Ana sayfa 212.Sayı Birlikte okumak, yazmak, düşünmek: Kitapçıl’ın altı yılı ve sonrası

Birlikte okumak, yazmak, düşünmek: Kitapçıl’ın altı yılı ve sonrası

112

Aralık 2016, ayın son haftası. Her zamanki gibi pek çok işin, uğraşın arasında, sevinci, heyecanı ve endişeyi birbirine karıştırarak okuduğum kitap hakkında bir yazı hazırlamaya çalışırken bir de ayrıca çıkış yazısı hazırlamam isteniyor. Dergiye yakın arkadaşların bildiğini okurdan da saklayacak değilim. Yazılarını en son verenimdir ben Bilim ve Gelecek yazarları arasında. Dahası, veremediğim yazılar da en son verilmeyenlerdir. Son güne, son ana kadar ha geldi, ha gelecek, umuduyla beklenip, dergi matbaaya giderken “herhalde bu sayıda olamayacağım” diyerek af dilediklerimdir. Bahsettiğim tarihte, ay boyunca kafamda bir sürü soru işareti ve tedirginlikle “bir işe giriştik ama hadi hayırlısı” diye diye kendimi yatıştırmaya çalıştığım halde bu “çıkış yazısı” görevi her şeyin üzerine tuz biber ekmişti. Bilgisayarımın karşısına geçtiğimdeyse konuyu kafamızda ne kadar çok evirip çevirmiş olduğumuzu ve bakış açımızın netliğini şaşırarak fark ettim. Sonuçta ortaya “Hoş geldin Kitapçıl” yazısı çıktı. Şimdi bakınca altı yılın nasıl geçtiğine, Kitapçıl başlığı altında yaklaşık 700 sayfalık içeriğin nasıl oluştuğuna da hayret ediyorum. Dergicilik böyledir, başlarken biteceğini düşünmezsiniz ama bir ömür biçmekten kaçınırsınız, sonra da hem derginizin ömrüne hem kendi ömrünüze hayret edersiniz. Kimin kimi yaşattığını kestirmek kolay değildir. Kitapçıl’dan yani olduğunuz, olduğumuz yerden söz açmak istiyorum. Dergi yayıncılığının geleceğinin dahi tartışma konusu olduğu şu günlerde nedense bana hâlâ yolun başındaymışız, yapabileceklerimizin ve yapmak istediklerimizin çok azını hayata geçirebilmişiz gibi geliyor.
Türkiye’de bilim okurluğu yükseliyor ve yaygınlaşıyor, demiştik. Çoksatar listelerinde, kitap eklerinde, fuarlarda, imza günlerinde bilim kitaplarıyla giderek daha sık karşılaşır olduk. Altı yıl önce bilim yayıncılığı birkaç yayıneviyle sınırlıyken bugün çok sayıda güçlü yayınevi ayrı ve özel başlıklar altında bilim yayıncılığı yapar hale geldi. Konular da popüler fizik, popüler kimya, evrimle veya popüler nörobilimle sınırlı olmaktan çıktı, nöro felsefe, ekoloji, teknolojinin toplumla etkileşimi, genetik ve siyaset gibi alanlara doğru yayıldı, farklı disiplinlerin ilişkilendirildiği daha zihin açıcı tartışmalar gündeme getirmeye başladı. Sürmekte olan bir değişim ve gelişim DNA’sı bile olmayan bir canlı formunun kısa sürede medeniyeti durduracak güce erişmesi, sözde dünyanın çarkını döndüren büyük güçlerin, siyasal odakların elini ayağını bağlamasıyla daha da hızlandı. Salgın başladığında okuryazarlık düzeyinin bu düşüklüğüyle, bilim kültürünün zayıflığıyla salgınla mücadele bilincinin nasıl oluşturulabileceğine dair hayli karamsardım. Karamsarlığımı “Sınavda Sorulmayan Konular” başlığıyla bu sayfaya da taşımıştım. Şimdi yanıldığımı düşünüyorum ve buna çok seviniyorum. Yanıldım ve umudum arttı. İnsanlığın kısa sürede ne kadar çok şeyi öğrenebileceğine, öğrendiklerinin çoğunu kolektif olarak hayata geçirebileceğine birlikte tanık olduk. Bunu da kanımca büyük ölçüde bilim okurluğunun gelişimine, sosyal medyanın yazma ve yayma imkânlarını genişletmesine, kitlesel iletişimi kolaylaştırmasına borçluyuz.
Tüm bunlarla birlikte ve bunlara rağmen sorunlar da devam ediyor. Kitap yayıncılığı hâlâ binbir güçlükle sürdürülüyor. Yayınevlerinin, kitapçıların, dergilerin, hepsinden çok yazarından çevirmenine, grafik tasarımcısından editörüne, redaktörüne matbaa çalışanlarına kadar yayın emekçilerinin ciddi yaşamsal sorunları var. Kitap piyasası hâlâ dağıtım tekellerinin, kuruluş ve destek sermayesi yayıncılık dışı gelirlerden oluşan büyük yayınevlerinin etkisine, yönlendirmesine çok açık. Bağımsız dergiler faaliyetini sürdürmekte zorlanıyor. Dijital ve video yayıncılığı karşısında haklı tereddütleri var. Reklam ve pazarlama ilişkileri kitaplar üzerine içerik üretimini baskılıyor ve yönlendiriyor.
Bradbury okuma alışkanlıklarını değiştirerek bir toplumun birkaç nesilde dönüştürülebileceğini söylüyordu. Dolayısıyla, bugün okura rehberlik edebilecek, gözden kaçırdığına dikkatini çekebilecek, reklamla gözünün boyanmasına itiraz edebilecek, sözünü sermaye gücüne ve piyasa ilişkilerine teslim olmadan söyleyebilecek tanıtım, tartışma, eleştiri içerikli yazılara her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Yola çıkarken derginin çekirdek kadrosundan sayabileceğimiz birkaç kitapseverdik, bugün Kitapçıl sayfalarına katkıda bulunmuş, kitap için düşünen, kitap için çalışan, karşılaştığı, eline aldığı her kitaba “hakkında birkaç söz edebilir miyim” diyerek “okuryazar” gözüyle bakan onlarca arkadaşımız var. Bazılarının ilk yazılarını kitap için, Kitapçıl için yazmış olması, bazılarının Kitapçıl’la birlikte sürekli ve sık yazar hale gelmesi, başka yayınlara da profesyonel katkı sunabilmesi bence Bilim ve Gelecek için ayrı bir övünç kaynağı. Yedinci yıla adım atmak üzereyken kitap için çalışmaya, okumaya, düşünmeye, yazmaya, tartışmaya, birbirimizin gözünü açmaya, kafasını karıştırmaya, rahatını kaçırmaya devam.