Ana sayfa Bilim Gündemi Sağlık ya da mahremiyet ikilemine zorlanıyoruz

Sağlık ya da mahremiyet ikilemine zorlanıyoruz

329
PAYLAŞ

İzlem Gözükeleş

ABD ve AB’de, teknoloji şirketlerinin faaliyetlerinin düzenlenmesi tartışılırken COVID-19 krizi patlak verdi. 2008 küresel ekonomik krizi bu salgınla daha da derinleşti. Birçok şirket iflasa sürüklenirken COVID-19 sonrası dünyayı ekonomik olarak zor günler bekliyor. Ancak bu süreçte büyük teknoloji şirketleri krizden kazançlı çıktılar.(1)

Amazon, bir e-ticaret sitesi ve dünyanın en büyük bulut hizmeti sağlayıcısı olarak (son zamanların iki yıldızı Zoom ve Netflix, Amazon’un bulut hizmetlerinden yararlanıyor) bu krizin kazananlarının başında geldi. Ama krizin asıl kazananı gözetim kapitalizmi şirketleri oldu (Amazon bu alanın da önde gelen aktörlerinden!). ABD’de olduğu gibi devlet kurumları ile veri madenciliği şirketleri arasında kurulan işbirliği gözetim sistemlerini daha çok genişletecek ve 11 Eylül’de olduğu gibi şirketlere daha geniş bir manevra alanı doğacak. İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri sağlık çalışanlarını takip etmek ve kaynakların eşgüdümünü sağlamak için Palantir (kurucusu, Trump’a yakınlığıyla bilinen Peter Thiel), Microsoft ve Amazon’un sunduğu hizmetlerden yararlanıyor. Palantir, ABD sağlık birimlerine de yardımcı oluyor. Clearview A.I gibi veri madenciliği startup’larının yanı sıra IBM, Google, Facebook ve Amazon gibi devler ABD hükümetiyle beraber özellikle temas takibi üzerinde çalışıyorlar. Muhtemelen bir süredir elde etmek için büyük çaba gösterdikleri sağlık verilerine şimdi daha rahat erişebilecek ve bu verilerle algoritmalarını güçlendirebilecekler. Şimdiye kadar yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz çok şey var: Bu işbirliği bize genel sağlık hakkı olarak değil, hastanın karşısında çok daha güçlü sigorta şirketleri ve insanların sağlığı yerine kârını ön planda tutan hastaneler olarak geri dönecek!

Ivan Manokha’nın yazdığı gibi şirketler, hükümetlerle kârlı anlaşmalar yapmış olmalarının yanında son yıllarda bozulan imajlarını düzeltmek ve üzerlerindeki kuşkulu gözlerden sıyrılmak için tarihi bir fırsat yakaladılar.(2) Gözetim kapitalizmi şirketleri, 2013 yılında Snowden’ın ifşaları, 2018’de tartışılan Cambridge Analytica / Facebook skandalı, Palantir’in yasadışı göçmen çocukların ebeveynlerinin yakalanmasındaki rolü, internetteki fotoğrafları tarayarak polisle işbirliği yapan Clearview A.I.’ın faaliyetleri gibi imaj zedeleyici olaylardan sonra yitirdikleri meşruiyetlerini şimdi tekrar kazanacaklar; insanların verilerini toplayıp paraya dönüştürerek yaptıkları işi normalleştirecekler.

Çünkü sağlık ve mahremiyet haklarından birini seçmeye zorlanıyoruz. 11 Eylül 2001’den sonra olduğu gibi COVID-19’a karşı mücadelede bazı haklarımızdan vazgeçmemizin gerekliliği öne sürülüyor. Hükümetler, şirketlerin desteğiyle, krizi çeşitli teknolojilerle yönetmeye çalışıyorlar. Çeşitli teknolojik araçlarla, kimi zaman yurttaşları belirli bir biçimde hareket etmeye yönlendiriyor kimi zaman da yurttaşları belirli sınırlarda kalmaya zorluyorlar. Batı dünyasının çoğunlukla ilkini tercih ediyor olması onu Çin’den daha demokratik yapmıyor. İki sistem de yurttaş katılımı ve şeffaflık olmaksızın kötüye kullanıma açık biçimde işliyor.

