Ana sayfa Bilim Gündemi Kızınız öfkeli olmanın normal olduğunu biliyor mu?

Kızınız öfkeli olmanın normal olduğunu biliyor mu?

6264
PAYLAŞ
Kızlar, çoğunlukla nedeni ne olursa olsun sahip oldukları öfkenin “yanlış” olduğunu ve kız olmanın özelliklerine uymadığını öğrenir. Çocuklarda öfke ile ilgili düşünceler, ebeveynlerin üstü kapalı önyargıları ve toplumsal cinsiyet beklentileri ile hızla aşılanır.

Çeviren: Nihan Avcı

Çoğu kadın, kızdığı zaman aldığı riskleri bilir.

Ne kadar haklı olurlarsa olsunlar, öfkeli görünmek onlara hiçbir iyilik getirmez. Aksine insanların gözündeki yetkinlik ve sempati algılarını zayıflatır.

Çalışmalar, erkekler sinirlendiğinde, insanların kendi güvenlerini kaybetme eğiliminde olduklarını ve erkeklerin görüşlerine riayet ettiklerini gösteriyor. Kadınlar kızdığında ise, bunun tersi olur. Çalışmalar ayrıca insanların öfkeli ve agresif erkekler için çalışmayı tercih ederken, öfkeli ve agresif kadınlarla çalışmadığını ortaya koyuyor.

Fakat çoğu kadının zaten biliyor olduğu şeyleri doğrulayan bu çalışmalarla ilgili esas problem, kendilerine daha fazla otokontrol uygulayan kadınlara ve iyi, kibar olmanın her koşulda daha iyi olduğunu kızlarına öğreten ebeveynlere fayda sağlayabilecek olmalarıdır.

Bu nedenle, bazı insanlar tarafından hoş karşılanmayacakları gerçeğini umursamayan, açık ve haklı olarak öfkeli olan kadınları görmek çok önemli.

Amerika Felsefe Derneği’ne (APA) göre, tüm toplumsal cinsiyetler öfke ve öfkeye bağlı utanç duyarken, hissettiklerini farklı şekillerde gösterirler. Örneğin, erkekler için öfke geleneksel cinsiyet beklentilerini pekiştirirken, kadınlar için bu beklentileri alaşağı eder. Bu çatışmanın kendisi bile bir endişe kaynağıdır.

Kızlar, çoğunlukla nedeni ne olursa olsun sahip oldukları öfkenin “yanlış” olduğunu ve kız olmanın özelliklerine uymadığını öğrenir. Yine çoğunlukla öfkelerini göstermenin ilişkilerini risk altına soktuğunu sezerler. Daha da kötüsü bir kız için en kötüsü olarak tasvir edilenler arasında olan öfke, sosyal ortamda çekici olmamakla ilişkilendirilmektedir.

Kızlar, çoğunlukla nedeni ne olursa olsun sahip oldukları öfkenin “yanlış” olduğunu ve kız olmanın özelliklerine uymadığını öğrenir. Yine çoğunlukla öfkelerini göstermenin ilişkilerini risk altına soktuğunu sezerler. Daha da kötüsü bir kız için en kötüsü olarak tasvir edilenler arasında olan öfke, sosyal ortamda çekici olmamakla ilişkilendirilmektedir. Bu mesajlar hemen başlar. Çocuklarda öfke ile ilgili düşünceler, ebeveynlerin üstü kapalı önyargıları ve toplumsal cinsiyet beklentileri ile hızla aşılanır.

Bir çalışmada, yeni doğan bebekler cinsiyet belli etmeyen giysilerle giydirilir ve araştırmacılar, yetişkinleri, bebeklerin cinsiyetleri hakkında aldatır. Ebeveynler, “güzel” ve “mutlu” olarak sınıflandırdıkları kızlardan daha çok, erkek olduğunu düşündükleri bebekleri “üzgün” ya da “kızgın” olarak tanımlama eğilimi gösterir.

Genelde yürümeye başladıkları andan itibaren, ABD’deki erkek çocuklarına “kontrol dışı” olma konusunda daha fazla özgürlük tanınır. Ebeveynler ve öğretmenler, kızların kendilerini daha fazla kontrol etmesini ve daha yüksek standartlara sahip olmalarını bekler. Bu nedenle kızlar daha fazla otokontrol sergileme eğilimi gösterir.

Birçok anne, baba sadece erkeklerin kendilerini kontrol edemediğini düşünmekle kalmaz, aynı zamanda bilinçsizce erkek çocukların öfkeli olmasını ve kız çocukların daha sosyal olmasını bekler. Şayet çocuklar bu kalıplara uymazsa, ebeveynler genellikle bu özelliklerini kalıplara uygun şekilde teşvik ederek yönlendirir. Bu kız çocukları için bir sürü sübliminal mesaj demek.

The Anger Advantage kitabının yazarları Deborah Cox, Karin Bruckner ve Sally Stabb toplumsal cinsiyet kurallarının kadınların öfkesini dağıtmaya çalıştığını yazıyor.

