Ana Sayfa 237. Sayı Biriktirilenler ve hatırlananlar

Biriktirilenler ve hatırlananlar

62

Anıl Ceren Altunkanat

Ne zaman yaşamımızı, yuvamızı yeniden kurma ihtiyacı duyarız? Duvarlar bizi boğduğunda, dört duvarı yuva kılan insanlar yabancıya döndüğünde mi? Yabancılaşma korkusu yüreği sardığında mı? Bir şeyin yetmediğini hissettiğimizde mi? Yoksa yetmediğimizi hissettiğimizde mi? Sıradan yaşamımız bizi boğacak kadar anlamını yitirdiğinde belki. Umut heybesi boşaldığında, beklentiler kurumuş ekmek kırıntıları gibi, sadece bezginlik verdiğinde. Bir şeyin kesinkes bittiğini, bir daha soluğuna can gelmeyeceğini anladığımızda.

Peki, kolay mı yeniden kurmak bir yaşamı? Yeni bir yeri yuva bellemek kolay mı? Geçmişin yükü ve yaralarıyla yeni insanlar edinmek? Yeni insanlarla yeni bir benlik yeşertmek? Ya da belki doğrusu önce insanın yeni yaşamı için kendinde yeni bir benlik uyandırması, yeni bir çehreye bürünmesidir; gerisi gelir. Başka manzaralar, başka duvarlar, başka insanlar… ama yine de, kolay mı?

Judith Hermann’ın romanı, Yuva’da kırklarının sonunda bir kadının yeni bir yaşam, yeni bir yuva kurmasına tanık oluyoruz. İddiasızca girişiyor buna, coşkulardan ve hedeflerden uzak. Yapacak başka bir şey kalmamış gibi, sıradan hayatın sıradan bir uzantısı gibi. Zorunluluk adeta; bir hastane odasına yatar gibi, bir cenazeye katılır gibi, yeni bir güne gönülsüzce gülümser gibi.

Yeni yuvasını kurarken, yeni ilişkilerini el yordamıyla örerken geçmişi de hep oradadır; uzaklara giden kızı Ann, kızının gidişiyle sonlanan ama belki de kopuşun çok önceleri başladığı evliliği, Otis. Hemen her şeyi Otis’e anlatma ihtiyacı duyar, günlüğe içini döker gibi yazar Otis’e.

“Birçok şeyden pişmanım ve eminim, sen hiçbir şeyden pişman değilsindir ama belki de yanılıyorumdur. Yaz bana. Ne okuduğunu, ne bulduğunu, neyi elden çıkardığını, neyi elde tuttuğunu anlat, yalnızım ve seni çok özlüyorum.”

Bir istifçidir Otis, toplar, onarır ve biriktirir. Dünyanın sonu için, herhangi bir şeye ihtiyaç duyacak herhangi biri için. Ama hepimiz gibi, en çok kendi için.

“Otis görünüşte değersiz şeyleri toplar. Ya da tam aksi – bir değeri olan ve değerini aniden kaybeden şeyleri. Değersizleşenleri.”

Belki evlilikleri de bu yüzden bitmiştir; anlatıcı, kızlarının gidişinin ardından biriktirilenlere, o büyük koleksiyona koyulacak bir parça olmaktan korkmuştur. Değersizleşmekten korkmuştur. O koleksiyonun içinde günden güne yaşlanırken hayatın akıp gitmesinden korkmuştur belki.

“Elinde neler olduğunu tam olarak biliyor. Ondan bir fener iste, biraz zaman alır, sonra bir fenerin olur. (…) Otis’te bunların hepsi var, sana verir. Yine de ben koleksiyonunun acıyla dolu olduğunu, hayatın onun yanından geçip gittiğini düşünüyorum.”

Ve yeni yuva, yeni insanlar. Geçmişin yüküyle, yaşın getirdiği bezginlik, ihtiyat ve belki de kabullenişle sakin; bir yerlerden eksilmiş, bir yerlerden dolup taşmış… Umudun içinde beklentisiz, beklentisinde ısrardan uzak… Yaşamı daha iyi anlamış, kaybettiklerini sindirmiş, acısını taşımayı bilen bir sessizlikle; suskunluğa gömülmeden sözünü söyleyen bir sessizlikle. Kabullenişle huzur bulan bir sessizlikle.

“Olduğumdan farklı biri olabileceğimi düşünüyorum. Her sabah kahvaltıda üç katı yumurta yiyen, bir yandan kötü haberlerin yer almadığı bir gazeteyi okuyan biri olabilirdim, sonra kim olmak istediğime, kim olabileceğime karar verebileceğime hâlâ inanıyor olmama şaşırıyorum.”

Anıl Alacaoğlu’nun başarılı çevirisiyle okuduğumuz Yuva, sözcüklerini ve sessizliğini yerine kullanan, betimlerle okuru yormadan kendini anlatan bir roman. Sade bir dille en karmaşık duyguları, birbirine girmiş ilişki yığınlarını anlatmayı başarıyor. Anlatıcının tarafsızlığı okura geniş bir yorum alanı açıyor; bu romanın daha da derinlik kazanmasını sağlıyor.

***

“Geçen yılların içinde pek çok eşsiz anı da saklı tabii. O an parkta yediden yetmişe herkes, bir kez daha hatırlamanın ne muhteşem bir şey olduğunu hissediyor… ve unutmamanın ne kadar değerli olduğunu.”

Hatırlamak İçin Güzel Bir Gün geçmişi şimdiye bağlayan ve geleceğe akan hikâyelerden söz ediyor. Hatırlamanın, anmanın ve değerini bilmenin öne çıktığı hikâyeler bunlar. İnsanları birbirine bağlayan, ortak yaşamı değerli kılan; en önemlisi bu bağın ve ortaklığın sürmesini sağlayan hikâyeler. 17 Ağustos depreminin, toplumun mültecilere yönelik önyargılarının kendine yer bulduğu bu geçmiş hikâyeleri Güneş’in ve babasının kendi hikâyeleri için bir zemin oluşturmasını sağlıyor. Parkta geçirdikleri o kamp gecesi sadece eğlenceli bir macera değil, bir araya gelen insanların geçmişi ve yitirilenleri andıkları, geleceğe armağan ettikleri yeni bir hikâyeye dönüyor; hatırlamak için…

Ömer Açık’ın şiirli bir dille, insanın kalbini okşar gibi yazdığı kitabı Eylem Koçyiğit zarafetle resimlemiş. Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan Hatırlamak İçin Güzel Bir Gün çocuklar kadar biz geç büyüyen çocuklara da hitap ediyor.

Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

Yuva, Judith Hermann, çeviren Anıl Alacaoğlu, Sia Kitap, s. 150.
Hatırlamak İçin Güzel Bir Gün, Ömer Açık, resimleyen Eylem Koçyiğit, Günışığı Kitaplığı, s. 67.

Önceki İçerikAuschwitz tarihi: bir facianın anatomisi
Sonraki İçerikKitapçı Rafı