Morozov neoliberalizmi, Thatcher’dan bu yana, başka seçeneğimizin olmadığını söyleyen kapitalizmin kötü polisi olarak görüyor ve bu hikâyedeki iyi polisin çözümcülük ideolojisi olduğunu vurguluyor. Çözümcülüğün temelinde teknolojinin toplumsal sorunlara çözümler getirebileceği ve daha iyi bir hayat sunabileceği inancı yatıyor. Çözümcülük, sorunun kendisini etraflıca tartışmak yerine çoğunlukla sorunu varsayıyor, varsaydığı sorunlara çözümler üretmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, sorunları çözmek bir yana yeni sorunlara neden oluyor. Morozov, Silikon Vadisi’nde yeşeren bu ideolojinin günümüzde yönetici elitlerin sorunlara yaklaşımını da şekillendirdiğini belirtiyor. Yönetici elitler yine alternatifimizin olmadığına ve yapabileceğimiz en iyi şeyin sorunların üzerini dijital yara bantlarıyla kapatmak olduğuna inanmamızı istiyor. Böylece politik tartışmalardan ve çözümlerden kaçınılıyor.

Neoliberalizm ve çözümcülük arasında çok yakın bir ilişki var. Her ikisi de daha fazla rekabet ama daha az dayanışma, daha fazla yaratıcı yıkım ama daha az hükümet planlaması, daha fazla pazar bağımlılığı ama daha az refah istiyorlar. Çözümcülük, neoliberalizmin bıraktığı yerden devam ediyor; hayatın her alanında temel haklara sahip yurttaşın yerini dijital platformlardaki hizmet sağlayıcılara not veya “beğen” vererek belirli bir biçimde çalışmaya zorlayan (ya daha doğrusu zorladığını düşünen) tüketiciler alıyor.

Sorun, sağlık ya da mahremiyet arasında bir seçim yapmak veya salgınla mücadelede teknolojiye başvurup başvurmamak değil. Teknoloji, ancak genel bir sağlık politikasının (buna eğitim, ulaşım, iletişim, enerji gibi alanları da ekleyebiliriz) onunla uyumlu bir bileşeni olduğunda anlamlı hale geliyor. Çözümcülük, teknolojiyi piyasanın dar alanına hapsederek toplumun genel yararını gözeten çözümlerin tartışılmasını ve hayata geçirilmesini engelliyor.

Şimdi, yaşadığımız sorunların kökenlerini tartışma, çözüm diye karşımıza çıkarılan uygulamaların bu sorunlara uygunluğunu sorgulama ve en önemlisi de “üretimin otomatikleştirildiği, teknolojinin herkes için genel sağlık ve eğitimin temelini oluşturduğu, kısacası refahın paylaşıldığı neoliberalizm sonrası bir dünyayı hayal etmenin” ve dijital platformlarda halkın söz, yetki ve karar hakkını talep etmenin zamanı:

Amazon, Google, Apple, Microsoft…

Bizleri nasıl kurtarır?

Bizleri kurtaracak olan

Kendi platformlarımızdır…

Dipnotlar:

1) https://sendika63.org/2020/04/teknoloji-firmalari-covid-19u-firsata-cevirdi-benjamin-chin-yee-dillon-wamsley-584061/

2) https://www.opendemocracy.net/en/can-europe-make-it/how-data-mining-companies-are-set-gain-covid-19-pandemic/

NOT: Bu yazının geniş hali Bilim ve Gelecek dergisinin “Olağanüstü Mayıs Sayısı”nda yayınlanacak.