Ana sayfa Bilim Gündemi Anksiyete bozukluğu yaşayanlar, ortam güvenliyken de kaygı duyuyor

Anksiyete bozukluğu yaşayanlar, ortam güvenliyken de kaygı duyuyor

117

Araştırmacılar beyinde kaygının etkilerini ve beyin bölgelerinin davranışları şekillendirmek için birbiriyle girdiği etkileşimi anlamak için bir sanal gerçeklik ortamı kullandı.

Bir çayırda çiçek topladığınızı hayal edin. Biliyorsunuz ki, kimi çiçekler güvenli, ama kimileri sizi sokacak arılar barındırıyor. Bu ortama nasıl tepki verirdiniz ve daha önemlisi beyniniz nasıl tepki verirdi? Bu, kaygının beyin üzerindeki etkisini ve beyin bölgelerinin davranışı şekillendirmek için birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini anlamak için araştırmacıların yararlandıkları sanal gerçeklik ortamındaki bir sahne.
Rochester Üniversitesi Del Monte Nörobilim Enstitüsü’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Communications Biology dergisinde yayımlanan makalenin ilk yazarı olan Dr. Benjamin Suarez-Jimenez, “Bu bulgular bize, anksiyete bozukluğundan mustarip kişilerde, anksiyete bozukluğunun çevre farkındalığının eksik olması ya da güvenlik konusundaki bilgisizlikten daha ziyade, isteseler bile davranışlarını ve duygularını kontrol edememelerinden kaynaklanabileceğini söylüyor” diyor ve ekliyor: “Anksiyete bozukluğu olan hastalar bize, mantıklı bir şekilde ‘Ben güvenli bir yerdeyim’ diyorken, biz beyinlerinin güvende değillermiş gibi davrandığını buluyoruz.”

Beyinde kaygıyı seyretmek
Araştırmacılar, genel ve sosyal kaygıları olan gönüllülerin beyin aktivitelerini, onlar sanal gerçeklik oyununda çiçek toplarken fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ile izledi. Çayırın yarısı arısız çiçeklerle, kalan yarısı ise gönüllülerin ellerini hafif bir elektrik uyarısıyla uyararak, arılarca ısırıldıklarını simüle eden arılı çiçeklerle kaplıydı. Araştırmacılar tüm katılımcıların güvenli ve tehlikeli alanları birbirinden ayırt edebildiğini buldu; buna rağmen beyin taramaları kaygılı katılımcıların dorsomedial prefontal korteks ve insulalarındaki etkinlik arttığını ortaya çıkardı; bu bulgu kaygılı katılımcıların beyinlerinin bilinen güvenli bir alanı da tehlike ya da tehditle ilişkilendirdiklerini işaret ediyor.
Bu yolla, ilk kez, ayırt etmeyi öğrenmeye baktık. Hangi beyin bölgelerine bakacağımızı biliyorduk; ama ilk kez, dünyaya benzeyen böylesine karmaşık bir çevrede birlikte harekete geçen aktiviteyi göstermiş olduk. Bu bulgular, vücutlarının kontrolünü geri almak için hastalara yardım etmeye odaklanan tedavilere ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor.
Beyin farklılıkları bu hastalarda tek farklılık olarak görünüyor. Örneğin, kaygının bir göstergesi olarak zaten ölçülmüş olan terleme tepkilerinde net bir farklılık kaydedilemedi.

Araştırmanın odağı
Suarez-Jimenez’in araştırmasının odağı, beynin çevre hakkında bilgi edinmesinin, özel olarak da güvenli olanın ve tehdit olanın ne olduğunu beynin nasıl öngördüğünün sinirsel mekanizmalarını anlamaktı. Suarez-Jmenez, post-travmatik stres bozukluğu ve kaygı bozukluklarının sinirsel işaretlerini araştırmak için sanal gerçeklik ortamını kullandı. İnsanın, deneyiminin temelinde yer alan beynindeki haritaları nasıl oluşturduğu ve bu haritaların kaygı ve stresin psikopatolojisindeki rolünü anlamayı amaçlıyordu.

Suarez-Jimenez, “Güncel araştırmayı takip eden adımlar için, hâlâ bu hastaların beyinlerinde bulduğumuz şeyin travma sonrası stres bozukluğu gibi diğer bozukluk durumlarında da açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç var. Güvenli bir çevredeki duygular ve davranışsal düzenlemelerdeki eksikliklerle karakterize edilen bozuklukların benzerlik ve farklılıklarını anlamak, daha iyi kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleri yaratmak için bize yardım edebilir” diyor.

Araştırmanın orijinal kaynağı:
Benjamin Suarez-Jimenez, Nicholas L. Balderston, James A. Bisby, Joseph Leshin, Abigail Hsiung, John A. King, Daniel S. Pine, Neil Burgess, Christian Grillon, Monique Ernst; “Location-dependent threat and associated neural abnormalities in clinical anxiety”, Communications Biology, 2021; 4 (1) DOI: 10.1038/s42003-021-02775-x

Kaynak: Sciencedaily