Ana sayfa 1. Sayı “Bilim ve Gelecek” çıkarken

“Bilim ve Gelecek” çıkarken

111
PAYLAŞ

Okuyacağınız metin, Bilim ve Gelecek dergisinin çıkış yazısıdır. Dergimizin kulvarının çerçevesini, temel yönelimlerini, ortak paydalarımızı ve geleceğe ilişkin yapacağımız tartışmaların genel içeriğini belirliyor. Bu metin, çok sayıda Bilim ve Gelecek yazarının, okurunun ve dostlarının eleştiri ve önerileri alınarak hazırlanmıştır.

Bu, hem eski bir dergidir hem de yeni. Eski bir dergidir; çünkü başı çeken ekip, Bilim ve Ütopya‘yı yaratmış ve 10 yıl süreyle bu dergiyi çıkarmıştır. Bu deneyimin oluşturduğu birikime sahibiz; köklerimiz derindedir.

Öte yandan yeni bir dergidir; çünkü var olan birikimini aşmayı hedeflemektedir. Kendi yarattığımız güçlü ve gür bir ırmaktan geliyoruz, ama işte şimdi okyanuslara açılmanın eşiğindeyiz. Okyanusları da, geçmiştekini aşan bir coşku ve kararlılıkla yaratacağız.

Yol göstericimiz bilim
Ortak paydamız, yaşamdaki yol göstericimizin bilim olmasıdır. Bilimin süzgecinden geçmeyecek, bilimsel yöntemlerle ele alınmayacak tek bir olgu ve süreç tanımıyoruz. “Doğaüstü”, “fizikötesi” gibi kavramlar yabancıdır bize; her türlü safsatanın, hurafenin, bilimdışı anlayışın ve şarlatanlığın karşısındayız. Bilimsel düşüncedir bayrağımız. Esinimizi gaipten ve göklerden değil, yaşamdan alırız; evreni, doğayı, toplumu ve insanı anlamaktır amacımız. Bize bir kitap, üç kitap yetmez; her an çoğalmakta ve yenilenmektedir kitaplığımız. Ateşi sürekli yeniden keşfedenlerin, meraklıların dergisiyiz. Bizi birleştiren bakış açısı budur ve insanlığın büyük özverilerle yarattığı Aydınlanma birikiminden güç almaktadır.

Gerçek aşkı
Bilim, gelişmeye açık ve sürekli kendini yenileyen bir etkinliktir. Dokunulmaz tabular, her türlü dogma bize yabancıdır. Bilim, bilinenler dünyası ile bilinmeyenler dünyasının sınırında yapılır. Önümüzde keşfedilmeyi bekleyen koskoca bir evren ve sonsuz bir değişim var; henüz pek bir şey bilmediğimizin bilincindeyiz. Bizim mutlak gerçeklerimiz yok, Herakleitos’un ırmağına girdik, akan gerçeğin peşindeyiz. Gerçeğe aşığız. Bilinenler dünyası özenle koruduğumuz mirasımızdır, ama biz bilinmeyenler dünyasının doymak bilmez avcılarıyız. Gerçeğin coşkulu avcılarıyız.

Topluma bilim
Bilgi insanlığın malıdır, insanın değil. Çoğu “bilgili” bunu bilmez. Sanırlar ki, kendileri keşfetmişlerdir gerçeği. Gerçeğe âşık olamaz böyleleri, çünkü sadece kendilerine aşıktırlar. Ulaştıkları bilginin içeriğini, binlerce, milyonlarca insanın toplumsal pratiğinin doldurduğunun farkında değillerdir. En büyük cahillik ve bilimdışılıktır oysa bu. Giderek dogmatikleşir bilgileri, yerinde sayar, donuklaşır. Bilgiyi çoğaltan, yenileyen dinamiğin dışına düşerler. Başkalarının öğrencisi olmayan, öğretmeni de olamaz.

