Ana Sayfa 226. Sayı Karanlık madde deney ve gözlemlerle değil yalnızca us ile kavranan ‘şey’dir!

Karanlık madde deney ve gözlemlerle değil yalnızca us ile kavranan ‘şey’dir!

78

Thing-in-Itself = Noumenon = Kendinde(n) şey = bizatihi şey = yalnız us ile kavranan şey. Bir nesne veya kavram, Kant’a göre, varlığı bilinebilir, ancak gözlem ve deneyle algılanamaz, usa vurma yoluyla herhangi bir özellik verilemez
Noumenon acaba Büyük Patlama yandaşlarının “karanlık madde” kavramına esin kaynağı mı oldu?
Karanlık madde şu şekilde tanımlanıyor: “Işıkla hiç etkileşmeyen bir tür özdeğin var olduğunu düşünelim. Diğer bir deyişle, bu tür özdek foton salmaz, foton soğurmaz ve fotonların saçılmasına neden olmaz. Bu tür özdeğe ‘baryonik olmayan karanlık özdek’ diyoruz” (D’Onofrio & Burigana, Questions of Modern Cosmology – Galileo’s Legacy, Springer – Verlag, Berlin, 2009).
Kant, Critique of Judgement adlı eserinde, algılamamızın ötesindeki doğanın nesnesiz durumuyla ilgilenirken, onun hakkında bir şey söylemek için onu teleolojik olarak tasarlamalıyız, savını ileri sürdü (Immanuel Kant, Critique of Judgment, trans. James Creed Meredith, Oxford: Oxford University Press, 1952, 50–54, 67–74, 77–86). Teleoloji, doğal süreçlerin tasarımlı veya amaçlı olduklarını savlayan bir doktrindir.
Ancak bilim bu görüşün çok ötesinde gelişmiştir, doğayı bazen teleolojik olarak sunarken daha çok mekanik, sistemik (dizgelerin kuramı) veya diyalektik terimlere başvurur (Systems theory often overlaps with dialectics; See Richard Lewontin and Richard Levins, Biology Under the Influence, New York: Monthly Review Press, 2007, 101–24).
“İlahiyatçıların eğitimli satıcısı” Kant, Büyük Patlama yanlısı evrenbilimcilere karanlık özdek sattı!
“Bir bütün olarak ele alındığında, ekonomi profesörleri kapitalist sınıfın eğitimli satıcılarından başka bir şey değildir; felsefe profesörleri de ilahiyatçıların eğitimli satıcılarıdır.” (V.I. Lenin, Materialism and Empirio Criticisms)
“Felsefe, sözcükten anladığım kadarıyla, teolojiyle bilim arasında bir şeydir. Teoloji gibi, konuya ilişkin hangi bilgilerin kesin olarak anlaşılamayacağına işaret eden spekülasyonlardan oluşur. Ancak, geleneksel yetke veya Allah tarafından verilen ilham yerine,  tıpkı bilim gibi, insan usuna başvurur. Tüm belirli bilgi -ileri sürmem gerektiği gibi- bilime aittir. Belirli bilginin ötesine giden tüm dogma teolojiye aittir. Teolojiyle bilim arası bölge çözümlenmemiştir ve hem teoloji hem de bilimin saldırısına açıktır; çözümlenmemiş olan bu bölge felsefedir.” (Bertrand Russell, A History of Western Philosophy, Simon & Schuster, NY, p. xiii, 1964)
Bilimsel materyalistler filozofların hem gücenmelerine hem de korkmalarına neden oldular. Örneğin Moleschott, tarihsel konularla ilgilenenlerin doğa bilimleriyle ilgilenenlerin yöntemlerini benimsemeleri durumunda çok güzel olacağını düşündü ve şunu dile getirdi:
“Ve aslında filozofların doğa bilimcilerine karşı oldukları görüşü ortadan kalkacaktır, çünkü ismine yakışır davranan herhangi bir felsefe, bilgi ağacının en iyi özsuyunu yalayıp yutar ve aynı örnekle o ağacın en olgun meyvesini üretir.”
(Moleschott geçmişteki ve yaşadığı dönemdeki felsefeler arasındaki farkı dile getirmiştir: Geçmiş dönem felsefeleri spekülatiftir, çağdaş felsefeyse, spekülasyondan uzak durup, gerçeklerden düşüncelere giden yöntemi genelleştirmeye çalışır. Çağdaş felsefe düşüncelerin gerçeklerden ortaya çıkacağı inancıyla çalışır, ancak gerçekleri üretmez. (Zur Feier der Wissenschaft, 1888, s.18; The Unity of Science, Popular Science Monthly, 1888, s.525)
