Ana sayfa 195. Sayı “Mekân” bildiğimiz

“Mekân” bildiğimiz

126
PAYLAŞ

Gözde Yazıcı

Kadıköy’deki İmge Kitabevi’nin yeni çıkanlar masası bir karşılama komitesidir. Kapıdan girdiğiniz an size sorar: Kuram mı? Roman mı? Ben “önce vazife” diyenlerden olduğum için sola yönelirim genellikle. Karşılama komitesinin tamamıyla selamlaşmadan da orayı terk ettiğimi bilmem. O akşam da iki kitapla ayrıldım kitabevinden. Biri komitenin roman üyelerinden Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde idi, diğeri ise Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın siyaset bilimi kitaplarına katılan Mekân ve Ekonomi- Ekonomik Coğrafyada Yeni Yaklaşımlar oldu. Türkiye’de ilk korona vakasının tespit edildiği açıklaması 11 Mart Çarşamba günü geldiğinde Mekân ve Ekonomi ile buluşmamızın üzerinden bir hafta bile geçmemişti. Bugün net olarak biliyoruz ki sabunlu su virüsün yapısını bozuyor; mekâna özgü kabullerimize, algımıza ne yaptığını ise zamanla anlayacağız.Mekân ve Ekonomi böyle zamanlardan geçerken okuduğum ilk kitap oldu, meğer“önce vazife”alışkanlığımdan fazlasını ifade ettiğini ispatlayacağı varmış.
Sosyal bilimlerde mekân temelli vurguların ortaya çıkışı 70’li yıllara rastlar. 90’lı yıllarda ise bu eğilim daha belirginleşir. “Mekân”ın sosyal bilimlerin teorik açıklama çerçevesine katılımını İrfan Kaygalak“mekânsal dönüş” olarak tanımlıyor. Yazar bu gelişmelerin mekânla ekonomik faaliyetin birbiriyle ilişkisini inceleyen disiplin olarak ekonomik coğrafyada nasıl yankı bulduğunu tematik ve teorik olarak ortaya koyuyor. Ekonomik coğrafyanın dinamik ve zengin araştırma gündemi mekânı anlama yönünde önemli imkânlar yaratıyor. Kaygalak beş bölümden oluşan çalışmasıyla ekonomik coğrafyanın gelişim çizgisini sunuyor. İlk bölümde mekân kavramının ontolojik ve epistemolojik serüveni ele alınıyor. Ekonomik coğrafyanın gelişim tarihinin ortaya konduğu ikinci bölüm disiplinin Anglo-Amerikan ve Batı Avrupa köklerine bir yolculuk olarak görülebilir. En çok bu iki bölümde vakit geçirdiğim notunu düşmeliyim, çünkü yazarın da ikinci bölümün sonuç kısmında belirttiği gibi, bir disiplinin sosyal teori içindeki yerini, temel yaklaşımlarını, araştırma gündemini, kurumsal yapılanma biçimini anlamak farklı ülkelerdeki kurumsallaşma serüvenine aşina olmayı gerektiriyor.
Kaygalak Türkiye’de coğrafya disiplininin sosyal bilimler çatısı altında marjinal bir konumda bulunduğunu belirtirken disiplindeki gelişme ve yeniliklere uzak kalındığı tespitinde bulunuyor. İçinden geçmekte olduğumuz salgının mekân kavramını yeni tartışmaların merkezine yerleştireceğini tahmin etmek güç değil. Bu tahmine yazarın tespiti eşlik ettiğinde ilk iki bölümeekonomik coğrafya ve mekân kavramına giriş rehberi gibi yaklaşmak okur açısından verimli olacaktır, çünkü “(…) disipliner gelişmenin tarihi, sadece geçmiş zamanda olan değildir; belli bir referans noktasından uzaklaşan, değişen ve dönüşen bir gelişim sürecinin öyküsüdür (s.91)”.
Üçüncü ve dördüncü bölümlerdeekonomik coğrafya disiplininde kültürel dönüş olarak tanımlanan yeni yaklaşımlar (kurumsal ve evrimsel) değerlendirilmekte. Son bölüm ise mekânın yeniden içine dâhil edildiği iktisat teorisi kapsamında yeni ekonomik coğrafya teorisi tartışmaya açılıyor.
İrfan Kaygalak’ın dışarıdan bakacakları gözeterek ekonomik coğrafya disiplinini genel hatlarıyla ele alırken özen gösterdiği anlaşılıyor. Türkiye ekonomik coğrafyasına yönelttiği eleştirilerini yapıcı olarak nitelemeliyim çünkü sorunlara işaret ederken çözüm imkânlarını da es geçmiyor. Çalışma özellikle mekânla, kentle ilgili okumak, düşünmek isteyenler için derlitoplu bir giriş metni olarak öne çıkıyor.
Kısıtlama mı yasak mı tartışmalarının gölgesini sosyal mesafenin, vaka sayılarının büyüttüğü bu dönemde mekân üzerine okumak beni ferahlattı. Ekonomik, sosyal, kültürel, politik açıdan, yerel ve küresel düzeyde,-şimdilik- öncesi ve sonrası olarak ifade edebileceğimiz derin bir ayrımı tecrübe edeceğiz. Bu tecrübenin çok boyutlu olacağı aşikâr, bireysel ve toplumsal bağlamda türlü mücadelelerin eşiğindeyiz. Çoğumuzun kendini hazırlıksız hissettiği şu günlerde İrfan Kaygalak’ın girişteki sözlerine kulak vermekte fayda var:
“İçinde yaşadığımız yüzyıl, insanın mekânla olan ilişkisinin köklü bir şekilde değiştiği yeni gelişmelere tanıklık etmektedir. Bir yandan yüzyılımızın ‘mekânın çağı’ olduğu biçiminde argümanlar yükselirken bir yandan da bunun tam aksi olan ‘dünya düzdür’ ya da ‘mekânın ölümü’ gibi argümanlar yükselmektedir.(…) Artık sosyal yaşantılarımızın değişik coğrafyalardaki gelişmelerle daha da bağlantılı olduğu ve eş süreçli bir şekilde geliştiği yeni bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız”.

Mekân ve Ekonomi, İrfan Kaygalak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2020, 300 s.