sonuçlarından sadece birkaçı. İnsanlığı daha iyi bir rotaya oturtmak için milyonlarca küçük “çözüm” gerekiyor. Bu çözümlerin bazıları küçük roller oynayacak, bazılarıysa büyük…

Worldwatch Enstitüsü’nün ünlü yayın dizisi Dünyanın Durumu’nun 2015 kitabında uzmanlar, sürdürülebilirliğin önündeki gizli tehditleri araştırıyor ve bunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini irdeliyor. Uluslar; taşkın, kuraklık ve diğer aşırı iklim olaylarından kaçan iklim değişikliği mültecilerinin yol açtığı göç ile nasıl başa çıkacak? Biyolojik çeşitlilik kaybına, sera gazı emisyonlarının biyosferi ve okyanusları etkilemesine sebep olan ekonomik büyüme vazgeçilmez mi? Bir ekonomi, büyümeden de dinamik olabilir mi? Yeryüzünün muhafaza edilmesi için ne tür bakış açılarına ihtiyacımız var? Kitap bu soruları ve çözüm önerilerini tartışıyor.

Evren Kaç Yaşında?

-Büyük Patlamadan Günümüze Ne Kadar Zaman Geçti?-, David A. Weintraub, Çev. Ulaş Apak, Alfa Yayıncılık, 2015, 365 s.

Gökbilimciler yıldızları laboratuvarlarına getiremezler, sıcaklıkları değiştiğinde nasıl davrandıklarını görmek için yıldızları ısıtıp soğutamazlar, gökadaları kesip açarak çekirdeklerine bakamazlar.  20. yüzyılın son çeyreğinde biliminsanları Doppler kaymaları, radyoaktivite ve nükleer füzyon gibi son modern kavramlarla ilgili bilgilerini yıldızların ölçülmüş özelliklerine uygulayabildi ve daha önce yanıtlanamayan çok çeşitli soruların yanıtları gökyüzünden yağmaya başladı. Bu kanıt seli, düşünülebilecek en büyük ölçekteki hayret uyandırıcı ve zorlukla kazanılan bir entelektüel zafere yol açtı. Bu insanlığın zihnini meşgul etmiş en temel sorulardan birinin cevabıydı: Evren kaç yaşında? Artık bu sorunun cevabının 13,7 milyar yıl olduğunu biliyoruz. Kitap bu keşfin öyküsünü anlatıyor.

1871 Paris Komünü Tarihi

Prosper Olivier Lissagaray, Çev. Şule Ünsaldı, Nota Bene Yayınları, 2015, 560 s.

Paris Komünü nasıl ortaya çıktı? Gün gün neler yaşandı? Hangi tarihsel deneyimler nasıl oluştu? Komün nasıl bastırıldı? Sonrasında neler oldu? Komüncüler anılarını mektuplarda nasıl yansıttılar? Bu soruların cevabını veren bir kaynak Lissagaray’ın kitabı. Marks’ın Komün üzerine yazılmış en önemli eser olarak değerlendirdiği kitap Komün üzerine yorum yapan herkes için kaynak olmuş. Bizzat Komün deneyiminin içinde bulunan yazarın, sonraki beş yıl boyunca yüzlerce kişiyle tek tek görüşerek ortaya çıkardığı bu klasik eser, bir belgesel-roman tadında  da okunabilir. Eser yalnızca baskılara karşı gerçekleştirilen bir direnişin öyküsünü değil, aynı zamanda dönemin tüm toplumsal düşünce akımlarının ve Komün içerisindeki çelişki ve çatışmaların geniş bir panaromasını sunuyor.

Büyük Kedi Katliamı

– Aydınlanma Fransası’nda Düşünceler, İnanışlar-, Robert Darnton, Çev. Mustafa Yılmazer, Koç Üniversitesi Yayınları, 2015, 315 s.

1730’ların Paris’inde bir matbaanın çırakları kendi kurdukları mahkemelerde yargıladıkları kedileri ölümle cezalandırır. Bu hikâyeyi tekrar tekrar anlatan çıraklar her seferinde katılarak gülerler. Kedilerin katledilmesinde çırakları eğlendiren ne olmuştu? Nasıl olmuştu da “Kırmızı Başlıklı Kız” masalının 18. yüzyıl versiyonunda çocuk kurda yem olmuştu? Montpellierli biri, yaşadığı kentin tüm etkinliklerini detaylı bir şekilde yazarken aklından neler geçiyordu? Bunlar Robert Darnton’un, Aydınlanma çağındaki Avrupa’nın tarihine dair cevapladığı sorulardan bazıları. Harvard Üniversitesi Tarih Bölümü profesörü ve Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nin direktörü Darnton, 18. yüzyılın sıradan insanlarının yaşamlarından çeşitli sahneleri inceleyerek bu dönemdeki insanlık durumunu, insanların olayları nasıl gördüğünü ve kurguladığını ele alıyor.

