Ana Sayfa Bilim Gündemi Zan meselesinin düşündürdükleri

Zan meselesinin düşündürdükleri

1614

Ender Helvacıoğlu

Türkiye sosyalistleri çok uzun yıllardır, hatta bazı kısa dönemler hariç tarihleri boyunca, ülkenin siyaset sahnesinin dışında kaldılar. Bu durumun -bu kısa yazıda tartışamayacağımız- pek çok nedeni vardır ama esas nedenin egemen sistem tarafından zor kullanılarak sahnenin dışına sürülmeleri ve toplum sözleşmesinin dışında tutulmaları olduğunu belirtmek gerekir.

Ama egemen sistemin işi zaten budur; devrimci örgütlerin politika yapmasını ve toplumla bütünleşmesini engellemek… Sosyalistler açısından sorun, bu olumsuz durumun kabullenilmesi, neredeyse içselleştirilmesi, hatta kabulün teorisinin yapılmasıdır.

Sosyalistler -sistemin pek dokunmadığı- kendi steril (yabancı terim kullanmayı pek sevmem ama bu sözcük demek istediğimi çok iyi anlatıyor. İki anlamı var: 1) kısır, verimsiz; 2) mikroptan arındırılmış.) alanlarında, çoğunlukla kendilerine benzer kişilerle haşır neşir olarak politika yapmaya çalışıyorlar. Giderek toplumun, sıradan emekçilerin anlamadığı, daha doğrusu ilgilenmediği bir iç jargon da geliştiriyorlar. Gerçek dünya ile fazlaca ilişkisi olmayan kendi dar dünyalarında, temiz kalarak, hata yapmayarak (daha doğrusu hata bile yapamayarak) mutlu-mesut yaşıyorlar. Ülke ve toplum ne kadar olumsuz yönlere gitse de, bu dar dünyanın kendinden menkul başarı çıtalarını benimseyerek kendilerini başarılı da buluyorlar. Toplum ile ilişkileri sadece dışardan salvolar yöneltme ve çağrılar yapma (devrimci ol, boyun eğme, mücadele et, örgütlen vb.) düzeyinde kalıyor. Toplumun maddesiyle ilişkili değiller ve -aksini iddia etseler de- bu durumu bir karakter haline getiriyorlar. Örneğin sosyalistliği, komünistliği, örgütlülüğü, partililiği sadece kendilerinin ulaşabildiği bir ahlaki kimlik olarak algılıyorlar ve dönüştürmeyi “dışardan bilinç vermeye” indirgiyorlar. Örneğin gerçek dünyaya ait bir zemin olan seçimlere giriyorlar, ama aldıkları oyu da gerçek dünyanın ölçütlerine göre değil kendi dar dünyalarının ölçütleriyle değerlendiriyorlar (“örgütlü oyumuzu aldık”, “bizim oyla işimiz olmaz” vb.).

Oysa en temel mesele bu olumsuz durumu cesaretle ve radikal bir biçimde değiştirmektir. Sosyalistler ne yapıp edip bir çıkış yolu bulmak, bunun yöntem ve araçlarını geliştirmek ve ülke siyaset sahnesine giriş yapmak zorundalar. Böylesi bir çaba ister istemez kirlenmeyi ve bolca hata yapmayı da getirebilir. Ana rahminden çıkmış bebeğin, ilk yıllarında virüslerle tanışması ve sık sık hastalanması gibi… Ama bağışıklık da başka türlü kazanılmıyor. Deneyimlerimiz, yaptığımız hatalardan çıkardığımız derslerin toplamıdır. Hata yapmayan deneyim sahibi de olamaz. Yeter ki ders çıkarma mekanizmalarımız dumura uğramasın.

***

Son yıllarda sosyalist kesimden bu yönde bir çıkış yapma ve ülke siyaset sahnesine giriş atılımı Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) geldi ve ciddi bir başarı da kazanıldı. Son seçimlerde bazı yörelerde kitlesel oy alındı ve dört vekil çıkarıldı; bir milyon kişi sosyalistlere oy verdi. Bu, sadece TİP’in değil, tüm sosyalistlerin, hepimizin başarısıdır. Örneğin Kadıköy’de oldukça popüler bir figürü, Maçoğlu’nu aday gösteren ve seçimlere iddialı giren TKP hangi oylara taliptir? En başta on ay önceki seçimde TİP’in bu bölgede aldığı yüzde 10 kitlesel oya değil mi? Sosyalistlere oy vermiş kitlelere değil mi? TİP’in yarattığı havuz TKP’nin de -hazır- havuzudur (umarım daha da genişletilir).

