Ana sayfa 169. Sayı Dortmund’da yazarlar sezonu

Dortmund’da yazarlar sezonu

737
PAYLAŞ

Murat Naroğlu

Taraftarı, stadı, yönetimi ve güzel oyunuyla dünyanın en özel takımlarından biridir Borussia Dortmund (BVB). Sarı Duvar adıyla bilinen 25 bin kişilik güney tribünü tek kelimeyle destansıdır. Almanya’nın en büyük stadı Signal Iduna Park’taki hemen her maç şölen havasında geçer.

Ruhr Havzasındaki emekçilerin yoğun destek verdiği bu futbol kulübü, birkaç yıl önce sıra dışı bir projede daha yer aldı ve konuyla ilgili bir de kitap yayımlandı: Oyunu Okumak / Sarı-Siyah Bir Yıl.

Tan Morgül’ün Sunuş’u bitirirken belirttiği gibi “olaylar bir stadyumda geçiyor, emeğin malikânesinde…” (s.12). Almanya Yazarlar Milli Takımı (Autonoma) ile B. Dortmund’un ana sponsoru Evonik iş birliğiyle vücut bulan proje doğrultusunda, Autonoma oyuncusu yazarların 2014-15 sezonu boyunca takımın iç saha maçlarını izlemeleri kararlaştırılmış. Yazılar ve şiirler daha sonra bir araya getirilmiş, çizimlerle birlikte harika bir kitap hazırlanmış. 2005’te kurulan Autonoma’nın 2010’da Dortmund’da Avrupa Şampiyonluğunu kazanması güzel bir tesadüf olsa da, yazarların birçoğunun farklı takımları desteklemesi projeyi daha da ilginç bir hale getirmiş. B. Münih taraftarı Benedict Wells, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Maçın izlendiği stadyumlar vardır. Buna karşın Dortmund’da maç izlenmiyor, yaşanıyor. Bunu itiraf etmek zorundayım. Bayern taraftarı olsam bile.” (s.41)

Siyah yosun

B. Dortmund’un 2014-15 sezonunun sadece Almanya’nın değil, futbol tarihinin en dramatik sezonlarından biri olduğu söylenebilir. Frank Willmann’ın “insanüstü teknik direktör ve halk kahramanı” (s.81) olarak gördüğü Jürgen Klopp yönetimindeki takım, aslında harika bir başlangıca imza atıyor. B. Münih karşısındaki 2-0’lık Süper Kupa zaferi, Şampiyonlar Ligi ve Bundesliga’daki beklentilerin karşılanacağına yoruluyor.

Sadık, disiplinli ve tutkulu Sarı Duvar’dan yana bir sorun yok elbette: “Stada ilk kez ayak basıyorsan, nefesin kesiliyor, gözlerin doluyor, ağzın açık kalıyor.” (Christoph Nussbaumeder, s.114) Güney Tribünü öncülüğündeki muazzam koroya rağmen Dortmund üst üste puan kayıpları yaşıyor. Baltık Denizi kıyısından gelen Jörg Schieke’ye göre, tüm suç çimlere bulaşan siyah yosunda: “Yosun, ister suda olsun ister karada, sinsi, adi ve öngörülemezdir. Her tür kötülüğün doğal müttefikidir.” (s.67) Çimler yenileniyor ancak takım bir türlü ritmini bulamıyor: “Siyah yosunu yenmek, Dortmund toprağından ve kafalardan söküp atmak için zamana, bazen bütün bir sonbahara ihtiyaç var.” (s.68-69)

Ayağa kalkmak

Mevsim değişiyor ancak baskı altındaki teknik kadro işleri bir türlü yoluna koyamıyor. Şampiyonlar Ligi’nde grubu lider bitiren takım, devre arasına girildiğinde Bundesliga’da küme düşme hattında bulunuyor. Oyunculardan Oliver Kirch, ligin ikinci yarısının içerideki ilk maçında (04.02.2015) alınan Augsburg yenilgisini “sıfır noktası” olarak tanımlıyor ve hissettiklerini “hiçlik”le açıklıyor (s.102).

Soyunma odasında J. Klopp’un son derece pozitif olduğunu, sert bir konuşma yapmak yerine gülücükler dağıtarak takıma yeniden özgüven kazandırmaya çalıştığını öğreniyoruz. Klopp, kitabın editörü ve Autonoma’nın forveti Moritz Rinke’ye verdiği röportajda, bu süreçte toparlanmak için bir türlü zaman bulamadıklarını ve sakatlıkların kendilerini çok etkilediğini ifade ediyor.

Freiburg deplasmanında, 7 Şubat’ta alınan 3-0’lık net galibiyetle beraber Sarı-Siyahlılar nihayet yükselişe geçiyor: “Sarı Duvar diz çökmüyor, Sarı Duvar siyah yosuna meydan okuyor.” (J. Schieke, s.69) Bundesliga’da üst üste kazanan takım bu kez de Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’a eleniyor maalesef. Simon Roloff, o akşama ilişkin şöyle yazıyor: “Juve bu akşam oyunun üstünde emperyal bir hâkimiyet kurdu; Dortmundlular ise Yunan Demokrasilerinin son dönemini andırıyor: yorgun, biraz kararsız ve zayıf yönlerinin fazlasıyla bilincinde. Ve Sokratis’in şu melankolik top kayıpları…” (s.130)

Yas ve son

Günter Grass’ın ölümünden bir gün sonra, deplasmandaki B. Mönchengladbach mağlubiyetinin (11.04) ardından, Klopp sezon sonunda görevi bırakacağını açıklıyor. M. Rinke için çifte yas demek bu.

28 Nisan’da Bayern Münih’i penaltı atışlarıyla eleyen Dortmund, Federasyon Kupası’nda finale yükselse de zafer kazanamıyor. Ligde şampiyon olma hedefiyle yola çıkıp küme düşme korkusunu hisseden takım, en azından Avrupa Ligi’ne katılmayı başarıyor.

Karşıt duyguları bir araya getiren bu unutulmaz sezonun finalinde, efsane kaptan, 5 numaralı Sebastian Kehl kariyerine nokta koyuyor. Kitabın “Sonsöz” kısmı ona ait. Kehl, yazarların çalışmalarını son derece adil buluyor ancak buna pek de şaşırmıyor çünkü Sarı Duvar’daki gerçek aşkın bulaşıcı olduğunu düşünüyor. “Akılda kalan, insanlarla aranızdaki bağdır. Paylaşılan acılar ve sevinçlerdir. BVB, bir istatistik değil, bir duygudur. (…) Bu kitabın odağında daima taraftarın, seyircinin, insanların hikâyeleri yer alıyor.” (s.208) “Oyuncular gelir ve gider. Tutkularıyla taraftar kalır. Bu nedenle, o insanlar hakkında, o insanlar için yazılmış bir kitap bu.” (s.209)

– Oyunu Okumak / Sarı-Siyah Bir Yıl, Ed. Moritz Rinke, Çev. Levent Konça, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2016, 232 s.