Ana sayfa 212.Sayı Yeniçağ insanı: Sinan

Yeniçağ insanı: Sinan

47

15. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da yaşam biçimi değişmeye başlar. İlkçağın Yunan- Roma uygarlığını örnek alan sanatçılar, yeniçağın düşünce ve özelliklerini de işleyerek eserlerini yaratırlar. Böylece edebiyat, güzel sanatlar (heykel, mimari …), bilim özgürleşir ve insana yönelir. “Güzelin ölçüsü ise insanın duyabilme yeteneğinin ölçüsünde değildir yalnızca; anlayabilme ölçüsündedir de. Akla ve eleştiriye gitgide daha geniş yer verilir artık. Ancak, bu daha iyi bir yaşam düşü henüz halka ulaşmamıştır pek.”1
Günümüz mimar ve yazarları, mimaride uyguladığı yöntem ve bilinçliliği nedeniyle Sinan’ı yeniçağ insanı olarak kabul ederler. Onlara göre Sinan: 16. yüzyıl Anadolu-Türk toplumunun kültürü ile yetişir ve toplumun sunduğu olanakların sentezini yapar. Anadolu’daki ve gittiği İran, Irak, Avrupa gibi yerlerdeki antik yapıları, Selçuklu, Ortaçağ, Rönesans eserlerini değerlendirir. Mimari gelenekte hem bazı ayıklamalar yapar hem de geleneğin kimi yönlerini yeniden ele alıp geliştirir. Camilerinde iç mekânla binanın dış görünüşü arasında uyum sağlayan Sinan’ın, yapılarında inşaat yöntemlerini, taş işçiliğinin hesaplamalarını bilinenlerin ötesine taşıdığı görülür.2
Abidin Dino’nun Sinan adlı eserinde Süleymaniye’nin yaratıcısı, Anadolu’nun köylü çocuklarıdır. Bu çocuklardan birisi olan Sinan, Ağırnas’ta doğar. Erciyes’in taşıyla ilk oyunlarını oynar, oraların bütün çocukları gibi. Taştan evler, değirmenler yapmak, köprüler kurmak oyunlarla başlar. Sinan, bu oyunlarda öylesine sever ki taşı; hayatı boyunca taşı işler, yontar ve taş üstüne taş koyar. Taşçı ustası yanında çalışırken Yeniçeri Ocağı’na alınır. Ocağa kabul edilen devşirmeler Kayseri’den ayrılırlar. İstanbul’a giderken yol boyunca coğrafya, yapılar ve gelenekler değişir. Sinan bütün değişenleri taşa işlemek üzere inceler sanki. Uzun yolculuklarında ilk dinlendikleri yer Hacı Bektaş-ı Veli dergâhıdır. Şeyh Bedreddin’in sürgün edildiği İznik’te de yürüyüşe ara verilir. Devşirmelerin İstanbul’a ulaşınca eğitim görmeleri, Anadolu’nun doğusundaki ve batısındaki seferlere katılmaları uzun yıllar sürer. Geçen zaman Süleymaniye’yi yaratacak görgü ve hüneri kazandırır Sinan’a. “Orta Anadolu potasından gelme köylü çocukları, yerin ve asrın buyruğunu yerine getirecektir artık, İstanbul yapıcıların akınına uğrar. Sinan’la beraber taşçı ustaları, camcılar, hattatlar, şehirde bir uyum ve hesap cengine girişirler.”3 Böylece Süleymaniye Camisi İstanbul’da yerini alır.
Abidin Dino, eserinde bizi  “düşsel bir yolculuğa”  çıkarsa da temelde Anadolu gerçeği vardır. Sinan, uzun yolculuklarında Hacı Bektaş-ı Veli dergâhında, İznik Gölü kıyılarında soluklanır. Buralar, dilimizin korunduğu, eşit bir sosyal yaşam için mücadelelerin verildiği yerlerdir. Horasan’dan gelen Hünkâr’ın dergâhında halkın dili konuşulmaktadır ve kültürümüz yaşatılır. Aynı dönemde yani 13. yüzyılda Yunus Emre halkın diliyle “dirlik ve düzenlik kavgası”nı söyler, insanları birlik olmaya çağırır. Çünkü Anadolu’daki Moğol işgali, beylikler arası çatışmalar, o dönem yaşanan yağmalar, kıtlıklar halkı iyice bunaltmıştır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla yaşanan çözülme toparlanmaya başlar. Bu yeni devletin üretim ve yönetim anlayışı ise şöyledir:  “Yönetilenlerin özgün adı reaya idi. Üretim reayaya ait bir işti. Aynı zamanda savaş işine de yardımcı olurlardı. Vergi reayaya ait bir yükümlülüktü. Osmanlı devleti  ‘platonik’  bir devlet olduğu için yönetenlerin, yönetilenlere göre daha gönençli bir hayat yaşamaları asıldı. Devlet yönetilenler için değil, yönetenler içindi.”4 Bu yönetim anlayışı, savaşların, kıtlıkların yükü halk arasında direnişlere ve hak arayışlarına neden olur. Yunus Emre’nin yaşadığı dönemden yüz yıl geçmemiştir ki Şeyh Bedreddin: “İnsanlar eşit olarak yaratılmıştır, dünya toprakları eşitçe paylaşılmalıdır” diyerek harekete geçer. Toplumsal yaşamda, üretim ve bölüşümde uyum sağlanmaya çalışılır. Yani Mimar Sinan’ın Süleymaniye’sinde madde olarak karşımıza çıkan uyum, Şeyh Bedreddin’in öğretisinde veya Yunus Emre’nin dizelerinde dile gelir:

Sen sana ne sanırsan

Ayruğa (Başkasına) da onu san

Dört kitabın mânası

Budur eğer var ise …

Sinan’ın tüm eserleri ( köprüleri, camileri, su kemerleri),  yaşadığı dönemin ve Anadolu’daki birikimin ürünleridir. Bu eserleri üretim ilişkileri, sosyal yaşamdaki değişmeler ve bunun dile yansımasıyla anlamaya çalıştığımızda daha fazla anlam kazanırlar.

KAYNAKLAR

1) Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, Türkiye İş Bankası Kültür Y. (2017), s. 441.

2) D. Kuban – S. Mülayim- U. Göknil, Ağırnaslı Sinan, Ağırnas Belediyesi Y. (2005), s.63-154-258.

3) Abidin Dino, Sinan, Can Yayınları, (2017).

4) Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi 1789-1980, İmaj Y. (2012), s. 9.