Ana Sayfa Bilim Gündemi “Bereketli Hilal”in en kuzey ucu: Neolitik kültürlerin kaynaşma merkezi Yukarı Mezopotamya

“Bereketli Hilal”in en kuzey ucu: Neolitik kültürlerin kaynaşma merkezi Yukarı Mezopotamya

281

Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Human_G Antik DNA Laboratuvarında yürütülen bir çalışma, Neolitik Dönem’de Mezopotamya’da yaşamış insanlarının genetik tarihini ortaya çıkardı. Hacettepe Üniversitesi ile ODTÜ’den bilim insanlarının öncülüğünde, NEOGENE isimli ERC projesi kapsamında 25 araştırmacıdan oluşan uluslararası araştırma grubu, Yukarı Mezopotamya’nın günümüzden 10.000 yıl kadar önce kültürlerin kaynaştığı bir alan olarak rol üstlendiği gösterdi. Dinamik bir kültürel yapıya sahip olan Çayönü toplumunun genetik olarak da yüksek çeşitliliğe sahip olduğu anlaşıldı. Çalışma, Science Advances dergisinde yayınlandı.
Antik DNA çalışmaları, geçmişte yaşamış toplumların genetik yapılarının anlaşılması için önemli veriler sunmaya devam ediyor. Ülkemizde, Hacettepe Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde bulunan iki laboratuvarın, ulusal ve uluslararası bilim insanlarıyla işbirliği içinde yürüttüğü antik DNA çalışmalarında Anadolu’nun kültürel mirası inceleniyor. Araştırmacılar bu kez, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde bulunan Çayönü Tepesi’nde MÖ 8500-7500 yılları arasında yaşamış toplumun genetik ve kültürel materyallerini beraber analiz ederek, bölgenin tarihine ışık tuttu.
Çayönü Tepesi ilk olarak 1963 yılında Halet Çambel ve Robert J. Braidwood tarafından keşfedildi. Prof. Dr. Çambel’in, 1968 yılında sistematik olarak başlattığı kazılar, zaman zaman ara verilerek sürdürüldü. Bugün Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan başkanlığında yürütülen kazılarda, bölgedeki ilk yerleşimin günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce başladığı ve bölgenin günümüzden 6000 yıl öncesine kadar iskan edildiği tespit edildi. Bu uzun iskan süresince Çayönü Tepesi farklı kültürlere ev sahipliği yaptı. Arkeolojik kalıntılar, bölgenin dinamik bir kültürel yapıya sahip olduğunu, mimari yapıların zaman içerisinde biçim değiştirdiğini gösteriyor. Ek olarak, antropolojik çalışmalar, yapay kafatası biçimlendirme ve trepanasyon gibi vücuda uygulanan çeşitli modifikasyonların erken örneklerinin bu kültürde var olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu dinamik kültürel yapıya sahip insanların genetik yapısını anlamak üzere yola çıktı. Mezopotamya genelinde, iklim koşullarının etkisiyle yüksek sıcaklıklara maruz kalan insan kalıntılarındaki DNA moleküllerinin korunmasının çok zor olduğu biliniyor. O nedenle bugüne kadar yapılan antik DNA çalışmalarında bölge yalnızca Boncuklu Tarla kazı alanından tek bir bireye ait genomla temsil ediliyordu. Dr. Öğretim Üyesi Füsun Özer bu koşullarda Çayönü bireylerinin beklentinin üzerinde bir DNA korunumuna sahip olduğunu belirterek şöyle devam etti:  “Çayönü Tepesi’nden çıkarılan ve günümüzden önce 10.500 ila 9500 yılları arasına tarihlenen 33 iskeleti DNA korunumu açısından taradık. Bunların arasından 13 birey genom analizi yapmaya izin verecek ölçüde DNA molekülüne sahipti. Bu bölgede, bu kadar eski bireylerden % 40’a yakın başarı elde etmek bizler için de şaşırtıcı oldu.”
