Ana sayfa Bilim Gündemi Temel bilimlerde yolun sonuna mı geldik?

Temel bilimlerde yolun sonuna mı geldik?

3286
PAYLAŞ

Prof. Dr. Sedat Ölçer

Pek çok bilim dalı günümüzde artık sağlam temeller üzerinde oturmaktadır, dolayısıyla bundan böyle bu alanlarda dünya görüşümüzü kayda değer biçimde değiştirecek yeni buluşlara tanıklık edilmesi beklenmemelidir. Örneğin anatomi bilimi veya coğrafya alanlarında temel keşifler çağının sona erdiğini söylersek pek yanılmış olmayız.

Kimya

Kimya bilimi de çok benzer bir durumdadır: Elementlerin periyodik tablosu ortaya konulmuş, atomun ve molekülleri oluşturan kimyasal bağların özellikleri belirlenmiş, tepkimelerin sırrı çözülmüş, stokiyometri dalı geliştirilmiş, asit-baz kimyası ve diğer birçok konu açıklığa kavuşturulmuştur.

Bu saptamaların, kimyada artık yeni çalışmaların yapılamayacağı anlamına gelmediğinin altını çizelim: yeni moleküller oluşturulacak, yeni malzemeler icat edilecek, yeni uygulamalar hayata geçirilecektir elbette.

Dememiz şu ki, kimya biliminde, hiç beklenmedik ve şaşırtıcı, bir paradigma değişikliğine yol açacak nitelikte temel keşifler ile karşı karşıya kalma olasılığı artık çok düşüktür.

John Horgan’ın Bilimin Sonu (The End of Science, Basic Books, 2. baskı 2015) başlıklı eseri.

Biyoloji

Bir diğer örnek olarak, biyoloji bilimini ele alalım. Bu alanda son 150 yıl içerisinde devrim niteliğinde iki olay yaşanmıştır: Darwin’in evrim kuramı ile DNA yapısının Francis ve Crick tarafından keşfi. Bu temel buluşların akabinde dünya çapında yoğun araştırma-geliştirme faaliyetleri (moleküler ve evrimsel biyoloji, biyokimya, ilaç tasarımı, epigenetik, vs) hayata geçmiş ancak günümüze dek yürütülen çalışmaların hiçbiri, örneğin evrim kuramı gibi, doğa anlayışımızı kökünden sarsan, dünya görüşümüzü alt üst eden nitelikte olmamıştır.

Berkeley Üniversitesi’nde moleküler biyoloji profesörlüğü yapmış olan Stent’e göre, biyolojide çözüm bekleyen temel nitelikte üç konu kalmıştır; bunlar cevaplandırıldığında, biyolojide de temel buluşlar çağı sona erecektir. Bu üç konuyu şu şekilde dile getiriyor Stent: hayatın başlayışı, döllenmiş bir hücrenin çokhücreli bir organizmaya dönüşmesi, enformasyonun merkezi sinir sistemi tarafından işlenmesi…

Fizik – Astronomi

Fizik alanında da çok benzer bir durum ile karşı karşıyayız. Gerçi 19. yüzyılın sonlarına doğru, fiziğin sonuna gelindiği kehanetini ortaya atan ve bundan böyle yeni keşiflerin yapılmayacağının borazancılığına soyunan birçok düşünüre rağmen iki ayrı devrimin yaşanmış olması bir karşı argüman olarak ileri sürülebilir! Ancak görelilik kuramını veya kuantum mekaniğini sadece bir kez icat etmek mümkündür…

Evrende bilinen dört temel etkileşimden üçünü (elektromanyetik etkileşim, kuvvetli etkileşim ve zayıf etkileşim) betimleyen ve bilindik tüm temel parçacıkları sınıflandıran, modern fiziğin adeta “amiral gemisi” niteliğinde olan Standart Model kuramının uzun süredir ötesine gidilememesi, bir tavsamanın işareti olabilir mi?

Dördüncü etkileşim olarak bilinen kütle çekimini ve böylece tüm fizik fenomenleri aynı kuramsal çatı altında toplamayı ve bunun için de genel görelilik ve kuantum mekaniğini birleştirmeyi hedefleyen “Her Şeyin Kuramı”nı oluşturmakta yaşanan zorluklar, fizikte ilerlemenin gitgide zorlaştığının bir diğer göstergesidir.

Bu bağlamda icat edilen “Sicim Kuramı”, fazla küçük olduklarından dolayı gözlenmeleri mümkün olmayan parçacıklar içeren bir modeli öne sürmektedir (sicimler, belirli bir biçimde titreşen tek boyutlu ipliksi yapılı atomaltı parçacıklardır). İşte Sicim Kuramı’na yöneltilen önemli bir eleştiri burada baş göstermektedir: Kuramın, her birinin farklı bir evrene karşılık geldiği adeta sonsuz sayıda versiyona sahip olması, dolayısıyla böyle bir kuramı deneyler sayesinde doğrulamanın olanak dışı olduğu eleştirisi!

Sicim Kuramı’na yöneltilen önemli bir eleştiri şudur: Kuramın, her birinin farklı bir evrene karşılık geldiği adeta sonsuz sayıda versiyona sahip olması, dolayısıyla böyle bir kuramı deneyler sayesinde doğrulamanın olanak dışı olduğu!

Kutsal Kâse gibi görünen bu “son kuram”a ulaşmak mümkün olacak mıdır? Gerçi alışılagelmiş bir argümana göre, temel bilimlerde, keşiflerin kimi zaman hızlandığı kimi zamansa yavaşladığı öne sürülür (ekonomide Kondratieff dalgaları ile olduğu gibi), ancak bir hızlanma sürecinin yeniden yaşanacağı iddiası ne kadar gerçekçidir?

Uzun süredir bir devrim yok

Sonuç olarak modern bilim, oldukça kısa bir zaman dilimi içerisinde gelişmiş, araştırma faaliyetleri temel nitelikte buluşlar ile taçlanmıştır. DNA ve kalıtım mekanizması, uzay-zaman kavramı, biyolojik evrimleşme, Büyük Patlama ve evrenin genleşmesi… tüm bu buluşların her biri gerçek anlamda sürpriz, heyecan ve şaşkınlık yaratmıştır.

Ancak dikkat edilecek olursa, uzun bir süredir devrim niteliğinde, şaşkınlığa şayan büyük buluşlar yapılamamaktadır. Homo Sapiens’in evrimleşmesi, maddede yarı iletken özelliğinin ortaya konulması, Güneş sistemi dışında yeni gezegenlerin keşfi, vs. tüm bu konularda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir elbette, ama bu tür ilerlemelerin sonuçta birer “detay” olduğu söylenebilir.

NOT: Bu konu Prof. Dr. Sedat Ölçer’in Bilim ve Gelecek’in Ağustos 2018 tarihli 174. sayısında yayımlanan “Bilimin sonu mu?” başlıklı makalesinde geniş olarak ele alınıyor.

Kaynaklar

1) Gunther Stent, Altın Çağ’ın Gelişi. İlerlemenin Sonuna Bakış (The Coming of the Golden Age. A View of the End of Progress), Natural History Press, New York, 1969.

2) John Horgan, Bilimin Sonu (The End of Science), Basic Books, 2. Baskı, 2015.