Ana sayfa 71. Sayı Çağdaş diyalektiğe ilk esinini veren devinim filozofu Herakleitos

Çağdaş diyalektiğe ilk esinini veren devinim filozofu Herakleitos

145
PAYLAŞ

Afşar Timuçin

Herakleitos’un felsefesi bir akış felsefesidir. Evrensel akış evrensel bir zorunluluğa uyar. Evrensel olanı izlemek gerekir. İnsan olmak durmadan değişen bir gerçekliğin içinde olmaktır. Aynı ırmağa girenler her an yeni bir suda yıkanırlar. Bir ırmağa gireriz ve girmeyiz, az önce girdiğimiz ırmak o ırmak değildir, biz de az önceki biz değiliz. “Güneş her gün yenilenir.” Güneş her zaman, her an yenidir, sonsuz olarak yenidir. İçinde bulunduğumuz akış karşıtlıklarla gerçekleşir. “Karşıtlar uyuşurlar, uyumsuzluk en güzel uyumu yaratır: oluş tümüyle bir kavgadır.”

Afşar Timuçin

 

Adı efsaneye bulanmış az sayıda filozoftan biridir Herakleitos. Kimileri onu özel olarak çağdaş diyalektik kavrayışın kurucusu sayarlar. “Herakleitos’un hiçbir önermesi yoktur ki ben Mantık’ıma almış olmayayım” der Hegel. Yalnız insanı değil evreni de ele alan, evrendeki insanı hemen bütün sorunlarıyla tartışmaya açmış olan Herakleitos’un (576-480) ilk gerçek filozof olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Pers yayılmasının acılarını bütün boyutlarıyla yaşayan İonia’nın en önemli filozofu Ephesos’lu Herakleitos kendisinden daha yaşlı kimseler olan öbür İonia’lıların yani Miletos’luların yapmadığı bir şeyi yaptı: gerçekliği yalnız duyumsal düzeyde değil aynı zamanda ussal çerçevede ele aldı. Buna göre onu İonia duyumculuğuyla Elea’da doğacak usçuluk arasında bir orta yer diye görebiliriz. Herakleitos’un felsefesi deyim yerindeyse ilk gerçek felsefedir. Bu felsefe Pythagoras’çıların felsefesinden çok daha köklü, çok daha tutarlı bir felsefedir, çok daha felsefe olan bir felsefedir.

Herakleitos’un felsefesi bir yalnızın felsefesidir, insanlara yukardan bakan birinin olmaktan çok insanlardan uzak durmaya özen gösteren birinin felsefesidir. Toplumsal konumu ya da doğuştan sahip olduğu ayrıcalıklar onu sitede çok önemli siyasi roller oynamakla yükümlü bırakıyordu, ama o bu yükümlülüklerini yerine getirmedi, siyasetin dışında yapayalnız yaşamayı yeğledi. Hele dostu Hermodoros siteden kovulunca Herakleitos iyiden iyiye insanlardan kaçar oldu. Bütün bunlar onu bir aydın kişi olarak karamsarlığa yatkın kılmıştır diyebiliriz. Ama Herakleitos’un felsefesi karamsar bir felsefedir diyebilir miyiz? Onun felsefesindeki karamsarlık konusunda çok belirgin şeyler söylemek olası değil. Ne var ki başta Emile Bréhier olmak üzere bazı felsefe tarihçileri onun felsefesini karamsar bulurlar. İnsanı her yönüyle tartışmaya ve bugünden yarına açmaya çalışan bir felsefeyi karamsar diye belirlemek pek akla yatkın görünmüyor. Öte yandan baştan beri Herakleitos anlaşılması güç bir filozof olarak bilindiğinden adının başına ikinci bir ad gibi “Karanlık” sıfatı konmuştur. Simgesel anlatımı ve kısa belirlemeleri geçmiş zamanlarda onu karanlık göstermiş olabilir. Ancak bugünkü koşullarda onu karanlık diye nitelendirmek pek de uygun olmayacaktır. Bu arada bu kısa belirlemeleriyle onun gerçek anlamda bir anlatım ustası olduğu kesindir.