Başarılı bir çıkışı gerçekleştiren TİP, doğal olarak hatalar da yapacak, yapıyor. Gerçek dünya hiç de steril değil, virüs kaynıyor, hele son 20 yıldır yaşanan tahribat göz önüne alınırsa… İster istemez virüslerle karşılaşılacak, hasta olunacak, bağışıklık geliştirmek zorunda kalınacak. Güncel örnek Hatay’daki Gökhan Zan meselesi. TİP’in Zan’ı aday göstermesinin pek düşünülmeden atılmış yanlış bir adım olduğu ortaya çıktı (pek önemi yok ama, ben de bu adaylığı olumlamıştım; hatanın kendi payıma düşen kısmını da üstleneyim). Ama bu toplum Zan’larla dolu. Toplumu dönüştürmek istiyorsak Zan’larla karşı karşıya geleceğiz; onları dönüştürmek için mücadele edeceğiz. Onların bizi dönüştürmesine müsaade etmeyeceğiz, biz onları dönüştüreceğiz. Gerçek dünyadaki sınıf mücadelesi böyle zorlu bir şey.

Sadece iktidar çevreleri yozlaşsa sorun değil, bildik bir şeydir. Ama özellikle son 20 yılda halk da emekçi de yozlaştı; insanımız da kirlendi. Köleleştirildi, ümmetleştirildi, dilencileştirildi, zavallılaştırıldı, arsızlaştırıldı… Çünkü felaketlerle, açlıkla, çocuklarının rızkıyla sınava çekildi, çekiliyor. Bu, tuzu kuru steril dünyaların fark edemediği bir olgu. Ama gerçek dünyaya girildiğinde kendimiz gibi steril insanlarla değil bu insanlarla karşı karşıya geleceğiz. Gerçek devrimcilik bu insanları kendi pratikleri içinde dönüştürmektir. Zor iştir. İşte TİP bu işe kalkıştı. Henüz yolun başındadır. Doğal olarak kirlenecektir; önemli olan temizlenme mekanizmalarını diri tutmaktır. Ve bu noktada tüm sosyalistler, bu çaba içinde olanlara kredi açmalı ve destek vermelidir; hem katkılarıyla hem de yapıcı eleştirileriyle.

Gökhan Zan olayı gösterdi ki, sosyalistler gerçek dünyadaki ölçütlerini tartışmalı ve geliştirmeliler. Seçimlere giriliyorsa elbette halka mal olmuş popüler adaylar aranacak; bu noktada bir hata yok. Ama toplumcu, halkçı olmak, halkın taleplerini önde tutmak, emekçi değerlerine sahip olmak gibi ölçütler gözetilmeli. Popülerlik ile toplumculuğun sentezi aranmalı. Bulunabilir; bu halk o kadar da yozlaşmadı.

Son bir noktayı vurgulamadan edemeyeceğim: Bazı sosyalist arkadaşların TİP’in bu başarılı çıkışını hazmedemediklerini ve paçasından tutup aşağıya çekme çabası içinde olduklarını görüyorum. Israrla açık arıyorlar ve bulduklarında yıkıcı eleştiriler getiriyorlar. TİP tökezlese, başarısız olsa, yeniden o dar steril dünyaya dönse sevinecek gibiler. Böyle bir durumun bütün olarak sosyalistlerin başarısızlığı anlamına geleceğini kavrayamıyorlar.

Oysa TİP’in siyaset sahnesine giriş yöntemi beğenilmiyor ve hatalı bulunuyorsa, yapılması gereken, siyasete girişin daha doğru yöntemlerini pratikte (vurguluyorum: pratikte) göstermektir. Ötesi, ringe çıkıp dövüşen, bolca yumruk da yiyen boksöre tribünden laf atmaktan ibaret kalır.

Önceki İçerikTartışmalar tartışarak kazanılmaz
Sonraki İçerikLanetli çocukları da seviniz