Ana sayfa 176. Sayı Doğayla barışma kılavuzu

Doğayla barışma kılavuzu

73
PAYLAŞ

Ali Han Ereörnek

Henry David Thoreau, 1845 yılında çocukluktan beri ilgi duyduğu Concord yakınlarındaki Walden Gölü’nde, kadim dostu Emerson’un arazisinde bir kulübe inşa edip tek başına yaşamaya başladığında, gözlemleri, deneyimleri, birikimleri ışığında “Walden Gölü doğada yaşam” gibi birçok kitap ve makale kaleme aldı.  1854 yılında ilk baskısı yapılan kitabı 163 yıl sonra ilk okuduğumda bende yarattığı etkinin, hayatımı değiştirecek nitelikte olduğunu itiraf etmeliyim. Bir bölümde şöyle diyordu: “Can sıkıntısına gazel yazmak değil amacım; sabah tüneğinde dikilip böbürlenerek öten horoz gibi kuvvetle haykırmak istiyorum, komşularımı uyandırsam yeter.” Tasvirlerinin sadeliği ve büyüleyiciliği kadar ironik ve kinayeli dilinden dökülen entelektüel fikirleri, yıllardır benim gibi birçok kişiye ilham kaynağı oluyor.

Kitabın Türkçe baskısı orijinal baskısından farklı olarak, ayrı basılmış bazı makaleleri ve yazıları da eklenip genişletilerek yayımlanmış. Kimi eleştirmenler sadece doğasever düşüncesine odaklanarak bazı makale ve yazılarını göz ardı etse de, bence Thoreau’nun ekonomi, yüksek prensipler ve sivil itaatsizlik makalelerini okumadan onun aktarmaya çalıştığı felsefeye ulaşamayız. Kırsal bir yaşamı tercih ettiğimde, yanımda o kadar çok eşya getirmişim ki diye hayıflanırken, şikâyetime reçete yazan bir doktor gibi şu cümleleri kullanmış kitabında: “Masamın üstünde üç kireç taşı parçası duruyor. Her sabah bu taşların tozlarının alınması gerektiğini fark edince, zihnimin bütün mobilyaları hala tozluyken, bu taşların tozunu almaktansa onları pencereden fırlatıp atmayı tercih ettim. Bu durumda dayalı döşeli bir evim nasıl olabilir? Dışarıdaki açık havada oturmayı tercih ederim. Çimen toz tutmaz çünkü. Yeter ki insanlar yeri deşmemiş olsun!”  Thoreau, sade bir hayatın ve doğal yaşamın kişi için yeterli olduğunu önermeleri ile açıklarken, şimdiki tüketim çılgınlığının ilk aşaması olan biriktirme olayını da o çağın örnekleriyle bize sunmuş. İnsan ister istemez bu kadar çok eşya neyimize lazım diye, 1845 yılında yazılmış bir metinle kendi iç dünyası arasında bir çatışmaya giriyor.

1800’lerde ülkenin birçok yerine demiryolları inşa ediliyordu. Bu inşaatlar Thoreau için hem bir doğa kıyımı hem de seyahat etmenin gereksizliği konularında bir eleştiri noktasıydı. Walden Gölü yakınından da geçen demiryolu inşaatında çoğunlukla İrlandalı göçmenler çalışıyordu. Thoreau’nun onlarla olan ilişkileri, gözlemleri, kitap ve makalelerindeki örneklemelerine konu oluyordu. Bazı eleştirmenlerin dediği gibi münzevi değildi, kendi deyimiyle sık ziyaretçileri olurdu.  Ayrıca demiryolu inşaatları ile ilgili de şöyle bir paragraf yazar kitabına: “Gece gündüz çalışarak odun kesip işlemek yerine, yaşamlarımız üzerine eğilir de onları geliştirmeye uğraşırsak, demiryollarını kim yapacak? Eğer demiryolları yapılmazsa cennete vaktinde nasıl varacağız? Peki, yurdumuzda yuvamızda kalıp işimize bakarsak, demiryollarına kim ihtiyaç duyacak? Demiryollarının üzerinde gezinen biz değiliz demiryolları üzerimizden geçiyor…” Thoreau bu paragraftaki gibi, kinayeli dili ile pek çok soruna parmak basar.

Ekonomi, eğitim ve prensipler onun olmazsa olmazıydı. Kendi yaşam deneyimlerinden edindiği ekonomi görüşlerine uzunca değinmeyeceğim. Ancak doğal bir yaşam sürmeden önceki öğretmenlik deneyiminden edindiği görüşleri ve yaşadıkları günümüze kadar ulaşıp “ölü ozanlar derneği” adlı roman ve filme konu olduğunu bir yazar notu olarak araya sıkıştırmak isterim. Kitapta eğitim konusunda bir paragrafında şöyle yazar : “Kolejlerimizde felsefe ile eş anlamlı olan yaşam ekonomisi gerçek anlamda ifade bile edilmezken yoksul öğrenci bile sadece siyasal ekonomi çalışır ve öğrenir. Bunun sonucu olarak Adam Smith’i, Ricardo’yu ve Say’i okurken babasını telafi edilmez borçlara sokar.” Eğitimin özellikle kişinin kendi eğitiminin önemine vurgu yapar. Ayrıca eğitim kalitesinin yetersizliğinden, basmakalıplığından da dem vurur. İnsanın yaşamın özünü emmesi gerektiğini savunur.

Thoreau aynı zamanda bir vejetaryendi. Yüksek prensipler makalesinde bu düşünceye nasıl ulaştığını anlatır bizlere. Hayvani gıdaları reddetmenin, tecrübeden kaynaklı olmadığını ve bir içgüdü olduğunu savunur. Önermelerinin kaynağı olan bilimi, “gerçek insanlık veya insan tecrübesinin tarifi” olarak dile getirir.

Thoreau’nun doğa gözlemleri, sistemi eleştiren, natüralist deneme ve yazılarının yanında, kitabın son bölümünde bizi “sivil itaatsizlik” makalesi bekliyor ki, aktivist bir görüşle bunu metne döken ilk kişi diyebiliriz onun için. Devletleri bir nevi zorbalığın ve soygunun organize edildiği kurumlar olarak görerek oldukça mantıklı ve günümüzde bile geçerliliğini koruyan bir felsefi kuramı ortaya atmıştır ki, bana göre hâlâ okunması ve tartışılması gereken bir metindir.

Kitabı açıp defaten okumak bile kaçırdığım bazı cümleleri veya kelimeleri yeniden yakalamamı sağlıyor. Bir doğasever olarak kentten kaçtığımda, kitaplara sığınsam da bu kitabın değişik bir çekiciliği var. Sanki kütüphanemin rafından sürekli beni çağırıyor. Henry David Thoreau, hâlâ sabah tüneğinde böbürlenerek öten horoz gibi bizi uyandırmaya devam ediyor.

Doğal Yaşam ve Başkaldırı

Sivil itaatsizlik Makalesi ve Walden Gölü, Henry David Thoreau, Çev. Seda Çiftçi, Kaknüs Yayınları, 2015, 302 s.