 

“Her şey akar”

Herakleitos da Miletos’lular gibi varlık sorunundan yola çıkar, ilk ilkenin Ateş olduğunu bildirir. Bütün varolanların varoluş nedeni ya da ana kaynağı Ateş’dir. Miletos’luların tersine Herakleitos varlığın tam bir devingenlikte, sonsuz bir akışta, aralıksız bir değişmede kendini gerçekleştirdiğini bildirir. “Panta rei” yani her şey akar diyen Herakleitos için durallık diye bir şey yoktur. Bu oluşum karşıtların oluşumudur, bu oluşum kendini çatışkılarla ya da çelişkilerle gerçekleştirir. Varlık bir çeşit sürekli savaş alanıdır. Herakleitos’a göre savaş her şeyin babasıdır (polemos pater panton). Ateş, Hava, Su, Toprak evrensel oluşumun temelindeki belirleyenlerdir. Bu ögeler belirli bir düzen içinde birbirlerine dönüşürler. Ateş’den Hava’ya, Hava’dan Su’ya, Su’dan Toprak’a, Toprak’dan Ateş’e, ayrıca Ateş’den Toprak’a, Toprak’dan Su’ya, Su’dan Hava’ya, Hava’dan Ateş’e sürekli geçiş sözkonusudur. Ancak bu oluşum gelişigüzel bir oluşum değildir. Her şeyin temelinde, bütün bu sonsuz akışın temelinde “evrensel us” diye belirleyebileceğimiz Logos vardır. Logos olmasaydı oluşum ya da akış elbette gelişigüzel olacaktı. Oysa her şey belli bir düzen içinde gerçekleşir. Akıp gitmekte olanı görürüz ama onun ilkesi olan Logos’u göremeyiz. “Altın arayanlar çok kazar az bulurlar.” O ancak bize sabırlı bir araştırmada kendini gösterecektir. Duyulur dünya bizim doğrudan doğruya bilgi derleyebileceğimiz bir dünya değildir. “Doğa gizlenmeyi sever.” Herakleitos duyu bilgisine güvenmez, ona göre “Ruhlar barbar olduğu zaman gözler ve kulaklar insanlar için çok kötü tanıklardır”. Öyleyse bilgi için temele, görünmeyene, Logos’a yönelmek gerekir. Gizli olanı, kendini saklayanı bulup çıkarmaya, anlamaya çalışmak gerekir.

Ateş, Hava, Su, Toprak arasındaki dönüşümler evrende aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya olmak üzere iki yönlü bir oluşumda gerçekleşir. Bunu bize Diogenes Laertios ayrıntılı bir biçimde anlatır. Ancak bu anlatılanları ussal bir çerçevede temellendirebilmek iyiden iyiye güç görünüyor: “Yukarıya doğru devinim ve aşağıya doğru devinim dünyayı şöyle oluşturur: yoğunlaşan ateş sıvı olur, su yoğunlaşarak toprağa dönüşür, aşağıya doğru devinim böyledir. Öte yandan, tersine, toprak çözülür ve suya dönüşür ve ondan öbür şeyler oluşur, çünkü her şey denizdeki buğulaşmaya bağlıdır. Topraktan gelen ve denizden gelen buğular vardır, topraktan gelenler aydınlık ve arıdır, öbürleri karanlıktır. Ateş özünü birincilerden, topraksa ikincilerden alır. Havaya gelince, o havanın doğasını ortaya koymaz. Bununla birlikte bize doğru dönmüş olan içbükey gökkubbede yuvalar vardır. Bu yuvalarda aydınlık türümler toplaşırlar, bunlar yıldızlar dediğimiz ışıkları oluştururlar. Ateşin ışığı en parlak ve en sıcaktır. Gerçekte öbür yıldızlar topraktan en uzak yıldızlardır, bu da onların ışıklarını daha az parlak ve daha az sıcak kılar. Arı bir yerde bulunmak açısından ay dünyaya çok yakındır. Güneş, tersine, parlak ve arı bir yerdedir ve bizim ölçülerimizi aşan bir uzaklıktadır. Bu yüzden çok sıcak çok parlaktır. Yuvalar yukarıya doğru döndüklerinde güneş ve ay tutulmaları olur. Ayın evreleri her ay yuvasının kendi üzerindeki hafif ve sürekli devinimiyle olur. Gün, gece, aylar, mevsimler, yıllar, yağmurlar, rüzgarlar vb değişik buğulaşma biçimlerinden gelir. Gerçekte güneş çevresinde oluşan parlak bir buğulaşma günü, buna karşıt olan bir buğulaşma geceyi getirir. Işıktan doğan sıcaklık yazı, karanlıklardan doğan ve biriken nemlilik kışı getirir. Herakleitos tüm öbür olguları benzer nedenlerle açıklar. Toprağın doğası nedir, bunu bize açıklamaz, ayrıca yuvaları da açıklamaz.”

