Ana sayfa 203. Sayı Bir Nigâr Hanım daha var: Şair Nigâr Refibeyli’nin Türkiye seyahati

Bir Nigâr Hanım daha var:
Şair Nigâr Refibeyli’nin Türkiye seyahati

135

Şair Nigâr Hanım’ın adına edebiyatla, özellikle de şiirle az çok meşgul olmuş hemen herkes aşinadır. 8 Mart’a yaklaştığımız günlerde ismiyle yine karşılaşmamız olası, çünkü pek çok türde kalem oynatmış, Osmanlı dönemi kadın hareketleri içinde bilfiil bulunmuş Nigâr Hanım’ın fikir ve edebiyat tarihimizde azımsanamayacak bir yeri var. Benim bu yazıda Türkiye seyahati izlenimlerinden hareketle anmak istediğim ise bir başka Nigâr Hanım. 20. Yüzyıl Azerbaycan şiirinin önde gelen şairlerinden Nigâr Refibeyli.
Onun ismiyle 2015 yazında Bakü’deyken, Akif İslamzade’den severek dinlediğim Ala Gözlüm adlı şarkının sözlerini anlamaya çalışırken karşılaştım. Emin Sabitoğlu’nun bu güzel eseri Nigâr Refibeyli’nin Neyleyim şiirinden bestelediği yazılıydı. Sözler çoğumuza tanıdık gelecektir:
“Ala gözlüm, senden ayrı geceler
Bir il kimi uzun olur, neyleyim?
Bağçamızda gızılgüller her seher
Tezden açır, vahtsız solur, neyleyim?”

