Ana sayfa 121. Sayı Travmatik anıları akıldan çıkarabilecek yeni bir ilaç bulundu: Unutmak için içmek!

Travmatik anıları akıldan çıkarabilecek yeni bir ilaç bulundu: Unutmak için içmek!

633
PAYLAŞ

Şule Dede

Bir grup Amerikalı nörobilimci, ilerleyen zamanlarda travmatik anıları aklımızdan çıkarabilecek bir ilaç geliştirdiler.

Histon deasetilaz inhibitörü (HDACi) olan bu ilaç anıları kaydeden beyin hücrelerine müdahale ediyor ve histon adı verilen proteinleri DNA’nın belli bölümlerine yerleştiriyor. Uzmanlar, bu yöntemin bir gün travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan hastalar için de kullanılabileceğini umut ediyor.

Şu anda TSSB hastalarına “maruz bırakma terapisi” uygulanıyor. Bu terapide hastanın, ilgili anksiyetenin üstesinden gelmesi umuduyla travmatik anıyı zihinsel olarak yeniden yaşaması sağlanıyor. Yeni çalışmadaki araştırmacılardan Li-Huei Tsai, bu terapinin tedavi seçeneklerinin oldukça sınırlı olduğunu, iyi bir ilaç tedavisinin olmadığını ve maruz bırakmaya dayalı psikoterapinin, eski anılarda genellikle etkili olmadığını belirtiyor ve devam ediyor: “Bu çalışma anı edinmeye dahil olan, yönlendirici histon-temelli mekanizmaların ciddi bir biçimde araştırılmayı hak ettiğini ve günün birinde hastalara uygulanabileceğini iddia ediyor. ”

Maruz bırakma terapisi genellikle kasıtlı olarak yeniden deneyimlemeyi uyarır. Amaç, travmatik anının yeni ve zararsız anı ile yer değiştirmesini sağlamaktır. Yeni anılarda bu yöntem, beyindeki anı değiştirme işlevini gören doğal nöroplastisite nedeniyle görece daha etkilidir.

İlginç bir biçimde, aynı durum farelerde de gözlenir ve öyle görünüyor ki histon deasetilaz inhibitörü nöroplastisitenin anahtar periyodunu uzatmakta. Başka bir deyişle bu inhibitör, terapinin etkili olabileceği zaman aralığını önemli bir oranda uzatıyor.

Araştırmacılar nöroplastisitedeki bu etkiyi fareler üzerindeki deneylerde gözlemlediler. Farelere önce yüksek bir ses, hemen sonrasında ise kısa bir elektrik şoku veriliyordu. Böylece yüksek sesin, fareler tarafından travmatik bir durum olarak algılanması sağlandı. Fareler bu uygulamadan bir gün sonra elektrik şokuna maruz bırakılmadan aynı sesi duyduklarında ise, eski anıyı yeni olanla değiştirebiliyor ve sesi tekrar duyduklarında donup kalmayı bırakıyorlardı. Fakat üzerinden bir ay geçip de şok verilmeden ses dinletildiğinde, ses-acı bağlantısı kopmuyordu.

Araştırmacılar moleküler düzeyde ne olduğunu incelediklerinde, farelerin ses-acı bağlantısını kırmalarını sağlayan nöroplastisitede DNA’daki histon proteini aktivitesinin önemli bir rolü olduğunu gördüler. Bu araştırmacılara bir fikir verdi: Daha eski anılarda terapinin etkili olabilmesi, başka bir deyişle nöroplastisite aktivetisinin suni bir biçimde artırılması için histon deasetilaz inhibitörü benzeri bir ilaç kullanmak.

Bunu yapmak üzere, fareler aynı ses-şok rejimine maruz bırakıldı ve bir ay beklendi. Ardından histon deasetilaz inhibitörü enjekte edildi ve travmatik anının önceki gibi maruz bırakma terapisi ile unutturulması denendi. Bu sefer tedavi işe yaradı. Fareler sesi işittiklerinde yine donup kalmadılar. Hücresel düzeyde ise araştırmacılar, bir günlük anının çıkarılması sırasında gerçekleşen aktivitelerin aynısının görüldüğünü tespit ettiler.

Tabii ki insan fare değil; fakat önceki araştırmalarda nöroplastisite ile ilgili aynı ilkelerin iki türdeki maruz bırakma terapisine uygulandığı görüldü. Bu nedenle araştırmacılar, terapilerin histon deasetilaz inhibitörü ile desteklenmesinin bir gün eski anıların unutulmasında yardımcı olabileceğini iddia ediyor. “İnatçı ve korkulu anılar günümüzde yaygın bir sorundur. Pek çok kişi yaşamlarındaki travmatik anıların acısını yatıştırma konusunda eksiklik yaşıyor” diyen Tsai, psikoterapi ile ilaç tedavisini birleştirmenin insanlara bu olanağı tanıyacağını belirtiyor.

Bu heyecan verici gelişmeye ilişkin hâlâ temizlenmesi gereken çok büyük engeller mevcut. Gen ifadesinin düzenlenmesini içeren ve hızlı bir biçimde gelişen epigenetik alanında çalışan bu araştırmacılar, beynin anıları nasıl kodladığına ilişkin temel soruları cevaplamaya çalışıyorlar. Onlar ilaç geliştiren araştırmacılar değiller; bu nedenle araştırmadan çıkan sonuçların insan için de zararsız çözümler sunduğunun anlaşılması yolunda yapılacak incelemeler, ancak başka bir ekip tarafından yürütülebilir.