Materyalistlerin, özellikle sözcüsü Büchner tarafından felsefeye olan saldırısı esas olarak Neo-Kant yandaşlarına yönelikti. Büchner’in eleştirileri, o dönemde Almanya’da “Kant’a geri dönüş” (Back to Kant) sloganıyla bilim kuramına kuşku duyan felsefe okuluna işaret ediyordu.
Materyalistleri Kant konusunda tedirgin eden şey, Kant’ın onlara verdiği etkisizlik duygusuydu. Königsberg filozofu Kant bilim insanlarının “kendinde şey dünyasını” (thing in itself = Noumenon = yalnız us ile kavranan şey) bilemeyeceklerini ve bilgiye ilişkin esas kaynağın duyular olmadığını ileri sürüyordu. Bilim insanları buna yanıt olarak bütün Kant-karşıtı çalışmaları gösteriyorlardı ve Kant’ın çalışmalarını kötü görüşler olarak değerlendiriyorlardı. Kant’ın Tanrı’yı, ruhu ve ölümsüzlüğü savunması Kant yandaşları tarafından kuramsal olarak gerekliydi, günlük yaşamda kaçınılmazdı ancak materyalist kurallar bağlamında çelişkiliydi. Kant, felsefi dizgesinde deneylere dayanmayan fikirleri koruduğu için bilgiye deneyler yoluyla ulaşılacağına inanan materyalistlerin gözünde arkadaş olamazdı.
Dahası, Kant’ın kategorileri net bir biçimde önseldi (a priori), insan usunda deneyim öncesi doğuştan ve kendiliğinden oluşmuştu. Büchner, gerçekleri dikkate almayan ve tanrı vergisi zekâ ürünü olan fikirleri sürekli savunduğu için Kant’ı kınıyordu. Nedensellik, uzay, zaman, sayı, vb. kavramların kaynağı usun yapısından değil, insanın evren konusundaki deneyimlerinden türetilmişti. Büchner, duyulara Kant tarafından leke sürüldüğünü söyledi.
Materyalistler Kant’ın felsefesini çekinceli buluyordu. Onlara göre Kant subjektif idealistti. Eğer Kant’a ve F. A. Lange’e göre görüngüsel ve duyularla algılanabilen dünyanın doğası doğruysa, “gerçek bilgi yok, nesnel gerçeklik yok, bilim yapmaya gerek yok ve biz tuhaf ve bilinmeyen bir dünyada uyurgezer veya hayallerle yaşayan kişileriz, bu dünyanın gerçek doğasını deneylerle asla öğrenemeyiz.” (Büchner, Im Dienst der Wahrheit, 1900, s.464-65).
Bilimsel materyalistlerin Kant karşıtı görüşleri “kendinde şey dünyası” (thing-in itself= yalnız us ile kavranan şey) bağlamında açıkça görülüyordu. Bilimsel materyalistler için gizemli, bilinemez olan “kendinde şey”, Kant’ın özünde spekülatif filozof olduğunun kanıtıydı. Tıpkı din adamları gibi, bilinemez olana ayrıcalıklı bir yer ayırıyordu. Büchner bu konuda şunu söyledi: “Cehaletin onanmaması, yalnızca bilgi bilimin gerçek amacıdır (Wissenschaft). Bu ‘Kant’a geri dönüş’ çağdaş felsefenin kendisini en acı biçimde lekelemesidir (testimonium paupertatis)”.
Kant, “kendinde şey”in ne olduğunu bilmemiş olabilir, ancak bilimsel materyalistler böylesi bir kuramsal kısıtlamanın olmayacağını duyumsadılar. Czolbe ve Moleschott Kant’ın metafiziği sonlandırmadığını ve “kendinde şey”in bilinebileceğini açıkça belirttiler. Büchner, gerçek bağlamındaki işlevsel, yararlı ölçütü savundu. ‘Kendinde şey’lerin bilinemez kategorileri olsa da çok ilgi çekici olmayacaklardır, çünkü bilinemez oldukları için herhangi bir bilim dalının temelini asla oluşturamazlar. Büchner, “Gerçek, insanlığa hizmet etme konusunda asla başarısız olmadı” saptamasında bulundu.
(Kaynak: Frederick Gregory, Scientific Materialism in Ninteenth Century Germany, D. Reidel Publishing Company/Dordrecht-Holland/Boston-U.S.A., 1977.)

Önceki İçerikİdeal cumhuriyet
Sonraki İçerikHangi şeriat?