Ana sayfa 149. Sayı Sahi, neden psikanaliz?

Sahi, neden psikanaliz?

387
PAYLAŞ

Batuhan Saç

Sevgili Hocam İskender Savaşır’ın “psikanalitik rüya yorumlama çalışmaları”na asistan olarak katılmaya başladığımdan beri rüya konusu ile ilgili çeşitli okumalar yapıyorum. Bu okumaların içeriği, İslam’ın rüyaya nasıl baktığından beyin görüntüleme çalışmalarına kadar geniş bir çerçeveden oluşuyor. Bugün tek bir psikanalitik kuramdan söz etmek mümkün olmasa da son okumalarım psikanalizin temeline yoğun bir eleştiri getiriyordu. Barış Engin Aksoy’un çevirdiği Alenka Zupancic’in Neden Psikanaliz? adlı kitabını görünce, isminin o anki durumuma çok yakın olduğunu hissettim. Evet, neden psikanaliz?

Tabii kitabı da okuyunca kafamdaki soruların eleştirilerden daha büyük ve yoğun olduğunu fark ettim. Çünkü Alenka Zupancic yaklaşık 90 sayfalık bu kitapta ufuk açıyor, çeşitli sorular üretmemizi sağlıyor.

Metis Yayınlarından çıkan, kapağında 1934 yılında yapılmış bir Max Ernst resmi olan kitap Girişharicinde üç bölümden oluşuyor. Bu bölümler Cinsellik ve Ontoloji, Özgürlük ve Neden, Komedi ve Tekinsiz. Ek olarak belirtmek gerekirse, bu üç bölüm “müdahale” başlığı altında toplanmış. Giriş bölümününde bahsederken neden “müdahale” teriminin seçildiğini  Alenka Zupancic bize açıklıyor.

Giriş bölümüne, “ne kadar yakından bakılırsa, psikanalizin sahasının tam olarak ne olduğu bir o kadar belirsizleşiyor” sözleriyle başlıyor Zupancic. Psikanalizin sahasının neresi olduğu sorusunun aslında psikanalizin “her yere el atmış” gibi görünmesiyle ilgili olduğunu ifade ediyor.  Ve ardından Lacan’ın “psikanaliz felsefe değildir” şeklindeki ısrarlı iddiasına rağmen kendi teorisini felsefeyle kurduğu diyalogla geliştirdiğini belirtiyor.

Kitabın kapağında da görebileceğiniz “üç müdahale” terimine değinmek gerekirse, Zupancic bu terimi seçmesinin nedenini her birinin uçsuz bucaksız üç farklı sahaya dokunması olduğunu ifade ediyor.

Cinsellik ve Ontoloji

Zupancic psikanalizi felsefeye yaklaştırıyormuş gibi görünen girişimlerin, bu “yanlış dostluğun” en kötü örneklerini oluşturduğu kanaatinde. Aynı zamanda felsefenin konuya dışardan bakma eğilimi de olsa en büyük katkıyı cinsellik konusunda taviz vermeyen psikanalizden gördüğünü hatırlatıyor.

Yazar, Freud’un Cinselik Üzerine Üç Deneme’sinin hala temel bir metin olduğunu söylerken, metnin argümanını tek bir cümlede özetliyor: “(insani) cinsellik, var olmayan bir normdan paradoks-dolu bir sapmadır.”

Ardından, dürtülerin başlangıçtaki kurucu sapmasının keşfinin, ileride psikanalizin en büyük kavramsal icatlarından birine yani objet petit a kavramının icadına yol açtığını ifade ediyor.

Zupancic bölümün sonlarına doğru Louis Althusser’in Marx ve Freud üzerine yazdığı önemli bir yazıdan alıntı yaparak Marksçı ve Freudcu teorinin ortak özelliklerini sunuyor. Louis Althusser, “ikisi de çatışmalı bilimlerdir; en büyük düşmanları da doğrudan bir muhalefet değil, revizyonizmdir,” diyor.

Özgürlük ve Neden

Zupancic bu bölüme bir soruyla başlıyor: Özgürlük Lacancı psikanalizi ilgilendiren bir mesele midir? Hemen “ilk bakışta, hayır” diyerek yanıtlıyor. Yazar, psikanalizin bu kavrama pek başvurmadığından, psikanalitik teori öznenin kuruluşuna ilişkin noktaya “zorlama seçim” teorisini yerleştirdiğinden bahsediyor.

Zupancic,Vakitli/Vakitsiz Gözlemler adlı alt başlıkta Freud’un rüyalar ve rüya yorumuna dair esas keşfinin, rüyalara atfedilen sembolizmi ve yorum için gerekli bir anahtarın var olduğunu reddedişi olduğunu ifade ederek serbest çağrışımın önemine dikkat çekiyor. Hatta “oysa sembolizm serbest çağrışımları susturur,” diye ekliyor. Fakat Zupancic’e göre tüm hikaye yorum-çözme ve dağıtma şeklindeki bu yorumlamadan ibaret değil.

Komedi ve Tekinsiz

Son “müdahale”mizin konusu komiklik ve tekinsizlik hissi. Zupancic’e göre bu iki kavram hiç beklenmediği kadar yakın. En azından kendi incelemesini bu perspektiften yapacağını ifade ederken, “komedi bizlere hiçliğin ciddiye alınması gerektiğini öğretir, komedi hiçlikle birçok şey yapar. Ama her şeyden önce, hiçliğin indirgenemez maddiliğine işaret etmeyi sever.” diyerek giriş yapıyor.

Kitabın içinden bir örnekle devam edelim;

Adamın biri bir restorana girer ve garsona şöyle der: “Kremasız kahve lütfen.” Garson yanıt verir: “Afedersiniz efendim, kremamız kalmamış, sütsüz olsa olur mu?

Yazar bu esprinin mekanizması hakkında söylenecek pek çok şey olduğunu söylüyor. Burada komedinin işleyişine bağlanan şey, tam da hayaletimsi bir nesnenin üretimidir. Yani Zupancic’e göre yokluğun gayet elle tutulur ve somut bir boyutu, hayaletimsi bir nesneyi ortaya çıkarır. Bu konuda kaçırmamamız gereken noktayı “burada hiçliğin simgesel sunumu anlamında ‘bir şey olarak görünen hiçbir şey’le değil; daha ziyade hiçliğin kalıntısıyla, tam da simgesel desteğinden mahrum bırakılmış ama gerçekte ısrar eden/ortaya çıkan hiçlikle uğraşıyoruz” diyerek ifade ediyor.

Yazar, başladığı noktayı Lacan’ın objet a kavramına kadar getiriyor. Geriye Görülecek Hiçbir Şey Kalmadıadlı alt başlıkta ise Lacan’ın hedefinin “hadım edilme kompleksi”ni insan deneyimindeki merkezi rolünü ortadan kaldırmak istediği değil, tam aksine onu açıkamak istediğini belirtiyor.

Zupancic çok önemli bir noktanın altını çizerek, Lacan’ın dikkat çekilmesini istediği şeyin hadım edilme korkusunu değil, hadım edilmenin kendisini kaybetme korkusu olduğunu belirtiyor. Yani hadım edilme kompleksinin sağladığı simgesel desteği kaybetme korkusu. Bu nokta düşündürücü ve çok dikkat çekicidir. Bu görüşünde ikna edici oluyor mu Lacan? Ona kitabın her okurunun kendi adına karar vermesi gerekecek herhalde.

– Neden Psikanaliz: Üç Müdahale, Alenka Zupancic, 2008, Çev. Barış Engin Aksoy, Metis Kitap, 2011, 88 s.