Öfke kadınlarda, kendi öfkelerinin farkındalığını yitirecekleri şekilde farklı yöne yönlendirilir. Kız çocuklarına, yıkıcı davranışları bastıran nezaket kurallarıyla öfkeyle başa çıkma yöntemlerini kullanmaları öğretilir. Örneğin, yüksek sesle bağırmak hanımlığa yakışmaz, küfretmek, bağırmak ya da çirkin görünmek kabadır.

Bu duruma uyum sağlayan kız çocukları öfke ve rahatsızlıklarını yönlendirmek ya da içselleştirmek için toplum tarafından kabul edilen yollar bulur. Pasif agresif davranışlar, kaygı ve depresyon, bu durumun ortak etkileridir.

İğneleyicilik, hissizlik ve ilgisizlik bastırılmış öfkeyle bağlantılıdır. Yalan söylemek, okulu asmak, diğer insanlara zorbalık yapmak ve hatta beceriksiz olmak gibi sıkıntılı davranışlar, genellikle bir gencin,  kendisi öfke olarak adlandıramasa da, öfke ile uğraştığının işaretidir.

Öfkelerini görmezden gelmeleri öğretilen kızlar kendilerinden uzaklaşır. Öfke o kadar başarılı bir şekilde süblime edilir ki, kızlar onun ne hissettirdiğini ve nasıl olduğunu anlama yeteneğini kaybeder. Heyecanlı ya da güçsüz mü, geceleri dişlerini sıkıyor mu veya kurdeşen döküyor mu? Sebepsizce ağlıyor ya da önemli konuşmalar sırasında gülüyor mu? Önemsiz olan bir konu üstüne aşırı tepki veriyor mu? Nereye varmaya çalıştığımı anlayabilirsiniz. Tuhaf kadın hormonları, değil mi? Bunu sadece bir evre olarak düşünmek daha iyi. Ancak çoğu kadın için bu evre hiç bitmez. Öfkeyi hiç göstermeden geçen hayatlar ve büyük riskler almadan bunu yapma hakkı ve kabiliyeti olmadığına inanma durumu.

İlginç bir şekilde insanların sinirli olma eğilimi gösterme sebepleri değişiklik gösterir. Kız çocukları ve kadınlar üzerinde yapılan 15 yıllık bir çalışma, kadınlardaki öfkenin başlıca üç nedeni olduğunu gösterdi; güçsüzlük hissi, adaletsizlik ve diğerlerinin sorumsuzluğu.

Genç oldukları sırada, çoğu kadının öfke hissi, öfkeyi anladığımız standart şekliyle uyuşmayan eğri büğrü yollarla paralel yönlendirilir.

Çoğu kişi öfke yönetimi denilince, genellikle erkek örnekleri akla getiren, hüsrana uğramış, bir şeyler fırlatan,  bağıran ya da bir şeyler yumruklayan insanları düşünür.

2004’te, cinsiyet ve öfke üzerine çalışan araştırmacılar, kadınların karmaşık öfke yönetiminin, mevcut öfke modelleri ile açıklanamayabilir olduğu sonucuna vardı. Diğer bir deyişle, problemi anlamak için bir erkek standardı kullanmak problemi anlamamak anlamına geliyor.

Öfkeyi içine atmak ve bastırmak, şiddetli öfke patlamalarından daha zararlıdır. Öfke yönetimi, kadınların daha çok deneyimledikleri görülmeyen öfkeyi de dikkate almak demektir. Öfke yönetimiyle ilgili yaklaşımımız, kız çocuklarına kızgın hissetmenin normal olduğunu öğretmeyi de kapsamalıdır.

Az sayıda ebeveyn, çocuklara bilinçaltında nezaket ve sosyal, girişken olmakla ilgili dersler verirken ya da onlar için model oluştururken bu uzun vadeli etkileri düşünüyor. Yaşları ilerledikçe, kız çocuklarına öncelikle başkalarının ihtiyaçlarını ilk sıraya koymaları öğretilir ve yetişkinliğe kadar böyle ödüllendirilir.

Birçok kız çocuğu ve kadın için sonuç, yaşlılığa kadar süren bir dizi fiziksel, psikolojik ve duygusal zarardır. Öfke, insanların bağışıklık sistemini olumsuz etkiler, yüksek tansiyona, kalp hasarlarına, migrene, cilt hastalıklarına ve kronik yorgunluğa neden olur. Çözülmemiş öfke, stres, gerginlik, kaygı, depresyon ve aşırı sinirliliğe yol açar.