Topluma karşı sorumluyuz. Bilimsel bilginin topluma yayılmasının ve bilginin toplumsal yarar için kullanımının sağlanmasının neferleriyiz biz. Bu nedenle çıktık odalarımızdan, kütüphanelerimizden, laboratuvarlarımızdan. Kamudan aldığımızı, kendi emeğimizi de katarak sistemleştireceğiz ve tekrar esas kaynağına, kamuya sunacağız. Sonsuz bir açlıkla öğreneceğiz ve sonsuz bir coşkuyla öğreteceğiz bildiklerimizi. Dergimiz, bu mücadelenin aracıdır. ‘”Biliyorsun, neden öğretmiyorsun?” diye soran Sümerli yol gösterir bize. Aydınlanma anlayışımız köktencidir, toplumun tüm hücrelerine kadar yerleştirmeye çalışacağız bilimsel refleksi.

Bilime özgürlük!
Günümüzde, tarihte hiç olmadığı kadar zincirlenmiştir bilim. Bugün emperyalist-kapitalist sistem altında bilim, büyük ölçüde bir üretici güç konumuna sıkıştırılmış, metalaştırılmıştır. Bilimsel bulguların değeri, nesnel gerçekliği açıklamaktan çok, kısa erimde kaç paralık kara ya da ne güçte yeni silahlara dönüştürülebileceği ile ölçülür hale gelmiştir. Bilim insanı, sipariş üstüne üretim yapan teknisyen konumuna sokulmuştur. Büyük tekellerin çıkarına kullanılamayan bilimsel bilgi gizlenmektedir. Bilim ile teknoloji arasındaki ilişkide, bilim öncü konumunu yitirerek artçı ve hizmetçi durumuna düşürülmüştür.

Aklın yaratıcılığını engelleyen, bilimi cendereye alan ve aydınlatıcı etkisini sınırlayan sistem, bir yandan da kitleleri bilimdışı Ortaçağ ideolojilerine mahkum etmektedir. Sistemin elitlerine teknoloji alanına sıkıştırılmış bir bilim, halka ise yüzyıllar öncesinin afyonları sunulmaktadır. Bu nedenledir, bir yandan “büyük teknolojik devrimler” ilan edilirken, öte yandan her türden safsatanın tarihte görülmedik ölçüde pompalanması. Bu nedenledir, bir yandan “iletişim devrimleri” müjdelenirken, öte yandan kitle iletişim araçlarının kullanılarak insanın yeniden maymunlaştırılması, yalan bombardımanıyla bilincinin körleştirilmesi, en yakınına bile yabancılaştırılması.

İnsanlığın tepesinde gereksiz bir kabuk haline dönüşmüş, sahiplerine “Yeni Dünya Düzeni”, kitlelere ise “Yeni Ortaçağlar” vaat eden bu sistem değişmeden, bilim etkinliği de, bilim insanı da gerçekten özgür olamaz. Bilimi yeniden öncü ve aydınlatıcı işlevine kavuşturmak, bilimi özgürleştirmektir hedefimiz. Toplumumuzun mutluluğu, refahı ve sağlığını hedeflemelidir bilim etkinliği.

Ütopyasız bilim olmaz
Ütopyasız bilim olmaz. Ütopyasız bilim, var olanla yetinir, kendini tekrar eder ancak. Geleceğe uzanabilmelidir bilimci ve öncü. Giderek bu uzanımını sistemleştirebilmelidir. Büyük atılımlar, bilimsel devrimler, bilinmeyenler dünyasına yapılan cesur ve kararlı yolculuklarla mümkün olabilir ancak. Gerçeğin ve zamanın peşindeyiz. Hiçbir zaman yakalayamayacağımızı biliyoruz, ama yine de peşlerindeyiz. Gerçeği ve zamanı kovalayanlar bilim yapabilirler ancak. Biz, ışık hızını aşanların dergisiyiz! Evren çok büyük, zaman sonsuz; ışık hızını aşamazsak nasıl ulaşabiliriz hedeflerimize? Ancak uzanacağı ve sıçrayacağı bir hedefi varsa insanın, o yaşam yaşanmaya değer.