Bitki ve hayvanların evcilleştirilmesinin merkezi olan Bereketli Hilal’in en kuzeyinde, Yukarı Mezopotamya’da yürütülen bu çalışma, Çanak-Çömleksiz Neolitik Dönem’de bölgenin bir cazibe merkezi olduğunu, çevre coğrafyalardan gelen insanların bölgede kaynaştığını ortaya çıkardı. Bölge insanlarının genetik yapısı, Bereketli Hilal’in doğu ve batı yakalarından izler taşıyor. Makalenin yazarlarından Dr. N. Ezgi Altınışık bu konuyu şöyle açıklıyor: “Yukarı Mezopotamya’nın Güneybatı Asya’daki merkezi konumu toplumun gen havuzuna da yansıyor. Zagros Neolitik toplumları ile temsil edilen Bereketli Hilal’in doğusu ile batısındaki Orta Anadolu Neolitik toplumlarının demografik örüntüleri bu bölgede bir karışım olarak karşımıza çıkıyor.”
Her ne kadar genetik çeşitliliğin yüksek olduğu gözlense de toplumun genetik yapısında incelenen 1000 yıl boyunca büyük bir değişim gözlenmiyor. Buna rağmen, 2 yaşlarındaki bir kız çocuğunun Bereketli Hilal’in doğu yakasında yaşayan toplumlara genetik açıdan daha yakın olması, Çayönü’ne dışarıdan insanların geldiğini ve bu köyde yaşayabildiğini ortaya koyuyor. Bu kız çocuğunun parietal kemiğinde saptanan dağlama izi, günümüzde halen uygulanan geleneğin tarihte saptanan ilk örneğini sunuyor. Araştırma ekibinden Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal bir tedavi aracı olarak dağlamanın Anadolu’da yaygın bir uygulama olduğunu, Çayönü örneğinin bu uygulamanın en eski örneklerinden birini oluşturduğunu bildirdi. İç yüzeyinde enfeksiyon izi saptanan bu örneğin, olasılıkla enfeksiyonun yarattığı olumsuzlukları gidermek için büyüsel-ritüel uygulamasını da içeren bir yöntemle tedavi edilmiş olabileceğini de göstermektedir. Prof. Erdal, Çayönü’nde saptanan trepanasyon örneği ile birlikte düşünüldüğünde, bu verilerin, Neolitik Çağ’da Mezopotamya’nın oldukça dinamik, bir ölçüde karmaşık bir kültürel dinamiğe sahip olduğuna işaret ettiğini belirtti.Çalışmadan elde edilen önemli bulgulardan bir diğeri, Erken Neolitik topluluklarda akrabalık ilişkilerinin belirlenmesine yönelik oldu. Erken Neolitik Dönem’de Anadolu ve çevresinde ölülerin ev tabanlarına gömülmesi yaygın bir gelenekti. Yapılan akrabalık analizleri, Çayönü’nde aynı eve gömülü bireylerin çoğunlukla yakın akraba olduğunu ortaya çıkardı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümünden Prof. Dr. Mehmet Somel, bu sonuçları toplumun sosyal yapısının biyolojik akrabalık çerçevesinde örgütlendiği şeklinde yorumladıklarını söyledi. Erken Neolitik topluluklarda gözlenen bu aile merkezli gömü geleneğinin zamanla değiştiği, Çatalhöyük gibi Geç Neolitik döneme ait kimi yerleşimlerde, aynı mekana gömülmede biyolojik akrabalık dışında sosyal bağların da rol üstlediğini görülüyor.
Son olarak, araştırmacılar Yukarı Mezopotamya insanlarının sonraki dönemlerde çevre toplulukları nasıl etkilediğini çözümlemeye çalıştı. Arkeolojik çalışmalar Yukarı Mezopotamya’nın Geç Neolitik dönemde Anadolu’yu kültürel olarak etkilediğine işaret ediyordu. Yapılan genetik analizler de Çayönü’nden 1000 yıl sonra Orta Anadolu (Çatalhöyük) ve Marmara’da (Barcın Höyük) yaşamış olan insanların atalarının bir kısmının Yukarı Mezopotamya’dan geldiğini ortaya koydu. Bu da görece uzak coğrafyaların insanlarının sadece uzaktan fikir alışverişi yoluyla değil aynı zamanda insan hareketiyle de etkileşim içinde bulunduğunu gösteriyor.

Makalenin orijinali için:
https://www.science.org/doi/10.1126/sciadv.abo3609?fbclid=IwAR05BzAesLuEa7yhHB_d06p-eCvhN6oNPXAybd85COHK3r-lCGlw615_Ip8

Önceki İçerikDerideki yağ asitleri, bazı insanların neden “Sivrisinek mıknatısı” olduğunu açıklıyor
Sonraki İçerik4.9 büyüklüğündeki 4 Kasım 2022 Buca depremi ne kadar kuvvetli?