Çizgilerle Madame Curie

– Bir Bilim Kadınının Hikâyesi, Soner Tuna, Yordam Kitap, 2015, 80 s.

20. yüzyılın ilk yarısında, bilimde ve siyasette, etkileri bugüne de uzanan büyük dönüşümler yaşandı. Bilim dünyasında, zorlu savaş koşullarında geliştirilen bu dönüşümlerin arkasında, özverili, disiplinli çalışmalar, bilime adanmış yaşamlar özel bir yer tuttu.
Bu kitap, özveri dolu örnek yaşantılardan birinin, Madam Curie’nin öyküsü. Farklı bir öykü. Zira bu kitapta, Curie’nin yaşamı, diğer biyografi kitaplarından ayrılarak çizgilerin diline dökülüyor. Soner Tuna, bir biliminsanının portresini, özgün çizgileri ve kolay okunan, rahat anlatımıyla sunuyor bizlere.
Varşova’dan Paris’e yola çıkan Marie Sklodowska’nın, Sorbonne Üniversitesi’ndeki günleri; Paris’te bir çatı katında zorlu yaşam koşullarında kendini derslerine ve bilime adaması; mezuniyeti, Pierre Curie’yle tanışması ve aşkları; Curie’lerin, yoksul laboratuvarlarında birlikte geliştirdikleri çalışmaları ve büyük buluşları; ilk Nobel ödülleri, Pierre Curie’nin geçirdiği talihsiz kaza ve ölümü; Marie’nin çalışmaları sürdürme iradesi, ikinci Nobel ödülü, savaş yılları ve daha fazlası… Bir solukta, çizgilerin diliyle karşınızda…

Çizgilerle Rosa Luxemburg

Soner Tuna, Yordam Kitap, 2015, 128 s.

Marksist düşünce ve eylemin anıt isimlerinden Rosa Luxemburg, çizgilerin diliyle yeniden hayat buluyor. Soner Tuna, bir yandan Rosa’nın hayatını kendine has çizim tarzıyla resimlerken, bir yandan da onun yaşamından kesitleri ve düşüncelerinin yıllar içerisindeki gelişimini, akıcı bir dille özetliyor.
Gençliği, aşkları, mücadeleleri, dönemin devrimci liderleriyle girdiği polemikler, hapishane günleri, 1. Dünya Savaşı’nda yaşananlar ve barış siyaseti, Bolşevik Devrimi, Spartaküs Grubu’nun çıkışı ve Karl Liebknecht’le birlikte katledilmesi gibi Rosa Luxemburg’un hayatının bütün kritik dönemeçleri anlatılıyor.
Çizgilerle Rosa’da, yine Yordam Kitap tarafından yayınlanan ve Luxemburg hakkında yazılmış en kapsamlı biyografilerden biri olarak öne çıkan Annelise Laschitza’nın Rosa Luxemburg: Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak adlı kitabı esas alındı. Çizgi roman, günümüz devrimci mücadelesinde izleri ve etkileri devam eden bir yaşamın ana çizgilerini özellikle genç okurlarla buluşturuyor.

Özgürlüğün Evrimi

– Daniel C. Dennett, Çev. Çağatay Tarhan, Alfa Yayıncılık, 2015, 385 s.

Belirlenimci bir dünyada özgürlük ve özgür irade var olabilir mi? Felsefeci Daniel Dennett, bize özgür iradeyi ve ahlakı sağlayan evrimleşmiş zihnimiz ile hayvanlar arasında ne kadar yalnız olduğumuzu göstererek bu soruya güçlü bir evet yanıtı veriyor. Dennett evrimsel biyoloji, bilişsel sinirbilim, ekonomi ve felsefeden yararlanıyor ve zengin bir biçimde ayrıntılandırılmış hikâyeyi dokuyarak standart yeni-Darwinci akıl yürütmeyi kullanıyor. Ahlak, anlam ve özgürlük konuları üzerine en iyi ve en derin insani düşünceleri, en basit yaşam biçimlerinden hareket ederek inşa edebileceğimizi açıklıyor. Etikle ilgili geleneksel çalışmalara Darwinci bir katkı yaparak etiği, hak ettiği temeller üzerine kurmaya çalışıyor: Doğadaki yerimize bütünlüklü bir bakış.

Sanatın İktidarı

– 1917 Devrimi Avangard Sanat ve Müzecilik-, Ali Artun, İletişim Yayınları, 2015, 194 s.

