Ana Sayfa Bilim Gündemi AKP anayasası ve zorba-çorba diyalektiği

AKP anayasası ve zorba-çorba diyalektiği

221

Ender Helvacıoğlu

AKP iktidarı, laikliğin ve kadın haklarının törpülendiği, değiştirilemez denilen maddelerin tartışılmasının yolunun açıldığı, Erdoğan’ın ömür boyu başkanlık yapmasını sağlayacak yeni bir anayasa yapabilir mi?

Yapabileceklerini düşünüyorlar. En azından deneyecekler. Adım adım (seçimler yoluyla) bir karşı-devrim gerçekleştirmiş, rejimi değiştirmiş, toplumsal, hatta demografik yapıyla da oynamış (oynamaya da devam eden) bir partidir AKP ve bu fiili durumun adını da koymak istiyorlar.

Her zamanki gibi gerçek hedeflerini bulanıklaştırarak, muhalif kesimlere küçük tavizler vererek, “darbe anayasasının değiştirileceği” propagandasıyla bazı sol kesimleri dahi avlamaya çalışarak (yeni “yetmez ama evetçiler” bulamayacaklarını kesinkes söyleyemiyoruz doğrusu) bu yolu zorlayacaklar.

Zorlasınlar! Çünkü bunu ancak “zorla” yapabilirler.

Ama “zor” dediğimiz araç çok boyutludur, çok bileşenlidir; hiçbir zaman “çıplak zor”dan ibaret değildir; tarihsel, toplumsal ve sosyoekonomik bir kavramdır. Kendi başına belirleyici bir araç değildir “zor”; başka bileşenler tarafından belirlenir ve sınırlanır. O sınırlara gelip dayandığında “zor”, zorlanmaya başlar.

Bu, tıpkı insan-doğa ilişkisine (çelişkisine) benzer. İnsan, bilimsel devrimlerle ve geliştirdiği teknolojilerle doğaya egemen olduğunu sanır. Oysa bilimsel devrimler insana sınırlarının ne kadar geniş olduğunu gösterdiği gibi sınırlarını da gösterir. Doğaya egemen olunamaz, doğaya uyulabilir ancak; insan doğaüstü bir varlık değildir, hiçbir şey doğaüstü olamaz. İşte “zor” da böyledir; sosyoekonomik koşullar tarafından sınırlanır.

“Zor”, her şeyi zorla yapabileceklerini sanan zorba iktidarların düştüğü tuzaktır.

AKP’nin politika-yapıcılarına üç kitap önereceğim.

İlki, mutlaka okumuş olduklarını düşündüğüm Machiavelli’in Prens’i. Ama o kitabı Prens (“Reis” de diyebiliriz) açısından okumasınlar, çok yanıltıcı olur. Machiavelli eseri boyunca “zor”un sınırlarını anlatmış ve uyarmıştır bilumum hükümdarları (aslında halkları).

İkincisi, Antik Çinli bilge Lao Tse’nın Tao Te Ching (Yol ve Erdem Kitabı) adlı eseri. 2500 yıl öncesinden şöyle seslenmiş Lao Tse:

En yüksekte olan tümüyle bilinmez altta

Sonra gelir saygı sevgi

Sonra korku

Sonra nefret…

Ben bir satır daha ekleyeyim, Usta’nın engin hoşgörüsüne sığınarak: “Sonra isyan…

Üçüncü kitap ise, Friedrich Engels’in Tarihte Zorun Rolü adlı eseri. Engels, “zor”un sınırlarını vurgulayarak, dönemin “soytarısı” Dühring’i kum torbası olarak kullanıp bütün zorbaları uyarır:

“Geçmişte ne zaman siyasal güç, ekonomik gelişme ile çatıştıysa, çatışma her zaman siyasal gücün devrilmesiyle sonuçlanmıştır; ekonomik gelişme, amansız ve istisnasız bir biçimde ezip geçmiştir.”

Tarih, nice “zorba”nın bir anda -halkın afiyetle içtiği- “çorba”ya dönüşüverdiğinin örnekleriyle doludur. Zorba-çorba diyalektiğidir bu.

Zorlasın AKP… Ama bilsin ki 200 yıllık modernite tarihimizi zorluyor. 1908 Devrimini zorluyor, Bağımsızlık Savaşını zorluyor, cumhuriyet devrimlerini zorluyor, Mustafa Kemal Atatürk’ü zorluyor, bu coğrafyanın halkının kodlarını, varlık şartlarını zorluyor, 100 yıllık kazanımlarını zorluyor, bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlık yüzünü zorluyor… Dahası Türkiye’nin geleceğini zorluyor.

AKP’nin, Hitler’e, Mussolini’ye, Franco’ya, Kenan Evren’e göre bir dezavantajı var. Toplumun en az yarısını, ne yaptıysa da ikna edemedi. Yani toplumun en az yarısıyla didişen bir anayasa yapmak zorunda. Böyle bir “zorlama” çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Seçimlerle kazanıldığı sanılan meşruiyet, toplumun gerçeklerine toslayabilir.

İlle de zorlamak istiyorsa zorlasın. Zorlasın da görsün…

Ama biz de zorlanacağız elbette. Şimdiye kadar anlamış olmamız lazım; öyle tarihe yaslanmak, sığınmak yetmez.

Tarihsiz muharebe kazanılamaz. Ama salt tarihle de muharebe kazanılamaz. Tarih, nostalji ile yetinenlerin değil, geleceğe uzanmak isteyenlerin elinde bir silaha dönüşebilir ancak.

Tarihimiz var, elde var bir. Bize artık bir “zor” lazım.

Biraz “zor”lanmamız lazım.

Önceki İçerikBilim ve Gelecek Ekim sayısı çıktı!
Sonraki İçerikDin ve dünya görüşü