Ana Sayfa Antropoloji Dünya’nın en eski DNA’sı rekoru 1 milyon yılla yinelendi

Dünya’nın en eski DNA’sı rekoru 1 milyon yılla yinelendi

422
Kap København oluşumuna dair sanatçı tasarımı.

Grönland’da bulunan iki milyon yıllık mikroskopik buluntular, evrim tarihi için oyun değiştirici bir nitelik taşıyor. Kuzey Grönland’da Buz Devri’nden kalma bir sedimen içinde bulunan kalıntı, son teknoloji yöntemler yardımıyla daha önce Sibirya’da bulunan 1 milyon yıllık mamut kemiği buluntusundan 1 milyon yıl daha yaşlı olduğu görüldü. Antik DNA kullanılarak yapılan analizler iki milyon öncesine ait çevresel durumları ve ekosistemi açıklamamıza yardımcı oluyor. Özellikle iki milyon yıl önce gezegenimizde sıradışı bir iklim değişikliği gözlendiği göz önünde bulundurulduğunda araştırmacılar bu bulgular sayesinde günümüzdeki küresel iklim krizine dair dersler çıkarmayı umuyor.

Keşif, Cambridge Üniversitesi St John Kolehi’nden Prof. Dr. Eske Willerslev ve Kopenhag Üniversitesi Lundbeck Vakfu JeoGenetik Merkezi’nden Kurt H. Kjær tarafından yapıldı. Bulguya ait 41 adet örnek kil ve kuartz altında korunmuş bir halde bulundu. Keşif sayesinde DNA’nın geçmişini şu ana kadardan bir milyon yıl daha öncesine gitmeyi başardık. Örnekler milimetrenin milyonda biri boyunda ve Grönland’ın en kuzey noktasında bulunan Kutup Okyanusu içindeki København Oluşumu’ndaki sedimenlerden elde edildi. Keşfin yapıldığı dönemdeki Grönland, şu anda olduğunda 10-17 C daha sıcaktı. Sedimen, bir koydaki kıyıda metre metre milim milim katmanlaşmıştı.
Biliminsanları bu sedimen oluşumunda hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizma kalıntılarına rastladılar. Bu kalıntıların bir kısmı ren geyiği, tavşan, fare, huş ve kavak ağaçlarına aitti. Araştırmacılar, Buz Devri sırasında yaşamış bir memeli olan Mastodon’a dair izlere dahi rastladı. Bu canlılar milyonlarca yıl önce Grönland’da yaşarlarken zaman içinde soyları tükendi. File benzeyen hortumlu canlıların kökeni Kuzey ve Merkez Amerika’ya dayanıyor ancak Grönland kadar doğuda yaşadıkları daha önce bilinmiyordu.

Danimarka, Birleşik Krallık, İsveç, Norveç, ABD ve Almanya’dan 40 araştırmacının detektif gibi çalışmaları DNA kalıntılarının gizemlerini çözmeye yardımcı oldu. Oldukça özen gerektiren çalışma sırasında bulunan her bir DNA kalıntısı, günümüze ait DNA kütüphanelerinden birer birer eşleştirildi. Günümüze hayvanları, bitkileri ve mikroorganizmalarından oluşan bir arşivle yapılan kıyaslama, eldeki DNA ile birleştiğinde ağaçlar, çalılar, kuşlar ve mikroorganizmalardan oluşan bir resim ortaya çıkmaya başladı.
Bazı DNA kalıntıları günümüzdeki canlılardan yola çıkarak mukayese etmesi zor görünüyordu. Böyle durumlarda eşleşme sadece gen bazında yapılırken kimi bulguların yalnızca 21. yüzyıl canlılarına ait DNA kütüphanesi kullanılarak eşleşmenin imkansız olduğu görüldü.

Prof Kjær, bu tür arazi gezilerinin pahalıya mal olduğunu ve çalışmada kullanılan DNA kalıntılarının bir kısmının 2006 yılına ait bir araziden çıkarıldığını, o günden beri saklandığını söylüyor. Günümüzde ortaya çıkan yeni nesil DNA ayrıştırma ve dizileme teknikleri sayesinde bu örnekleri tam olarak incelemek mümkün olmuş. Bu yeni teknikler iki milyon yıllık bir ekosistemi bile modellemeye olanak tanıyor.
O dönemde yaşanan küresel ısınma koşullarına, o dönemin canlılarının gen düzeyinde nasıl uyum sağladığını öğrenmek isteyen biliminsanları, bu konudaki tecrübelerin günümüzdeki canlıların genlerine aktarılıp aktarılamayacağını merak ediyor. Özellikle genetik mühendisliğin ortaya çıkardığı yeni olanaklar sayesinde Afrika ve Orta Doğu gibi kuraklıktan çok etkilenen coğrafyalarda bu keşfedilmiş canlıların genlerinin, günümüz canlılarına değişen iklim koşullarına uyum sağlamaları konusunda yardımcı olmasının yolları araştırılıyor.
Aynı zamanda, Grönland’da kullanılan ve sıradan sedimenlerden ortaya çıkarılan bu geniş analiz, Afrika’daki kil altlarında bulunan sedimenlere uygulanırsa insanlığın tarihi konusunda çok kıymetli bilgilerin elde edilebileceğinin altı çiziliyor.

Kaynak: ” Discovery of world’s oldest DNA breaks record by one million years ” EurekAlert!

Önceki İçerikGökyüzündeki gizemli parlak ışığın sırrı çözüldü: bize doğru bakan bir karadelik
Sonraki İçerikD vitamini beynin düzgün çalışmasına katkı sağlıyor