Artık, genç kızların yüzde 30’unda anksiyete (kaygı) bozuklukları bulunduğu tahmin edilmektedir. 12-15 yaşları arasındaki kız çocuklarındaki depresyon oranı, aynı yaş grubundaki erkeklerden üç kat fazladır. Güçsüzlük hissi ve öfke, aynı zamanda beslenme bozukluklarının oluşmasını da etkiler. Geçtiğimiz 15 yıl boyunca, 10-14 yaşları arasındaki kız çocuklarında intihar oranı üç kat arttı (E.n.: Elbette yazıda geçen bu oranlar ve diğer sayılar, ABD için geçerlidir). Ergenlik öncesi, çocukların hepsi hemen hemen aynı şiddette depresyon yaşar. Ancak sosyal baskılar kızlar için daha fazladır. Hepimiz hormonlar ve duyguların etkisi üzerine eğitildik. Üstelik kadınlar sadece ergenlikte depresyon yaşamazlar. 20’li, 30’lu, 40’lı ve daha sonraki yaşlarda daha depresif olurlar.

Depresyon karmaşıktır; kısmen genetik, kısmen hormonal, kısmen çevresel, kısmen ekonomik sebepleri vardır. Meslektaşlarından daha az kazanan kadınlar dört kat daha fazla kaygı ve iki buçuk kat daha fazla depresyondan mustarip olma ihtimali taşır.

Onun yerine öfkelenebilseler ne olacağını düşünün.

Klinik uzmanlar, depresyonun büyük bir bileşeninin algılanan veya gerçek bir kayıptan veya reddetmekten kaynaklanan spesifik bir öfke türü olduğuna inanıyor. Kız çocuklarının ve kadınların reddedilmiş, güçsüz ve kızgın hissetmelerinin birçok nedeni var:

1) Kendi yetenekleri, eşitliği ve potansiyelleri hakkında şimdiye kadar öğrendikleri her şeyin üzerinde olan, cinsiyete dayalı çifte standartların etkilerini görmeye başlarlar. Genç kızlar, kısıtlamaların fiziksel özgürlükleri ve davranışları üzerindeki gerçek etkilerini hissederler. Herkes, giysileri ve görünüşlerinden, hareketleri ve bedenlerine kadar her konuda denetleyici ve kısıtlayıcı görüşlere sahiptir.

2) Fiziksel savunmasızlıkların farkına varırlar. Cinsel taciz, okulda da dahil olmak üzere sık rastlanan olaydır. Henüz saldırıya uğramamışlarsa da, cinsel saldırının ne olduğunu öğrenirler (saldırıların yüzde 43’ü 18 yaşından önce gerçekleşir). Kendilerini kısıtlamaya adapte olurlar.

3) Kadınların kültürel olarak silikleşmesini sağlayan anlayışı olması gerekenmiş gibi görmeye başlarlar. Çocuklar, kadınların birincil bakım görevlileri, öğretmenleri, bakıcıları ve güvenilir yetişkin oldukları alanlardan, nadiren lider ya da yönetici olabildikleri kurumlara geçerler. Erkeklerden beklenmeyen şekillerde toplumsal cinsiyet kodlarına uyum geliştiren kızlar için, rol modelleri nispeten az ve uzaktır. Aynı dönemde güvenleri artan erkek çocuklarda durum tam tersidir.

4) Kendi cinselliklerini yönetmeyle kadınların cinsel obje haline getirilmesine karşı çıkma arasındaki gergin yolu izlerler. Çevrelerindeki yetişkinler genellikle ikinciyi gözden kaçırır. Örneğin, okul kıyafet kuralları kız öğrencilerin kendi cinselliklerini ortaya çıkarmalarına engel olmak için alınan önlemlerin nasıl iş gördüğüne mükemmel bir örnektir.

Kadınlardaki öfke genelde irrasyonel olarak tasvir ediliyor olsa da, aslında tamamen rasyoneldir. Kız çocukları, kültürel değersizlik ve güçsüzlük mesajlarıyla kendi varlıklarını filtrelemeyi öğrenir. Kadınlar depresyona daha yatkın olabilirler, çünkü kendi kültürel değersizleştirme ve ilgisizliğinizi kabul etmek zorunda olmak son derece üzücüdür.

Neden bu sizi kızdırmıyor? Kız çocukları öfke duymanın normal olduğunu bilmeli. Bu hissetmeye ve ifade etmeye hakları olan sağlıklı bir duygudur. Arkadaş sahibi olamayabilirler, ama bu tamamen farklı bir konudur. Ayrıca bu cinsiyetten bağımsız olarak, çocuklara şiddet ve yıkıcı davranışlar için izin vermek anlamına gelmez. Öfkeyi anlamak ve yönetmek, empati ve merhamet hakkındaki çocukluk derslerinin bir parçası olabilir.

 

Bu makalenin yazarı Soraya L. Chemaly, bazı online yayınlarda toplumsal cinsiyet, feminizm ve kültür üzerine yazıyor. Özellikle, önyargı ve baskı sistemlerinin eğlence, medya ve dini kültür yoluyla çocuklara nasıl aktarıldığı ile ilgileniyor. İlk feminist lisans dergisini çıkarttığı, Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezundur ve Radcliffe College’da lisansüstü eğitimi almıştır. Halen Women’s Media Center Speech Project direktörüdür.