Tarihte sanatın sanatı yönettiği yegâne dönem, 1917 Devrimi’nden sonraki birkaç yıl. Bu birkaç yılda Rus İmparatorluğu’nun bütün sanat mirası, Avrupa’nın en zengin müzeleri ve koleksiyonları, akademiler, tiyatrolar, kurumlar avangard sanatçıların eline geçti. Ama onlar sanata karşıydılar; sanatı parçalamak, müzeleri yakıp yıkmak, akademileri kapatmak istiyorlardı. Peki, sanatın iktidarını ele alınca ne yaptılar? Sanatı nasıl yönettiler? Devrimle ve komünizmle nasıl bağlandılar?
En önce, sanatı, sanatın varlığıyla ilgili bir sorgulamaya dönüştürdüler. Bir bilgi ve iktidar siyasetine çevirdiler. Hayatla bütünleştirerek, sanat icrasını devrimci bir eylem gibi yaşadılar. Formun ve nesnenin “sıfır noktası”nı keşfederek sanatı tamamıyla kavramsallaştırdılar; soyutu icat ettiler. Müzeleri herkese açık atölyeler, forumlar, laboratuvarlar olarak örgütlediler. Bütün kenti bir enstalasyona, tiyatro sahnesine çevirerek, sanatın hayatını karnavallaştırdılar. Sanat enternasyonallerini başlattılar… Ali Artun kitabında bu öyküyü anlatıyor ve tartışıyor.

Öznellik Nedir?

– Jean-Paul Sartre, Çev. İnci Malak Uysal, Can Yayınları, 2015, 152 s.

1961’in Aralık ayında 20. yüzyıl düşüncesinin önemli isimlerinden Jean-Paul Sartre bir konferans vermek üzere Gramsci Enstitüsü tarafından Roma’ya davet edilir. Konferansın konusu Marksizmin, diyalektik materyalizmin netameli temalarından biri olan öznelliktir.
Sartre’ın konuşması ilk bakışta Batı Marksizminin önde gelen figürü György Lukács’la bir polemik izlenimini verir; ancak gerek konuşmanın içeriği gerekse dinleyicileri arasında bulunan İtalyan Komünist Partisi mensubu ya da sempatizanı entelektüellerin kitaba da eklenen bazı soruları ve katkıları tartışmayı bunun çok ötesine taşır. En başta, Hegel ve Karl Marx’ın gölgesi herkesin üzerine düşmektedir; bunun yanı sıra -bazen isimleri dahi zikredilmeden- Immanuel Kant, Giambattista Vico, Martin Heidegger, Søren Kierkegaard, Antonio Gramsci, Benedetto Croce, Maurice Merleau-Ponty gibi Avrupa düşünce tarihinin kimi köşe taşlarının izleri görülür.
Felsefi açıdan yoğun ve yer yer zorlayıcı bir metin Öznellik Nedir? Bu yoğunluğun içinde Parma Manastırı ve özellikle Madam Bovary değerlendirmesiyle, arkadaşlarıyla beraber dergisi Les Temps Modernes’e isim ararken yaptığı kuvvetli bir gözlemi dile getirişiyle edebiyatçı Sartre’ı da görmek mümkün. Kitap Michel Kail ve Raoul Kirchmayr’ın önsözü, Fredric Jameson’ın sonsözüyle birlikte basılmış.

Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi

– Beklentiler, Gerçekler, Öneriler-, Sinan Bayraktaroğlu, Öğretmen Dünyası Yayınları, 2015, 150 s.

Kitaba göre Türkiye’de maalesef toplumumuzun eğitim bilinci, “yabancı dille eğitim” ile “yabancı dil eğitimi” arasındaki farkı yeterince anlamak bakımından yetersizdir. Bundan ötürü, üniversitelerin üst yöneticileri başta gelmek üzere, ebeveynlerin, öğrencilerin, yazılı-sözlü basının, sosyal medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmında, İngilizce’ye karşı yaygın sosyal talep karşısında ve bu dilin yabancı bir dil olarak öğretim ve öğrenimi alanında yaşanan sorunlar ve başarısızlıklar sonucunda büyük bir yanılgıya düşülmekte, sanki İngilizceyle eğitim yapılırsa bu sorunların üstesinden gelineceği sanılmaktadır. Bunun sonucu olarak da, bugün yüksek öğretimde sadece “İngilizce eğitimi” veya “İngilizceyle eğitim” sorunu değil, ciddi boyutlarda bir dil sorunu yaşanıyor. İngiliz filolojisi, uygulamalı dilbilim ve yabancı dil eğitimi konularında uzman Prof. Dr. Bayraktaroğlu’nun “Dil olmayınca düşünme de olamaz” savından hareketle kaleme aldığı makaleleri bu kitapta bir araya getirilmiş.