Ana sayfa Bilim Gündemi Bilim ve Gelecek 9 yıl önce uyarmıştı: Kanal İstanbul vahşi bir proje!

Bilim ve Gelecek 9 yıl önce uyarmıştı: Kanal İstanbul vahşi bir proje!

4327
PAYLAŞ

Kanal İstanbul’un, kente, çevreye, yaşama ve ekonomiye etkilerine ilişkin tartışmalar yeniden gündemde. Bilim ve Gelecek’in 2011 yılının Haziran ayında çıkan 88. sayısında, Kanal İstanbul projesinin kente, doğaya ve yaşama etkilerine ilişkin biliminsanlarından görüş almış, projenin potansiyel etkilerine dair kapsamlı bir kapak dosyası hazırlamıştık. Bu sayının yayınlanmasının üzerinden geçen yaklaşık dokuz yıllık sürecin ardından Kanal İstanbul projesi, tüm potansiyel etkileriyle birlikte yeniden gündemde. İstanbul’u ve kent sakinlerinin yaşamını tehdit eden bu vahşi proje ile ilgili dosyamızı tartışmalara cevaben yeniden yayınlıyoruz.

Ender Helvacıoğlu yazmıştı: “Vahşi rejim!”

İktidar partisinin ‘çılgın proje’ adıyla pazarladığı Kanal İstanbul Projesi’ni ele alan kapak dosyamızın sloganı: Vahşi proje! Vahşi olan sadece bu uygulanması olanaksız proje olsaydı, bu kadar önem vermeye gerek duymazdık; bir iki eleştirir geçerdik. Ama bu ve benzeri projeler, epeydir ayak sesleri duyulan ve seçimlerden sonra gerçekleştirilmesi hedeflenen ‘vahşi rejim’in göstergeleridir.

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/vahsi-rejim/


Ali Bardakçı’nın, Prof. Dr. Hüseyin Kaptan ile söyleşisi: “Doğayı, insanı, bilimi yok sayan vahşi proje!”

“Şehir bir canlıya benzer, organlarında bir arıza olduğunda kilitlenir. Bakıyorsunuz, doğu yakasında hizmet sektörü yok, batı yakasında var. 1 milyon insan her gün karşıya geçmek için uğraşır, geri de dönemez. Toplu taşıma yetersiz, lojistik köyler yok, tırlar yolları işgal etmiştir bu yüzden. Bu sorunlar çözülmeden Kanal İstanbul ve ‘iki yeni şehir’ inşa etmek, insanın kafasını kesip ayağına bağlamak gibidir.”

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/dogayi-insani-bilimi-yok-sayan-vahsi-proje/


Özlem Özdemir’in, dönemin İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman ile söyleşisi: “Bu proje İstanbul’un yıkımı olur”

“Devletin İstanbul için harcayacak 30 milyar doları varsa, bu kaynağı İstanbul’un iki önemli sorunu için, deprem ve ulaşım alanlarındaki sorunları çözmek için kullanması gerekir. Bunun dışında İstanbul için yapılacak tüm yatırımlar, atıl olacaktır. İstanbul için gereklilikler ve yapılacaklar listesi yapsak, 10. sırada bile gelmez böyle bir proje. Bu duruma rağmen, projenin ilk sıraya çıkarılmasının amacının farklı olduğunu düşünüyoruz.”

“Kanal İstanbul” projesi

“Bizim bu projeye karşı çıkmamızı eleştirenlere şunu söyleyebilirim: Bizim tek doğrumuz bilim. Elimizdeki bilimsel gerçekler ve analizler sonucunda değerlendirme yapıyoruz. Kuzey ormanlarında açılacak bir kanal nedeniyle, oradaki ormanların yok olacağını tespit etmek için alim olmaya gerek yok. 1988’de İstanbul’a 2. köprü yapıldı ve 50 bin hektar arazi kaçak yapılaştı. Bu örnekleri bilen bizler, İstanbul’a böyle bir projenin hayırlı olacağını nasıl söyleyebiliriz? Gerçekçi olmak zorundayız. Bu proje İstanbul’un yıkımı olur.”

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/su-orman-tarih-plan-yok-varsa-yoksa-rant-bu-proje-istanbulun-yikimi-olur/


Dönemin TMMOB Peyzaj Mimarları Odası yöneticilerinden Bora Bayrakçı yazmıştı: Kanal İstanbul = Doğa, kültür, tarih ve insan yıkımı / Piyasaya düşürülen kent

Kamuoyuna ‘Çılgın Proje’ olarak duyurulan Kanal İstanbul Projesi, Marmara Denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlamayı hedefleyen, yapılan açıklamalara göre uzunluğu 40 km’yi bulan, derinliği 25 m, genişliği ise 150 m olan, deniz ulaşımının sağlanacağı bir kanal projesi. Yine yapılan açıklamalara göre, bu proje ile birlikte İstanbul’da yeni yerleşim, ticaret ve finans merkezleri oluşturulması hedefleniyor. Proje için düşünülen yer, bizimle paylaştıkları görsellere bakılınca Silivri’den başlayıp, Yalıköy’den Karadeniz’e bağlanıyor gibi görünüyor.”