Yine çok bilinen Sabitoğlu bestelerinden biri “Esen Yeller” de Nigâr Hanım’ın bir başka  şiirinden bestelenmişti. Bunları öğrenir öğrenmez Refibeyli’nin şiirlerine ulaşmak için soluğu kitapçıda aldım ama nafile. Şiirlerinin son baskıları yıllar evvel yapılmıştı ve artık dolaşımda değildi. Hiçbirini bulamadım. Mikail Müşfik, Cafer Cabbarlı, Samed Vurgun vardı ama Nigâr Refibeyli yoktu. Maalesef kaldığım kısa süre içinde Bakü’nün sahaflarının nerede olduğunu öğrenmem mümkün olmadı. Neyse ki Azerbaycan Milli Kütüphanesi’nde seçme şiirlerinin elektronik bir kopyası vardı. Onu bilgisayarıma indirdikten sonra Nigâr Refibeyli şiirlerini Bakü’de kaldığım birkaç ay boyunca sık sık, Türkiye’ye döndükten sonra da aklıma geldikçe okudum.
Türkiye’de basılmış olabileceği nedense çok geç aklıma geldi. Basılmışsa bile çevrilerek basılmıştır önyargısıyla mı ilgisiz davrandığımı bilemiyorum. Meğer Ötüken Yayınları Refibeyli’nin şiirlerinden bir seçkiyi Bahar Neğmesi adıyla 2006 yılında yayımlamış. Adet olduğu üzere şairi Türk okurlara tanıtan birkaç yazının dışında şiirlere ek olarak Refibeyli’nin yaklaşık 60 sayfayı bulan bir gezi yazısı da kitapta bulunuyor. Bu yazıda aynı zamanda eşi olan, Azerbaycan’ın bir diğer büyük şairi Resul Rıza ile birlikte 1969 Mayıs’ındaki kısa Türkiye seyahatindeki izlenimlerini aktarıyor.
Refibeyli ve Rıza’nın seyahati Ankara’da başlayıp İzmir, Konya ve İstanbul ziyaretlerini kapsıyor. Türkiye’ye ilkinden bir yıl sonra ikinci gelişin verdiği rahatlıkla üzerinden şaşkınlığını atmış olsa gerek. Nigâr Hanım hemen her şeye duyarlı bir dikkatle yaklaşıyor. Hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamaya çalışıyor. Tasvirleri o kadar canlı ki şairin gözü adeta bir kameraya dönüşüyor da sanki film seyrediyoruz onun gözünden.
Konuk oldukları evlerdeki yaşam tarzlarını, kadın erkek arasındaki işbölümünü inceliyor. Karşılaştığı gençlerle uzun sohbetler ediyor. Sevdikleri şairlerden şiirler okumalarını istiyor. Yaşar Kemal’in yazdığı Teneke adlı piyesin sonunda oyuncuların sahneye “6. Filo defol!”, “NATO, hayır!” pankartlarıyla çıkmaları ve şehirli aydınları yoksul köylülerin mücadelesine destek vermeye çağırmaları onu heyecanlandırıyor. Büyük Ada’da Haldun Taner ve “su perisine benzeyen” eşinin rehberliğinde yaptıkları fayton seyahati sırasında önce faytoncunun sonra da atının yüzündeki yorgun kayıtsızlığın farkına varınca az evvel mest  olduğu tabiatın güzelliği bile onu yeise düşmekten alıkoyamıyor. Erol Toy’un piyesi vesilesiyle şiirlerinden örnekler de vererek Pir Sultan Abdal’ın dünyaya bakışını, din ve ahlak anlayışıyla birlikte ele alarak uzun uzun anlatıyor.
Refibeyli Türkiye’nin kültür hayatıyla da çok ilgili. Neredeyse her akşam bir bale veya oyun izliyorlar. Soruşturmalarına dayanarak şehir tiyatrolarının ne zaman kurulduğunu, kültür sarayının inşasının kaç yıl sürdüğünü, hangi konservatuarda kaç oyuncu yetiştiğini, sahnelenen oyunların ne kadarının Türk yazarlara ait olduğunu ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu kısacık seyahatin içinde okurlar için Yaşar Kemal, Oktay Akbal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Hayati Asılyazıcı, Şevket Süreyya Aydemir gibi çok fazla tanıdık isim resmi geçit yapıyor. Tabii ki Azerbaycanlı okura da itinayla tanıtılıyorlar. Gıyabında anılan kişilerse çok daha fazla: Tevfik Fikret, Mevlana, Nazım Hikmet, Muhsin Ertuğrul, Hayati Tabanlıoğlu yalnızca bazıları. Tevfik Fikret’i çok sevdiğini bildiği için ziyarete gittiğinde Aşiyan’daki evinin bahçesinden alıp mendiline sardığı bir avuç vatan toprağını Bakü’de hasta yatmakta olan Sabiha Sertel’e götürüyor. Sertel öldüğünde kızı Yıldız Hanım bu toprağı onun mezarına serpiyor.
İstanbul yolculuğu Nâzım Hikmet’i ve yıllara yayılan yakın dostluklarını anımsatıyor Nigâr Hanım’a. Eşi Resul Rıza “kardeşim” diye bahsedermiş Nâzım’dan. Birbirlerini çok sevdikleri zaten biliniyor. Bir matine sonrasında Nazım Hikmet Nigâr Hanım’ı kutlarken bir gün şiirlerini İstanbul’da da okuyabilmesini diliyor. “Ben o günü göremem, çocuklar sizi gezdirir, güzel şehirdir İstanbul,” diyor sonra. İstanbul’a Nâzım’sız gelen Refibeyli kitapçılara girdiğinde onun kitaplarını soruyor, satılıp satılmadığını araştırıyor. Şiirlerinin üzerindeki yasağın kalkmış olmasından, kitaplarının çok satmasından duyduğu sevinç biraz olsun azaltıyor üzüntüsünü. Nigâr Hanım, Nâzım’ın ardından yazdığı Beşer Oğlu şiirinde “tabutunun başında, milletleri, halgları gardaş gördüm” diyordu. Türkiye’den iyi dileklerle ve iyimserlikle ayrılıyor. Başlığa da taşıdığı cümleyle son veriyor yazısına:
“Sağlıgla gal, yahın gonşu!
Ben de kitabı kapatırken “güle güle Nigâr Hanım,” diye mırıldanıyorum. “Umut verdin iyimserliğinle, uğurlar olsun.”