Bir yalnızın dünyası

Diogenes Laertios, Herakleitos’la ilgili önemli bilgiler verir. Herakleitos kimilerine göre Blyson’un kimilerine göre de Herakion’un oğludur. Yüksek duyguları olan bir kimsedir. Ona göre bilge olmanın tek yolu her şeyin özünü oluşturan usu tanımaktan geçer. Diogenes Laertios onun “Bir yangından çok bir haksızlığı söndürmek gerekir” dediğini bildirir. “Halk kendi yasalarını kentin duvarlarını savunur gibi savunmalıdır” sözü de onundur. Diogenes Laertios’dan aldığımız bilgiler onun Ephesos’lulara küskün olduğunu gösterir. Bu küskünlük belli ki yurttaşların pers egemenliğine kolay boyun eğmiş olmasından ötürüdür. O yüzden filozof insan içine girmez yapayalnız yaşarmış, Artemis tapınağının yanında çocuklarla aşık oynarmış. Onu şaşkınlıkla izlemeye gelenlere şöyle dermiş: “Bunda şaşacak ne var, rezil herifler, bu yaptığım iş sizinle kenti yönetmekten daha iyi değil mi?” Herakleitos giderek tam bir insan kaçkını olmuş, dağlarda yaşamış. Altmış yaşında ölmüş. Ölümü sıkıntılı olmuş. Bedeni su toplayınca hekimlere danışmak için kente gitmiş. Onlara yağmuru kuruluğa dönüştürüp dönüştüremeyeceklerini sormuş. Hekimler bu bilmece gibi sorudan bir şey anlamamışlar. O da bir ahıra kapanmış, her yanını hayvan pisliğiyle kaplamış, pisliğin ısısı suyu alır diye düşünmüş ama iyileşememiş. Hermippos onun ölümünü biraz değişik bir biçimde anlatıyor: Herakleitos hekimlere içindeki suyu barsaklara bastırarak gidermenin olası olup olmadığını sorar. Onlar olmaz deyince gider güneşin altına yatar, çocuklardan bedenini hayvan pisliğiyle sıvamalarını ister. Ertesi gün ölür ve halk alanına gömülür.

Diogenes Laertios onun ölümü üzerine şu dizeleri yazmış: “Herakleitos’a hep hayran oldum, yaşam onun için / Nasıl da çekilmez olmuştu, ve nasıl öldü, / Kötü bir hastalık bedenini suyla doldurdu, / Söndürdü gözlerinin ferini, gözlerine karanlığı getirdi.” Diogenes Laertios onun olduğu söylenen Peri physeos (Doğa üzerine) adlı kitabın baştan sona doğadan sözettiğini, ancak üç ayrı bölümden oluştuğunu, birinci bölümde bütün’ün, ikinci bölümde siyasetin, üçüncü bölümde dinbilimin incelendiğini bildirir. Theophrastos onun tamamlanmamış ve çelişkili sözler yazdığını, buna da safranın neden olduğunu söyler. Her şey bir yana Herakleitos gençliğinden beri insanları şaşırtan biri olmuş: gençken hiçbir şey bilmediğini söylermiş, yaşı ilerledikçe her şeyi bildiğini söylemeye başlamış. Kimsenin çömezi olmamış, tüm araştırmalarını kendi kendine yapmış. Diogenes Laertios onun kuramını şöyle açıklar: “Her şeyi yaratan ateştir, her şey ona dönüşür. Her şey yazgıya başeğer. Dünyanın tüm uyumunu yaratan devinimdir. Her şey ruhlarla ve daimon’larla doludur. O dünyada varolan her şeyden sözetti, güneşin de görüldüğü kadar olduğunu söyledi. Ayrıca şöyle dedi: ‘Ne yaparsak yapalım, ruhun sınırlarına varamayız.’ İnanç onun için kutsal bir hastalıktır ve görünüm bir yalandır. Bazen kitabında kendini öyle açık öyle aydınlık anlatır ki en anlayışsız adam bile onu anlar ve düşüncesinin yolunu sezer. Kısa anlatımı ve düşüncesinin zenginliği kolay erişilir gibi değildir.”

