Ana sayfa Fıçılarda Yaşamak İnsan ilişkileri neden yapaylaşıyor?

İnsan ilişkileri neden yapaylaşıyor?

2644
PAYLAŞ

Sadık Usta

Birçoğumuz enflasyonun ekonomik açıdan ne olduğunu biliriz, ama bunun etik değerlerimize ve insan ilişkilerimize nasıl yansıdığını pek düşünmeyiz.

Önce enflasyon nedir? Latince kökenden gelen bu terim, kabarmak (balon yapmak) demektir. İktisatçının dilinde ise bu, pahalılık ve satın alma gücünün düşmesi demektir.

Peki, bunun insan ilişkileriyle ne ilişkisi var?

Enflasyon üretimi yapılan malın değerlenmesi ama buna karşılık insanın sahip olduğu paranın değer kaybetmesi demektir. Bir bakıma başkasının ürettiği malın değeri yükselmekte, bizim sahip olduğumuzun değeri ise düşmektedir. Karışımızdaki insan değerlenirken biz değersizleşiyoruz. Bunu şimdi bir kenara not edelim ve devam edelim.

Enflasyon aynı zamanda, mevcut para değer kaybettiği için, ama pazarda sıkıntı çekilmemesi için devletin onun miktarını artırması demektir. Yani enflasyon aynı zamanda değersizleşirken paranın çoğalması da demektir. Bir düşünün, bir milyonumuz var ama onunla tuvalete bile gidemiyoruz. Bunu da şimdilik bir yere not edelim ve devam edelim.

Enflasyonun en önemli göstergelerinden biri de paranın (tabii ki değer kaybetmesinden dolayı) sirkülasyonunun artmasıdır. Yani eskiden aldığınız maaşla hem ay sonunu getirebiliyor hem de birazını yastık altında saklayabiliyorken, enflasyonla birlikte yeni maaşınızla ayın sonunu getiremiyorsunuz. Yani elinizdeki para çok hızlı bir şekilde piyasada buharlaşıyor. Kısacası paranın sirkülasyonu baş döndürücü bir hızla artarak devam ediyor. Değersizleştiği için paranız hızla tükeniyor, yani el değiştiriyor. Size yeniden dönmesi de bir o kadar hızda oluyor. Eskiden beş bin lirayı ancak bir senede kazanabilirken şimdi onu iki ayda kazanıyorsunuz. Yani beş bin lira yılda bir kez sirküle olurken şimdi bu hız iki aya düştü. Yani para değersizleşirken el değiştirme hızını da günden güne artırıyor. Eskiden bin lirayla bir yıl boyunca bol bol geçinebilirken şimdi beş bin lira ancak iki aya dayanabiliyor. Dolayısıyla sürekli “ah, şu eski günler” deyip duruyoruz.

Şimdi esas konumuza, yani başlıktaki soruna gelelim. İnsanlık tarihinin en eski metinleri (Sümerlerin, Kadim Hintlilerin, Çinlilerin ve Mısırlıların) insanın ahlaki olarak sürekli bozulduğunu, o eski adil, hakkaniyetli, güvenilir, dost, yardımsever, iyiliksever, sevecen, tok gözlü, ilkeli insanın kalmadığını vurgulayıp dururlar. Buradan da yeni kuralların gelmesi gerektiğini söylerler. Dinlerin ortaya çıkmasının sebebi budur. Felsefenin ortaya çıkışının nedeni de esas olarak budur.

En eski felsefi metinler özellikle iki unsura ele atarlar. Bunlardan biri varlık sebebimizi anlamak ve kavramaktır diğeri ise toplumsal bozulmayı önleyecek ahlaki ilkelerimizin nasıl olması gerektiğine yöneliktir. İnsan, güneşin neden hep doğudan doğduğunu, yağmurun neden yağdığını merak ederken, aynı zamanda insanın neden yozlaştığına, kuralların neden bozulduğuna da kafa yormuş ve buna çareler üretmiştir.

Felsefe, insanın yozlaşmasının nedenini ahlaki çöküntüde görmüş ve buna ilişkin düsturlar geliştirmiştir. Felsefeye göre insan doymak bilmez olduğu için bozulmaktadır. Bu kısmen doğrudur, ama işin temeli daha derinde yatar. İnsan sadece iradesinin dışında cereyan eden toplumsal kuralların bir esiridir. Peygamberlerse bu sorunu Tanrıdan aldıkları vahiy ile çözmeyi vaat etmişlerdir. İnsanın yozlaşmasının, toplumların bozulmasının, insanın birbirinin kurdu olmasının nedenini felsefe bir türlü anlayamamıştır. Ne zamana kadar? En geç 19. yüzyıla kadar. Ta ki birileri bu bozulmanın nedeninin enflasyon olduğunu söyleyene kadar. Bu işin şakası, bunu söyleyen olmamıştır, ama bu bozulmanın nedeninin ekonomik ilişkilerden, yani üretim ve bölüşüm ilişkilerinden kaynaklandığını söylemişlerdir. Thomas More, Meslier, Babeuf, Robespierre, Sismondi, Weitling, Owen ve nihayetinde Marx, bunun nedenini ekonomik ilişkilerde, yani üretim ve bölüşüm ilişkilerinde görmüşlerdir.

Bu yazıyla basit bir sömürü sömürülen eleştirisini tekrar etmeyeceğiz. İşin kanımızca nedeni daha da derinde yatmaktadır. Oraya geleceğiz. Ama şimdilik yerimiz dar olduğu için konuyu burada keselim.