Sömürüsüz, sınıfsız, devletsiz, savaşsız, sınırsız, her açıdan eşit bireylerden oluşan bir dünya özlüyoruz biz. Yakınlaştıkça daha da büyütürüz ve derinleştiririz ütopyalarımızı; hiçbir zaman yetinmemecesine…

Batı merkezciliğe karşı mücadele
Emperyalist-kapitalist sistemin ideologları, Batı merkezli bir tarih anlayışını savunurlar. Onlara göre tarihte ilerilik adına ne yapılmışsa, Batılılar’ın eseridir, bundan sonra da böyle olacaktır; dünyanın geri kalan halklarına düşen ise bu “üstün insanlar”ı ve “üstün model” i takip etmektir. Biz, insanlığın büyük bir bölümünü aşağılayan ve kendi kaderine sahip çıkmasını yasaklayan, dünyanın başına ırkçılık belasını saran ve büyük acılara neden olan bu bilimdışı anlayışı reddediyoruz.

Uygarlık bir bütündür. Hemen her toplumun kendi birikimini ve rengini kattığı, insanlığın ortak hazinesidir. Hiçbir topluma ve coğrafyaya, sonsuza kadar uygarlığın öncüsü olma niteliği bahşedilmemiştir. Uygarlık akışının bir sürekliliği vardır, ama bu sürekliliğin motoru kopuşlardır. Yeni filiz çürüyen gövdeden kopmak zorunda kalır. Bu, eşitsiz gelişim kanunudur. Yeni ve daha ileri bir model, var olan ileriyi takip ederek değil, onu aşarak gündeme gelir. Uygarlığın motoru, “geri”nin geriliğinden kurtulmak için sıçrama ihtiyacıdır.

Ortaçağımızdan bir daha geri dönmemecesine kopmak istiyoruz. Ve aynı zamanda, önümüze ileriymiş gibi sunulan kapitalist Batı modelini de aşan yepyeni bir uygarlık modelidir hedefimiz. Tarihsel koşulların önümüze koyduğu bu büyük hedefin bilim ve düşün alanındaki öncülerinin dergisiyiz.

Geleceğe dokunmak
İnsanlık yaklaşık 150 yıldır, artık dinamizmini kaybeden ve çürümeye yüz tutan hakim emperyalist-kapitalist uygarlık modelini aşan yepyeni bir uygarlık modelinin mücadelesini veriyor, bunun sancılarını çekiyor. Sömürüye dayalı bir sistemin, insanlığın temel çelişmelerini çözmesine, insanlığın tamamına refah, özgürlük ve mutluluk getirmesine olanak yoktur. Emperyalist kapitalist sistem sorunların nedenidir, çözümü olamaz. İnsanlık, tam tersine, bu sisteme göğüs gerebilirse gerçek bir dünya uygarlığı kurabilir. Dergimiz bu karşı koyuşun bilimsel ve düşünsel altyapısını oluşturmaya çalışacak.

Tarihte ilk kez, tüm insanların uyum içinde yaşayacağı bir dünya uygarlığı insanlığın ufku içine girdi. Homo sapiens sapiens bu “kıvama” geldi. Bizce insanlık, çok daha gelişmiş ve kapsamlı bir düşünce sistemini oluşturmanın eşiğinde. Öyle muazzam bir toplumsal mücadele ve bilimsel gelişme birikimi var ki analiz etmeyi ve sonuçlar çıkarmayı bekleyen, bu birikim geleceği daha kapsamlı bir biçimde şekillendirmemizi sağlayabilir. Biz bu dergiyi, sadece geleceğe uzanmak için değil, geleceğe dokunmak için çıkarıyoruz. Ülkemizin tüm değerli bilim emekçilerini ve entelektüellerini geleceğe dokunmaya çağırıyoruz. İnsanlığın, dünyanın ve ülkemizin yeni süreçlerini analiz etmeye, yeni sonuçlar ve yeni stratejiler belirlemeye ve bu birikime yakışan yeni ütopyalar üretmeye çağırıyoruz.

Biz bunu yapabiliriz. Kendimize, ülkemizin birikimine, halkımıza güveniyoruz. Güzel yurdumuza, Türkiye’mize, halkımıza tutkuluyuz. İçi boş bir tutku değil bu, çünkü onurlu ve bilge bir coğrafyadır burası. Yaşadığımız topraklar, Anadolu’muz, Trakya’mız ve komşularımız Mezopotamya, Ortadoğu, Fars ülkesi, Kafkaslar, Ege’nin öbür yakası, böylesi bir tanımı dünya üzerinde en fazla hak eden bölgedir, tartışmasız. Bütün insanlığın öğretmeni olmuş, öncüsü olmuş bir coğrafyadır burası. Tarihimizi 1071 ile başlatıp, çevremize düşmanlık tohumu ekenlerden değiliz. 10071 yıl önce buradaydık biz, bazılarımızın anası Kızılırmak’ın, bazılarımızın anası Dicle ve Fırat’ın kıyılarında Neolitik Devrimi harman ederken, uygarlığa doğru uzanırken. Bugün de buradayız. İnsanlığın evrensel hazinesine Türkiyeli katkıyı örgütlemek için çıktık yola. Gelin, büyük insanlığın büyük yürüyüşünün bu coğrafyadaki kolu olalım, elbirliğiyle…

Bin çiçek açsın
Bu metinde hem ortak paydalarımızı yazdık, hem de ütopyalarımızı; hem bir adım bile geri atmayacağımız doğrularımızı, hem de bin bir çeşit yanıtın üretilebileceği sorularımızı. Ortak paydalarımız çerçevemizi belirler; ütopyalarımız ise bu çerçeve içindeki zenginliğimizi ve çeşitliliğimizi. O halde hem son derece katı bir dergidir bu bilimsel bakış açısını savunmada, hem de son derece esnek bir dergidir yeni düşünceler ve ütopyalar oluşturmada.

Yüz çiçek yetmez; bin çiçek açsın bu dergide, bin fikir akımı yarışsın. Doğruya yakınlaşmanın yolu farklı fikirlerin çatışmasıdır. Tartışacağız aramızda, elbirliğiyle sorularımıza yanıtlar arayacağız. Ama düzeyli tartışmacıların, birbirini kırmadan, alay etmeden tartışanların, birbirinin düşüncesine değer verenlerin, sevdiğine yaklaşır gibi özenle yaklaşanların dergisi olacağız.

Bu dergi, herhangi bir kişinin, grubun, kurumun veya bir partinin dergisi değil. İlkelerimiz, ortak paydalarımız ve birlikte oluşturacağımız kurullarımız yol gösterecek bize. Bu dergide krallar yok, “Kral çıplak” diyebilen “çocuklar” çıkarıyor bu dergiyi. Bu “çocuk” yanımızı sonuna dek koruyacağız.

Sıfır sermaye, sonsuz emek
Herhangi bir sermaye odağının desteği ile başlasaydık yayın hayatımıza, boştu şimdiye kadar söylediklerimiz. Kesinlikle değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez bir ilkemiz var: Dergimiz herhangi bir sermaye odağının dergisi olmayacaktır. Bir ütopya mı bu? Biz bunun kaya gibi sağlam bir gerçek olduğunu kanıtlayacağız dergimizde. “Sıfır sermaye” ile çıkıyoruz yola. Bu bir zaaf değil, tam tersine derginin ve temsil ettiği çizginin sürekliliğinin ve başarısının garantisidir. Sermayemiz sıfır amaemeğimiz sonsuz. Yollara düşeceğiz, aboneler yapacağız. 70 milyon abonedir kısa vadeli hedefimiz! Kapı kapı, oda oda dolaşacağız, Anadolu’nun, Trakya’nın en ücra köşesine dek ulaşacağız, dergimizi tanıtacağız. Bu, sadece bir dergi değil, bir hareket olacak; Türkiye’nin Emek ve Aydınlanma hareketinin bilim ve düşün alanındaki bayrağı olacak.

Çalışanlarımızın, yazarlarımızın, okurlarımızın, dostlarımızın, ülkemizin aydınlık insanlarının, emekçi insanlarının sonsuz gücüne güveniyoruz. Gelin hep birlikte, kolektif emeğin, tekelci sermaye karşısındaki üstünlüğünü bir kez daha kanıtlayalım. Geleceği yaratmaya başlayalım.

Bilim ve Gelecek