 

“Eşekler samanı altına yeğ tutarlar”

Herakleitos’un felsefesi bir akış felsefesidir. Evrensel akış evrensel bir zorunluluğa uyar. Evrensel olanı izlemek gerekir. Evrensel olan ya da Logos herkeste ortaktır. İnsanlar genelde bunu düşünmezler, her kişi bağımsız bir düşünce dünyası varmış gibi yaşar. İnsanlar genelde bilmeden dinler ve bilmeden konuşurlar. İşittiklerini anlamayan insanlar sağırlara benzerler, onlar vardır ama yoktur. Her kişinin düşüncesi Logos’la belirlenmiştir. İnsanı hayvandan ayıran bu evrensele katılma olgusudur. Bu yüzden bedensel olanı düşünsel olandan ayrı tutmak gerekir. İnsan için mutluluk düşünsel olandadır. Mutluluk bedensel hazlardan oluşmuş olsaydı bizler yiyecek bulunca mutlu olan öküzlere benzeyecektik. “Eşekler samanı altına yeğ tutarlar, eşekler için yem altından daha hoştur.” Domuzlar da çirkefi temiz suya yeğ tutarlar. İnsanların çoğu hayvanlar gibi doymuş yaşamaktan hoşnuttur. İnsan olmak durmadan değişen bir gerçekliğin içinde olmaktır. Aynı ırmağa girenler her an yeni bir suda yıkanırlar. Bir ırmağa gireriz ve girmeyiz, az önce girdiğimiz ırmak o ırmak değildir, biz de az önceki biz değiliz. “Güneş her gün yenilenir.” Güneş her zaman, her an yenidir, sonsuz olarak yenidir. İçinde bulunduğumuz akış karşıtlıklarla gerçekleşir. “Karşıtlar uyuşurlar, uyumsuzluk en güzel uyumu yaratır: oluş tümüyle bir kavgadır.” Öyleyse savaş varolmanın zorunlu koşuludur. Her şeyin babası ve yüce kralı olan savaş olmasaydı varlık olmayacaktı. Herakleitos “Tanrılarla insanlar arasındaki bu uyumsuzluk bitsin” diyen Homeros’u eleştirir: tanrılarla insanlar arasındaki savaşın bitmesi her şeyin bitmesidir. Tüm karşıtlıklar gibi çoklukla birlik karşıtlığı da önemlidir: “Her şeyden bir doğar ve bir’den her şey.” Böylece hepimiz bir karşıtlıklar dünyasında yaşarız. Her şey karşıtıyla bir anlam kazanır. Adaletsizlikler olmasaydı insanlar adaletin ne olduğunu bilemeyeceklerdi diye düşünür filozof. Öyleyse Savaş ve Zeus aynı şeydir.

