Ana Sayfa 240. Sayı Lanetli çocukları da seviniz

Lanetli çocukları da seviniz

29

Anıl Ceren Altunkanat

Bu ay size Jessica Townsend’in Morrigan Crow serisinden söz etmek istiyorum. Üç kitaptan oluşan seri Domingo etiketiyle karşımızda; ilk iki kitabın çevirisi Emre Gözgü’ye ait, üçüncü kitabı çeviren ise Cenk Pamay (bu kitapta editörlüğü Emre Gözgü üstlenmiş; Cenk ve Emre beyler akışta, dilde hiçbir kopukluk olmadan seriyi büyük bir yaratıcılıkla gibi çevirmiş.)

Serinin ilk kitabında, Morrigan Crow’la ve bu küçük kızın hayatına damgasını vuran lanetle tanışıyoruz. Bu bizim gündelik hayatta dilimize pelesenk ettiğimiz lanetlerden değil; gerçek olamayacak kadar gerçek bir lanet. Komşunun reçelleri mi bozuldu, suçlusu Morrigan Crow. Kasabanın diğer ucunda yaşayan adam düşüp bacağını mı kırdı; ah be Morrigan. Bu kadar da değil, bu lanet onu on bir yaşına bastığında öldürecek (sanki bölge halkı ve hatta ailesi bununla teselli buluyor ama neyse), çünkü lanetli çocuklar on iki yaşını göremez. Morrigan bunca lanet insanın içinde kaderini kabullenmiş, yalnızlığını sırtlanmış bir kız çocuğu. Evet, elbette çok zor. Ama kaçınılmaz.

Yoksa değil mi? Belki Morrigan Crow’un çevresinde lanet olarak görülen bir lütuftur, olamaz mı? Kendimize yamadığımız, benliğimizin kaçınılmaz laneti sandığımız çok şey, yeri gelir, hayatın bir armağanına dönüşür, yalan mı? Tutmaz sandığınız uzuvla sarılırsınız yaşama. En derindeki yangından doğar iç denizler. Çorak sandığınız kalp toprağı belki de sadece doğum sancısı çekiyordur. (Bir de hep “Yapamazsın,” derler ve onlara inat, yapamazsınız ama buna şimdi değinmek istemiyorum.)

Morrigan’ın lanetli hayatı kızıl saçları kızıl sakallarına karışmış bir şövalyenin çıkagelmesiyle değişir. Ama o kadar da kolaylaşmaz. Eh, hayatın hediyelerini hak etmek gerekir, değil mi? Nevermore/Morrigan Crow’un Büyük Sınavı’nda bir şeyi hak etmenin, dahası bir şeyi hak ettiğine inanmanın büyük sınavına tanık oluruz. Benim boyundan büyük sözlerime kanmayın, hikâyenin aslı çok daha keyifli. Nevermore her şeyden çok bir özlemin; aileye, dosta, kabul edilmeye duyulan büyük özlemin kitabı. Eğlenceli bir dille akan ama derdi usulca kalbe de sızan bir kitap.

Serinin ikinci kitabı Wundersmith/Morrigan Crow’un Gerçek Kimliği adında; ilk kitabın heyecanı ve keyfi bu hikâyede daha da artıyor. Artık karakterleri tanıyoruz, hayatımızdan biriymiş gibi tepkilerini tahmin edebiliyoruz? Öyle mi? Pek değil, kim kimin tepkisini tahmin edebilir ki? Hele de büyülü bir dünyada. Hele de insan kendisinin bile kim olduğunu bilemezken. Hele de (bir kez daha) persona non grata ilan edilmişken. Bir lanetten kaçıp bir başkasına yakalanan Morrigan’ın işi kolay değil. Ama hangimizin işi kolay ki? Bu kitapta Townsend’in yarattığı dünya kitabın sınırlarının aşıp iyiden iyiye okura sirayet ediyor; bunu büyük sözlere soyunmadan, kendince fısıltılarla başarması ise bence çok kıymetli. Wundersmith’te sık sık ilk kitaba döndüm çünkü Morrigan’ın yaşını yanlış hatırladığıma emindim, bu kız yaşıtım olmalıydı. Oysa doğru hatırlıyormuşum, elbette yaşıtım değilmiş. (Evet evet, ben ondan hayli yaşlıymışım, şimdi mutlu oldunuz mu?)

Serinin üçüncü kitabı Ruhkoparan/Morrigan Crow’un Peşinde. Bence Ruhkoparan başlığı bile çevirinin (ve tabii editoryal çalışmanın) yaratıcı gücünü göstermeye yetiyor. Meslektaşlarımın eline sağlık, tebrik ederim.

Morrigan Crow’un hayatı elbette bu hikâyede de kolaylaşmıyor. Ama artık kız ve erkek kardeşleri var, kendine güvenmese de mangal gibi bir yüreği ve onu çok seven dostları var. Ama dostlarının ruhunu koparan bir hastalık patlak verince Morrigan’ın en büyük tehlikeyi göze alması, asla girmem dediği sulara dalması gerekecek. Hep böyle olmaz mı? En büyük korkumuzla sınanırız, kaçındığımız ne varsa kucağına düşeriz. Ve orada, o kanımızı donduran korkunun, kaçtığımız uçurumun dibinde huzur buluruz. Sebepleri: 1. En kötüsü olmuştur işte, bundan öte ne olsun ki? 2. En kötüsü dediğimiz de o kadar kötü çıkmamıştır aslında; bir kâbusun korkusuyla cebelleşmek kanlı canlı bir zorlukla baş etmekten hep daha sancılıdır. Bize işkence eden yaşadıklarımız ya da bize yapılanlar değil, özbeöz zihnimizdir. Geçmiş olsun.

Ne yalan söyleyeyim, Ruhkoparan beni kendimle ilgili farklı bir yerlere götürdü, kimi gözlerim doldu, kimi kalbim öfkeyle kabardı. İyi bir yazarın başarısı bu: Keyifli, son derece sürükleyici bir hikâye anlatırken beklemediğiniz bir yere dokunuveriyor. Okşar gibi, uyandırır gibi. Satırlarda çocukluğunuzu buluyorsunuz; kaybolduğunu sandığınız hikâye ansızın dilleniyor, diriliyor. Sızlıyor biraz ama belki doğum sancısı bu. Belki çiçeklenen bir bahçenin toprağı zorlayışı.

Belki güzel bir hikâyenin büyülü sözcükleri. Ve bu yeterli. Kim bilir?

Her sayfası esin dolu bir ay dilerim.

Nevermore/Morrigan Crow’un Büyük Sınavı, Jessica Townsend, çeviren Emre Gözgü, Domingo

-Wundersmith/Morrigan Crow’un Gerçek Kimliği, Jessica Townsend, çeviren Emre Gözgü, Domingo

-Ruhkoparan/Morrigan Crow’un Peşinde, Jessica Townsend, çeviren Cenk Pamay, Domingo

Önceki İçerikZan meselesinin düşündürdükleri
Sonraki İçerikKitapçı Rafı