Ana Sayfa Bilim Gündemi Din ve dünya görüşü

Din ve dünya görüşü

292

Hüseyin Karakuş

Tanrının varlığına inanıyorsanız, içinde yaşadığımız dünyayı iki türlü algılayabilirsiniz.

İlki şöyle olabilir:

“Evreni ve dünyadaki tüm varlıkları yaratan Tanrı, biz insanlara dünyayı ve Tanrı’yı idrak etmemizi sağlayacak akıl ve zihin vermiştir. Bu akıl ve zihinle, Tanrıyı biliriz ve bize verdiği nimetlerden dolayı ona şükrederiz. Elbette bize sunulan nimetler, cansızsa müsrifçe harcamamızı, canlıysa eza çektirmemizi gerektirmez. Bu dünyada yaptığımız her amelin öbür dünyada hesabını vereceğiz.

İkincisi şöyle olabilir:

“Cenneti de cehennemi de bu dünyada yaşıyoruz. Dünyada gördüğümüz biz dahil canlı cansız her şey, Tanrı’nın bir parçası, bir görüntüsüdür. Tanrı’nın her bir parçasına ne kadar sevgiyle davranırsak, o kadar Tanrı’ya yakın oluruz. Bedenimiz toprak olduğunda, ruhumuz huzur bulur. Bundan büyük ibadet olamaz.”

Dikkat ettiyseniz, her iki görüş arasında temel ayrım noktaları, öbür dünyanın varlığı-yokluğu ve Tanrı’nın ne olduğudur.

Birinci görüşte, dünyanın dışında, dünyayı gözleyen bir Tanrı vardır. Tanrı’nın yanında da, insanları, iman ve amellerine göre yargılayıp, cennete veya cehenneme koyacağı bir öbür dünya vardır. İnsanlar, bu dünyada iman ve amelleri ile öbür dünyada cennetlik olmak için çabalarlar. Tanrı ve dünya ayrı oluşumlar olarak görüldüğünden, bu dünya görüşüne, felsefede ikilik yani düalizm denir.

İkinci görüşte Tanrı dünyanın dışında değil dünya ile özdeştir. Bu nedenle ikinci görüşe teklik yani monizm denir. Monizmde Tanrı ile dünya özdeştir ama aynı şey değildir. Örneğin beden olarak insanı oluşturan atom, bileşik, hücre, doku ve sistemleri bir araya getirirseniz ortaya insan değil, insan bedeni olarak ceset çıkar. Varlıkların birliğinden dünyanın oluşması gibi.

İnsan cesedini elektroşok ile canlandırırsanız, insan bedeni artık ceset değil insandır. İnsan bedeni canlanarak, parçaların toplamından farklı bir şey olmuştur. Tanrı da parçaların toplamı olan dünyadan farklı bir şeydir.

Felsefede bu farklı şeye töz denir. Monizmde de düalizmde de tanrı tözdür.

Şimdi tanrı inancına geri dönelim. Üç büyük semavi dinde yani Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’te tanrı inancı iki bölümden oluşur. İman ve amel. İmanın birinci kuralı Tanrı’nın varlığına ve birliğine inanmaktır. Bu, her iki dünya görüşünde de aynıdır.

İnancın diğer bölümü olan amel ikiye ayrılır. İbadet ve ahlak. İbadet ve ahlak birbiriyle uyumlu olarak imana hizmet eder. İbadetle ahlak birlikte ele alınmalıdır. Aralarındaki bütünlük koptuğunda, iman gerçekliğini kaybeder.

İnancın amel kısmında yani ibadet ve ahlakta iki dünya görüşü birbirinden ayrılır.

Düalizmde ibadette bireysel kurtuluş çabası ön plandadır. Kişi, ibadetiyle Tanrı’ya “Sana inanıyorum, güveniyorum, senin istediklerini yapıyorum, senin yolundan gidiyorum, beni gör, duy” diye sürekli yalvarır. Örneğin Sünni İslam’da ibadet için namaz kılınır, dua edilir, hacca gidilir, zekat verilir, oruç tutulur. Bunlar ibadetin eda biçimleridir. Bu edaların ahlaki değer ve normlarla doğrudan bir ilintisi yoktur. Yalan söylememeyi, iftira atmamayı, hak yememeyi, hırsızlık yapmamayı, cinsel tacizde bulunmamayı ibadetle bütünleştirmek ayrı bir çaba gerektirir.

Semavi dinlerdeki ibadette, edaya özel vurgu ve ibadetin imanda ön plana çıkması ahlak ibadet kopukluğuna neden olmaktadır. Bu kopukluğu Bilim ve Gelecek 233. sayıda “İbadet mi Ahlak mı?” adlı yazımda incelemiştim.

Monizmde kendini doğanın ve Tanrı’nın bir parçası gören insan da ibadetiyle “Sana inanıyorum, güveniyorum, senin istediklerini yapıyorum, senin yolundan gidiyorum, beni gör, duy” demek ister ama bunu yalvararak değil çevresine gösterdiği sevgi ve saygı ile, yaşayarak yapar.

Ayrılık ibadet kavramında değil edasındadır. Düalizmde kişi bunu yaşantısının içine yerleştirdiği ek görev olarak yapar. Monizmde ise yaşantısını ibadete dönüştürerek yapar. Monizmde kişinin sevap toplama, cenneti hak etme anlamında bir gayreti yoktur. Doğadaki her varlığa öncelikle zarar vermeme sonra katkıda bulunma çabası ibadetin ve aynı zamanda ahlakın ta kendisidir. Monizmde kişi ibadet ve ahlak kopukluğunu yaşayamaz.

Düalizmin felsefi önderi Descartes, monizmin felsefi önderi Spinoza’dır. Yeni yazıda bilgi felsefesi anlamında bu iki dünya görüşünü inceleriz.

 

Önceki İçerikAKP anayasası ve zorba-çorba diyalektiği
Sonraki İçerik‘Hayvanlar’!