Yalnız insanlar değil her şey, hayvanlar da evrensel yasaların belirleyiciliği altındadır. Hayvanlar da doğar, büyür, ölürler. “Herkes için tek bir biçimde kurulmuş olan dünyayı ne bir tanrı ne bir insan yaratmıştır. O her zaman varoldu ve her zaman varolacak. O sonsuz olarak canlı olan ateştir. Bu ateş ölçüyle yanar ve ölçüyle söner.” İnsan için en önemli çaba bu olan biteni kavramaktır. “Köpekler tanımadıklarına havlarlar.” Başlıca erdem her şeye egemen olanı tanımaktır, bu arada temel olguları gelişigüzel yorumlamamaktır. Yani gizli uyumu görebilmektir önemli olan. Gizli uyum görünür uyumu aşar. Arzunun nemli kıldığı ruhlar eğlenirler ve ölürler. En büyük savaş insanın kendi gönlüne karşı giriştiği savaştır. Ruhumuz tüm arzuları öder. İnsanın kendini tanıması önemlidir: Herakleitos “Kendi kendimi araştırdım” der. İyi görmek, görebilmek gerekir. Gözler kulaklardan daha sağlam tanıklardır. Sarhoş insan bir çocuğun yönettiği insandır. Onun ruhu ıslaktır. Bozulmuş insanlar arı insanların düşmanıdırlar. “Kültür eğitimli insanlar için bir başka güneştir.”

 

Stoa’ya yol açan heptanrıcılık

Genel ölçüler içinde ele aldığımızda Herakleitos’un felsefesi Stoa felsefesinin ilk biçimi gibi görünür ya da Stoa felsefesi Herakleitos felsefesinin yeni bir yorumu ya da sürdürücüsü gibi durur. Her iki felsefe de her şeyden önce fiziksel anlamda heptanrıcıdırlar. Léon Robin Herakleitos’un heptanrıcılığıyla ilgili olarak şöyle der: “Basit çoktanrıcılık karşısında Herakleitos’un felsefi dehasının tepkisi bir heptanrıcılıktır. Mantıksal olarak buradan bütün bir bilgi kuramı çıkar. Logos hem doğada sonsuz olarak dolanan tanrısal düşüncedir hem de insani düşüncedir, ama bu insani düşünce bu tek ve sonsuz akışa katılmaktadır ve böylece bireyselliğini yitirmiştir.” Buna göre Herakleitos’un ahlak anlayışıyla Stoa’cıların ahlak anlayışı arasında koşutluklar hatta büyük bir yakınlık olması gerekir. Ama her şeyden önce şu soruyu sormak gerekir: Herakleitos’un belli bir ahlak anlayışı var mıydı? Elbette bir bilgi kuramından zorunlu olarak bir ahlak anlayışı türetmeye kalkmak yanlışa düşmek olur. Herakleitos her şeyden önce bir küskündü ve ahlak değerlerinin evrensel geçerliliği gibi sorunlarla ilgilenmiyordu. Onun bir ahlak anlayışı varsa bu bir seçkinci ahlak anlayışı olacaktı. Herakleitos’un insandan kaçmaya eğilimli duygu dünyası onu bir ahlakçı tutumu almakta eksik bırakacaktı. Ahlakın temeline seçkinci bakış açısı da konabilirdi, ne var ki Herakleitos yalnız kalmak adına dağlara kaçacak biriyken genelgeçer bir seçkinci ahlakı da geliştiremezdi.

