Ana sayfa 161. Sayı “Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü” Hayatını geleceği yaratmaya adayan...

“Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü” Hayatını geleceği yaratmaya adayan devrimcilerin hikâyesi

387
PAYLAŞ

Birinci basımı 2011 yılında Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği Yayınları tarafından yapılan Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü adlı çalışmanın ikinci baskısı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Firdevs Gümüşoğlu’nun itinalı bir arşiv araştırmasının yanında sözlü tarih yöntemine de başvurmasının çalışmaya bir kat daha değer kattığını söyleyerek başlayalım. Kitabı eline alan bir okuyucunun 1940’ların Kars’ına, dönemin siyasal çatışmalarına, köy yaşamındaki gerçek insan ilişkilerine ve elbette Cumhuriyet Devrimi’nin fedakârlık ve azimle örülmüş tarihine gitmemesi mümkün değil. Çalışmanın ufkunun Cılavuz’la sınırlı olmadığını mutlaka belirtmek gerekir. Cılavuz, çalışmanın konusu olmaktan ziyade, araştırma evreni köy enstitüleri olan bir çalışmanın örneklemi gibi işlenmiş. Böyle olduğu için, okuyucu aynı kitabın içinde sadece Cılavuz’u değil, köy enstitüleri tarihini ve dönemin genel siyasi atmosferini de öğrenme fırsatı buluyor. Gümüşoğlu’nun bu fırsatı son derece yalın bir anlatımla sunduğunu da hemen ekleyelim.

Bu güzide çalışmada atıfların dipnot yerine “son not” biçiminde düzenlenmesinin okuyucuya takip güçlüğü yaratan teknik bir sorun yarattığını söylemeliyiz. Bunun dışında, köy enstitülerine yönelik soldan gelen eleştirilere, çalışmanın bütünlüğünü bozmayacak şekilde yer verilmesi halihazırda çok zengin olan bu çalışmayı daha da zenginleştirmenin bir aracı olabilir miydi, diye bir soru yöneltmek de mümkün görünüyor. Soldan gelen eleştirilerin göğüslenmesinin çalışmanın kuramsal temellerini daha da güçlendireceği rahatlıkla ifade edilebilir.

Kitapta, köy enstitüleri projesinin aslında 1937’de açılan “eğitmen kursları” süreciyle birlikte başladığı hatırlatılıyor. Buradan ve elbette başka birçok şeyden daha hareketle, Köy Enstitüleri Projesi’nin zaman ve mekân etütleri aracılığıyla üzerinde iyi çalışılmış, planlı bir kalkınma ve modernleşme projesi olduğu ifade edilebilir. Böyle bir projenin Cumhuriyet’in üzerinde yükseldiği sınıflar ittifakını etkilemesi ve ondan etkilenmesi ise elbette kaçınılmazdı. 1940’tan 1954’e kadar köy enstitülerinin tarihi, dönemin siyasi tarihinin de bir izdüşümü gibi yaşandı. H. Ali Yücel ve İ. Hakkı Tonguç gibi devrimci figürler ile bir kısmı daha sonra Demokrat Parti’yi kuracak olan tutucu klikler arasındaki mücadele birinci tarafın lehine işlediğinde aydınlanmanın, kamuculuğun, politeknik eğitimin ve kadın-erkek eşitliğinin hanesine yazılan puanlar, ikinci tarafın güçlendiği dönemlerde o hanelerden silindi. Bu mücadelenin köy enstitüleri özelindeki izini Gümüşoğlu’nun çalışmasını okuyarak sürmeniz gayet mümkün.

Dönemin yerel gazetelerinden Kars Gazetesi’nde 1940 yılında kaleme alınan bir yazıda “Plajlara, tiyatro ve sinemalara kavuşmak için haziranı iple çeken muallimi biz nidek?” diye sorulurken köy enstitülerinin kuruluş amacı da en sade biçimiyle ifade edilmiş oluyordu: Köy çocuklarından öğretmen yetiştirip, yetiştirilen o öğretmenler aracılığıyla da köyleri kalkındırmak ve aydınlatmak. Kuşkusuz böyle bir amacın gerçekleştirilmesi eğitim-öğretim programının üretimle iç-içe olacak şekilde planlanmasını gerektirecektir. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Fuat Araslı’nın şu satırları ise söz konusu planlamanın ne kadar iyi uygulamaya döküldüğünün kanıtı gibi:  “Örs ve körük başında eli-yüzü simsiyah olmuş bir genci az sonra piyanonun başında, üstü başı beyaz lekeler içinde kireç söndüren delikanlıyı ise okuma salonunda Ulus Gazetesi’ni tetkik ederken göreceksiniz”. Bu noktada olası bir yanlış anlamaya mahal vermemek adına ifade edilmesi gerekir ki, Cılavuz’da üretim sadece eğitimle ilgili bir uygulama alanı değildir. Tam aksine Cılavuz’da -ve diğer köy enstitülerinde de- üretim köyün gerçek ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yürütülen temel bir iktisadi faaliyettir. Kars’ın soğuk ikliminde sebze yetiştirilmesinden tutun da, hayvancılıktan elde edilen yağ ve peynir üretimine ve hatta küçük çaplı bir hidroelektrik santrali inşasına kadar birçok alanda üretim, başarıyla ve öğrenci-öğretmen işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. Dahası, hizmet üretiminde de durum farklı değil. Cılavuz’da eğitim gören bir öğrenci temel sağlık bilgisini almış vaziyette mezun oluyor ki, bu donanımın mahrumiyet bölgeleri olan köylerde hayat kurtaracak nitelikte olduğunu söylemeye dahi gerek yok.