“Kent mekânı artık tamamen sermaye tarafından kontrol edilen, üzerinden bolca para kazanılabilen bir kâr aracı haline geliyor. Küresel ekonomi ile entegrasyon dedikleri, küreselleşme dedikleri, dünya kenti İstanbul olarak hayal ettikleri şey halka ait olanı küresel sermayenin hizmetine açmaktır. Kanal İstanbul Projesi, İstanbul’un doğasının, kültürünün, tarihinin ve insanının yıkımı demektir.”

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/kanal-istanbul-doga-kultur-tarih-ve-insan-yikimi-piyasaya-dusurulen-kent/


Prof. Dr. A. Cemal Saydam yazmıştı: “Deniz bilimleri açısından bakarsak ‘Çılgın proje’ neden olmaz?”

“Dünyada bizim gibi denizlere sahip bir ülke daha yok. Akdeniz’den başlayıp Karadeniz’de biten bir sefer, yerkürede olabilecek en zıt deniz koşullarından geçer. Marmara’nın ve Boğazlardan akan suyun son derece özgün bir yapısı var. Bu yapıyı incelediğimizde ‘çılgın proje’nin neden yapılamayacağını anlarız. Diyelim ki her şeye karşın ikinci boğazı açtık. İnanın ülkemiz denizlerin ekolojisini değiştiren, felaket yaratan bir ülke olarak örnek gösterilecek ve belki de Marmara bölgesi susuzluktan ve kokudan tamamen terk edilecektir.”

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/deniz-bilimleri-acisindan-bakarsak-cilgin-proje-neden-olmaz/


Dr. Nazlı Demirel yazmıştı: “Denizler arası yapay kanallar ve ekosistem”

“Marmara Denizi ve Karadeniz arasında yeni bir suyolu açma projesi olarak gündemimize düşen Kanal İstanbul, çoğu insan gibi beni de, ilk olarak, böyle bir durumda ekosistemin ne yönde etkileneceğine ilişkin düşünmeye yöneltti. Bu sorunun yanıtı içinse öncelikle dünyada var olan ve iki deniz arasında açılmış yapay kanalları, özelliklerini ve bu kanalların bulundukların bölgelerin ekosistemine etkilerini araştırmak gerekliydi. Nitekim bu yazı, iki deniz arasında açılmış olan dünyadaki iki yapay kanal, Süveyş ve Panama Kanalları ile denizel ekosisteme etkileri üzerine bir derleme olarak hazırlandı.”

“Kanal İstanbul” pojesi ile birlikte İstanbul’un haritada alacağı görünüm.

“Marmara Denizi oldukça ilginç bir deniz, küçücük alanına rağmen Türkiye balıkçılığında Akdeniz ve Ege’den önde. İstanbul Boğazı, ‘50’li yıllarda Karadeniz’e göç eden palamut, lüfer sürülerinin akınına uğrayan, kepçeyle Boğaz kıyılarından balık tutulduğu anlatılan, benim yaşımdaki herkes için siyah-beyaz bir nostalji. Bugün, gemi trafiği, yoğun şehirleşme dolayısıyla kirlilik ve aşırı avcılık nedeniyle Marmara Denizi’nden Karadeniz’e balık göçlerinin nerdeyse hiç gerçekleşmediği bir deniz çölü. Bu nedenle projeyle, Boğaz’daki gemi trafiğinin durdurulması vaadi balık göçlerinin zamanla tekrar başlaması için umut verici gibi gözükse de, balıkçılık konusundaki uygulamaların yetersizliği Boğaz’ın girişinde hemen avlanan istavrit-hamsi sürüleri bunun pek olası olmadığını düşündürüyor. Bunun dışında bu yazıda bahsedilen yabancı türlerin yayılımı ve gemi taşımacılığı ilişkisi, projenin yıllık kapasitesinin Boğaz’dan fazla olmasıyla bir tehdit oluşturabilir. Ne yazık ki projenin denizel ekosistem açısından tam olarak ne ifade edeceğini kestirmek zor. Ancak Terkos Gölü’nün ve bölgedeki ormanların tahribatını düşündükçe ‘Neye gerek?’ diye sormadan edemiyorum.”

Yazının tamamını okumak için: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/06/01/denizler-arasi-yapay-kanallar-ve-ekosistem/