O belli bir ahlak anlayışı temellendirmiş olmasa da Eskiçağ’ın en büyük ahlakçıları olan Stoa’cılara hem bilgi kuramlarını hem ahlak anlayışlarını kurabilmeleri için önemli ipuçları verdi. Bilgi ve evren anlayışı çerçevesinden baktığımızda Stoa’cılık Herakleitos felsefesinin kopyası gibidir, Herakleitos felsefesini öykünüyor gibidir. Herakleitos’un tersine insanı toplumsal bir varlık olarak gören ve her yetkin bireyi ya da felsefenin oluşturduğu bireyi başkalarının yazgısını iyileştirmekle yükümlü sayan ve böyle olmakla düşünce tarihinin ilk gerçek toplumsal ahlakını geliştirmiş kişiler olarak bilinen Stoa filozofları düşünsel dayanaklarının özünü oluşturan doğaya uygun yaşam fikrini belli ki Herakleitos’dan almışlardır. Evrensel ustan pay almış olan insan usu tüm yapıcı ve düzenleyici gücünü bu evrensel usa uygun yaşayarak kazanabilir. Böylece evrensel us ya da Logos insan ussallığının, en genel anlamda da insan yaşamının temel belirleyeni olunca usdışının ahlakta bir geçerliliği kalmaz ya da usdışı ancak ahlaklılığın karşısavını oluşturan bir aykırı kutup olarak kalır. Öte yandan, yalnız yaşamak, hatta bir insan kaçkını olarak yaşamak ve genel insan için bir ortak değerler dizgesi oluşturmaktan kaçınmak ahlakdışı diye belirlenebilir mi? Belki de ya da hatta belli ki Herakleitos kendini kimsede bulunmayan yüce bir erdemliliğin tek öznesi olarak görüyordu. Bu da filozofa genel olarak erdemli yaşam nedir ne değildir sorununu tartışma gereği duymadan gündelik ölçüler içinde gelişigüzel bir yaşam tutturmuş kişileri kendinden ayrı görme hakkını getiriyordu. Buna göre Herakleitos’da, bilgi kuramının da ışığında, belli bir evrensel ahlak anlayışının örtülü bir biçimde de olsa geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Her şeyden önce ortada bir örnek insan vardır, bu da filozofun kendisidir, bu örnek insan her yetkin bireyi ya da yetkin bireylerden oluşmuş bir topluluğu kucaklamaya hazır gibidir. Gene de Herakleitos ahlakının Stoa’cı filozofların çabalarıyla biraz geç bir zamanda, Herakleitos’dan epeyce sonra gerçekleştiğini söyleyebiliriz, Stoa’cıların dilekleri nasıl çok sonra gerçekleştiyse.

 

Herakleitos’un Doğa üzerine adlı yapıtından seçmeler

– Ortak Logos’u izlemek gerekir; o herkesin olsa da, basit insan herkesin özel bir düşünselliği varmış gibi düşünür.

– Güneş bir insan ayağı genişliğindedir.

– Kurbanların kanında kirlenenler boşuna arınmaya çalışıyorlar. Çamurda kirlendikten sonra çamurda yıkanmaya benzer bu.

– Güneş her gün yenidir.

– Her şey duman olsaydı burun delikleriyle tanıyacaktık.

– Karşıt olan yararlı olandır; en güzel uyum kavga edenlerden doğar; her şey uyumsuzluktan oluşmuştur.

– Tam olanla tam olmayanı, uyarlı olanla uyarlı olmayanı, uyumlu olanla uyumsuz olanı, her şey’le bir’i ve bir’le her şey’i birleştirin.

– Her sürüngen topraktan beslenir.

– Hiç uyumayan ateşten kim gizlenebilir?

– Onlar ki ne dinlemeyi ne konuşmayı bilirler.

– Doğduklarında yaşamak ve ölümü bulmak isterler ya da daha çok dinlenmek isterler ve ölüm için çocuk yaparlar.

– Ölüm uyanıkken gördüğümüz tek şeydir, düş uyurken gördüğümüz şeydir.

– Tanrılar ve insanlar savaşta ölenleri yücelttiler.

– En büyük ölüler en büyük yazgıları elde ederler.

– İnsan gece vakti kendi için bir ateş yakar; ölünce söner gider. İnsan uyur yaşamı boyunca, sönmüş gözleriyle bir ölüye benzer; uyandığında uyuyor gibidir.

– Ölümden sonra insanları bekleyen şey ne umduklarıdır ne inandıkları.

– En yetkin insanların her şeye yeğ tuttukları bir yücelik vardır: ölümlülere verilen ölümsüz değer. Ama çoğunluk hayvanlar gibi doymuş yaşamaktan mutludur.

– Yasa bir olanın istemine uymaktır.

– Priene’de Teutamos’un oğlu Bias yaşıyordu, onun ünü öbürlerinin ününü aşar.

– Çok şey bilmek bilgeliği artırmaz, öyle olsaydı Hesiodos’u ve Pythagoras’ı da, ayrıca Ksenophanes ve Hekataios’u da öyle yapardı.

– Bir tek bilgelik vardır: her şeyi ve her yeri yöneten düşünceyi tanımak.

– