Ana sayfa 48. Sayı Yenilmeyi bileni yenmek zordur

Yenilmeyi bileni yenmek zordur

Diyalektik Yazılar

183
PAYLAŞ

Hasan Birson

Yenilmeyi bilmeyeni kolay yenersin. Çünkü henüz yenilmemiş kişi için yenilgi yakın demektir. Yenilmeyi bileni ise yenmek zordur. Yenilmeyi bilenle mümkünse savaşma. Çünkü savaşırsan, sana bildiğini öğretecektir! Bakalım, hem savaş hem de yaşam sanatının ustaları olan kadim Doğulu bilgeler bu konuda neler söylemiş. Öte yandan ustaları da “ustalıkla” aşmak gerek. Daha doğrusu, ustalığa gerek olmayacak bir toplumun yolunu döşemenin “ustalıklı” adımlarını atmayı başarmak…  

İnsanın en hevesli öğretmeni kimdir? Düşmanı! Öğretmek için didinir durur. Ünlü savaş ustaları düşmana büyük değer biçerler; olumlu anlamda. Kişi, düşmanını öğretmenine çevirebildiği oranda yenilmez olur.

Ama yenilmez olmanın yolu yenilmekten geçer. Düşmanın öğretmenliği buradadır. Seni yenen düşman, seni yenilmez kılar. Ne kadar çok yenerse, o kadar yenilmez kılar. Ne kadar çok yenilirsen, o kadar yenilmez olursun. En iyi öğretmen yenilgidir. Yenileceksin ki yenebilesin. Yenen yenmeyi öğrenemez, ama yenilen yenmeyi öğrenir.

Yenilmeyi bilmeyeni kolay yenersin. Çünkü henüz yenilmemiş kişi için yenilgi yakın demektir. Yenilmeyi bileni ise yenmek zordur. Yenilmeyi bilenle mümkünse savaşma. Çünkü savaşırsan, sana bildiğini öğretecektir!

Savaşta usta olan, savaştan çekinir. Bu yüzden eski büyük ustalar her zaman savaşmadan yenmeye vurgu yaparlar ve değer biçerler. Örneğin ustaların ustası Sun Tzu şöyle der: “Savaşmaksızın başkalarının ordularını alt etmek, hünerlerin en iyisidir.” Ve şöyle ekler: “Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değildirler. Başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyisidir.

Diyelim ki savaşmak zorunda kaldınız. Fren mekanizmanız yoksa yenilirsiniz. Zamanında durmayı bilmek gerek. MÖ 3. yüzyılda yaşamış bir Çinli stratejist olan Zhuge Liang şöyle söylemiş: “Askeri harekat ateşe benzer; söndürülmezse kendini tüketir

Sun Tzu’nun izleyicisi Zhuge Liang bir de ilke koymuş: Yapmama İlkesi. Şöyle açıklamış:

İyi yönetenler silahlanmaz, iyi silahlananlar savaş hatları oluşturmaz, iyi savaş hatları oluşturanlar savaşmaz, iyi savaşanlar yenilmez, iyi yenilenler yıkıma uğramaz.

Unutmayalım, bunlar savaşın ustaları. Yani yenilgiyi çok iyi bilen kişiler. Kim bilir kaç yenilgiden çıkarmışlardır bu ilkeleri. Çok yenildikleri için yenmeyi de öğrenmişlerdir.

Örneğin Sun Tzu şöyle söyler: “Galip bir ordu önce kazanır, sonra savaşır; mağluplar ise önce savaşır, sonra kazanmaya gayret eder.” Zhuge Liang ise şu vurguyu yapar: “Akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşür.

Sun Tzu, zaferi garanti altına almak için, veya en az zararla kazanmak için şu ilkeyi belirtir: “Kuşatılmış bir orduya dışarıya açılan bir yol verilmeli.” Bir Sun Tzu yorumcusu olan Du Mu (MS 803-852) ise bu ilkeyi şöyle açıklar: “Onlara açık bir yol bırakın ki ölümüne savaşacak durumda olmasınlar.

Tabii, zaferin de bir etiği vardır. Yol ve Erdem kitabı Tao Te Ching’in yazarı Lao Tse şöyle söylemiş: “Usta olan, savaşta sonuç alınca durur”. Ve eklemiş: “Savaşta zafer kazanan taraf, ölü evi gibi davranmalıdır”. Bunlar hep, yenmeyi bilenlerden çok yenilmeyi bilenlerin, yani yenilmez olanların vurguları.

***

Bu ilkelerin sadece savaş gibi olağanüstü durumlar için geçerli olduğunu sanmayalım. Zaten sözünü ettiğimiz büyük ustalar da genel bir bakış açısı vermeye çalışmışlardır. Her ne kadar yazdıkları “Savaş Sanatı” başlığı altında toplansa da, aslında bunlara “Yaşam Sanatı” demek daha doğru. Örneğin Lao Tse’nin şu deyişi çok daha evrensel bir ilkeyi vurgulamıyor mu?

Başkasını yenen güçlüdür, kendini yenen egemen.

İnsanın kendini yenmesi zordur. Nice yenilmezler, kendilerine yenildiler. Belki de kendini yenmek, yenilmez olmanın doruğu. Kendini yenebilen bir insanı, bir başkası yenebilir mi?

Bu önermeyi şöyle de açıklayabiliriz: En zorlu düşmanın kendindir. “Kendini yen” demiş Lao Tse. “Kendini yarat” demiş Marx. Sanırım bu ikisi benzer vurgular. Ancak kendini yenebilen kişi kendini yaratabilir diyerek bu iki sözün bileşkesini alabiliriz. Öte yandan, yenilmeyi bilmekle kendini yenmek sanırım aynı şey.

Lao Tse, her düzeydeki yöneticiyi şöyle uyarıyor (aynı zamanda herhangi bir sistemin geçirdiği aşamaları da özetlemiş oluyor):

En yüksekte kalan tümüyle bilinmez altta / sonra gelir saygı sevgi / sonra korku / sonra nefret

İşte “saygı-sevgi” ile yönetme aşamasından “korku” ile yönetme aşamasına geçtiğini fark edip kendini yenmeyi becerebilirse insan, ne âlâ. Ama herhalde çok az kişi becerebilir bunu. Sistemler ise olanaksız; örneği görülmemiş.

Peki, becerilemediği zaman ne olur? Diyalektik işlemeye başlar. Alttakinin üsttekini, geridekinin ileridekini, güçsüzün güçlüyü “aşma” süreci devreye girer. Kendini yenemeyen (yenilmeyi bilmeyen) yenilmeye mahkûmdur. Lao Tse bu durumu şöyle özetliyor:

Su kadar yumuşak ve zayıf şey yok / ama serti ve güçlüyü yenmede onun üstüne yok

Ve noktayı koyuyor: “Yumuşak yener serti / zayıf yener güçlüyü

Ustalar, alçakgönüllülüğe büyük değer biçmişler. Gösteri yapanları, hava atanları ise aşağılamışlar: “Kutlu kişi aydınlıktır göz kamaştırmadan” (Lao Tse). Söyledikleri aynı zamanda “yenilmezler”e (veya kendini yenilmez sananlara) de bir uyarı. Yine Tse Usta’dan bir özlü söz:

Kapatmakta usta kişi kilit asmaz, ama kimse açamaz.

Bağlamakta usta kişi sicim kullanmaz, ama kimse çözemez.

Lao Tse’nin “kilit asmadan, kimsenin açamayacağı biçimde kapatan” ve “sicim kullanmadan, kimsenin çözemeyeceği biçimde bağlayan” kişisi ile Sun Tzu’nun “savaşmadan kazanan” kişisi, aynı kişi: Usta.

***

Bu yazıda sözünü ettiğimiz ustaların ustaları yerleşik bir uygarlığın deneyimlerinden damıtılmış ilkeleri sunuyorlar bize. Asıl amaçları savaş değil, yönetmek, düzenin sürekliliğini sağlamak; savaş bu amacın bir aracı sadece. Kısacası hâkim sınıfların, yönetici sınıfların, aristokratların ihtiyaçlarını teorileştiriyorlar; onlara öğütler veriyorlar. Yenilmeyi bilmek, mümkünse savaşmadan kazanmak, savaş kaçınılmazsa en az zararla bu savaştan çıkmak… bütün bunlar uygarlığın, yani güvenliğin (düzenin) korunmasının ilkeleridir. Amaç fethetmek, fethedilen yerde düzeni sağlamak ve sağlamlaştırmaktır; yoksa yenip, yağmalayıp dönmek değil. Büyük zenginliklerin üzerine oturan, bu zenginlikleri korumayı gündemin birinci sırasına koyan, maceradan kaçınan, daha doğrusu maceraya ihtiyacı olmayan sınıfların (adı üzerinde “hâkim” sınıfların) bakış açıları.

Sonuç itibarıyla bunlar uygarlık hazinesinin nadide parçaları. Öğrenecek çok şey var. Ama sadece esinlenmeyi ve izlenmeyi değil, aşılmayı da bekliyorlar. Ustalar sadece izlenseydi, tarih tekerrürden ibaret olurdu. Ustaları “ustalıkla” aşmak gerekir. Ama bu da ancak gerek şart, yeter şart değil. Ustalığa gerek olmayacak bir toplumun yolunu döşemenin “ustalıklı” adımlarını atmayı başarmak; sorun bu.

Ne demişti Lao Tse: “Zayıf yener güçlüyü”. Ama zayıf güçlüyü yendiğinde ne olacak? Zayıf, güçlü mü olacak? Bu da başka tür bir “tekerrür” olmuyor mu? Uygarlığın (sınıflılığın) tekerrürü… 19. ve 20. yüzyılın ustaları bu büyük soruya çok ciddi yanıtlar geliştirdiler. Ama pratikleri kesin yanıtı bulmaya yetmedi. Bu sorunun yanıtı 21. yüzyıla kaldı.

20. yüzyılın başı ile sonu çok farklıydı. Başıyla sonuyla toplam bir muhasebe yapılacaksa, 20. yüzyılda yenmeyi değil yenilmeyi öğrendiğimiz söylenebilir. Bakalım öğrendiklerimizi ne zaman öğretebileceğiz? Daha da önemlisi, kendini yenmeyi becerebilecek mi insanlık? Kendini yeni baştan yaratabilmek için…