Firdevs Gümüşoğlu’nun çalışması Cılavuz Köy Enstitüsü’ndeki öğrenciler ve öğretmenler hakkında da çok kıymetli anekdotlar içeriyor. Kitabın gövdesini oluşturan dördüncü bölümde, Cılavuz mezunu görüşmecilerin tamamına yakınının yoksul ailelerden geldiklerini, yine kendi anlatılarından anlıyoruz. Öyle bir yoksulluk ve geri kalmışlık durumu söz konusu ki, Ksenophon’un 2300 yıl önceki Erzurum tasviri 1940’larda hâlâ geçerli olabiliyor. O yoksulluk ve imkânsızlıklar içindeki insanlar için köy enstitüsünün öğrenci alım ilanları müthiş bir umut demek oluyor. Okuyabilme, öğretmen olabilme umuduna belki de en çok gereksinim duyanlar ise kız çocukları. Sayıları çok olmasa da, Halise Sarıkaya-Apaydın ve Perihan Akçam gibi kadınlar Cılavuz Köy Enstitüsü sayesinde 14 yaşında evlenip anne olmak yerine Cumhuriyet’in münevverleri arasına girme imkânını yakalıyorlar. Cılavuz’da, bir de, bu imkânı yakalamış olmasına karşın gericiliğe kurban verilmiş bir kız çocuğunun, Mehlika Bozkurt’un, canına kıyma hikâyesi var. Gümüşoğlu bu dramatik hikâyeyi, etkileyici bir anlatımla, tanıklara dayanarak ve bir toplumsal cinsiyet tartışması içinde okuyucuya sunmuş.

Cılavuz Köy Enstitüsü’nün kurucu müdürü –ya da o zamanki adıyla direktörü- Halit Ağanoğlu’nun hikâyesi de çalışmada önemli bir yer tutuyor. H. Ali Yücel ve İ. Hakkı Tonguç gibi isimlerin, deyim yerindeyse, Cılavuz’daki eli-ayağı durumundaki Ağanoğlu Cumhuriyet’in idealist öğretmen tipolojisinin ete-kemiğe bürünmüş hali gibi. Enstitü’ye asılan bir tabelada “3200 köyü biz kurtaracağız” yazması (Kars ili ve çevresindeki köyler kastediliyor) da aynı tipolojiye yakışan devrimci bir iddia olarak değerlendirilmeli. Cılavuz Köy Enstitüsü’nü henüz eğitmen kursu döneminde adım adım inşa eden Ağanoğlu, gerek öğrenci ve öğretmenlerle gerekse de yöre halkıyla yakın ilişkiler kurmayı başarıyor. Kars Gazetesi’nde yer alan bir yazıya göre; Cılavuz’a öğrenci gönderen yerleşim yerlerinden Çıkrıklı’da 1947 yılında adı “Halit” olan yedi çocuk bulunuyor. Daha ilginci ise yine Çıkrıklı’da bir çocuğun adının “Direktör” olması. İlmek ilmek işlenen yeni insan yaratma projesinde bedel de ödüyor Ağanoğlu. Eşini Kars’ta tifodan kaybediyor ve çocuklarını yatılı okula veya akrabalarının yanına göndermek zorunda kalıyor.

1946’da Türkiye Batı Bloku’ndan yana tercihini yaptığında, köy enstitüleri de bu tercihten payına düşeni alıyor. 1947’de Ağanoğlu’nun Cılavuz’dan sürülmesi, üretimi eğitim-öğretimin ana bileşeni olarak görmeyen, öğrenciyi yaratıcı kapasitesinden kopartan ve dershanelere kapatan bir anlayışın hâkim kılındığının bir örneği olarak yorumlanabilir. Hemen sonrasında ise karma eğitime yönelik gerici saldırı CHP yönetimi tarafından göğüslen(e)memeye başlıyor. Sınır tanımayan anti-komünizm dalgalarıyla birlikte köy enstitüleri önce itibarsızlaştırılıyor ve nihayet 1954’te tabuta son çivi çakılmak suretiyle devrimci bir atılım sonlandırılmış oluyor.

Fransız Türkolog François Georgeon bir çalışmasında “Cumhuriyet kuşağı için geçmiş hiçbir çözüm sunmuyordu; geleceği ise yaratmak gerekiyordu” der. Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü, işte o geleceği gündelik yaşamın içinde yaratmak için hayatlarını eğitime adayan devrimcilerin hikâyesi…

– Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü, Firdevs Gümüşoğlu, İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, 600 s.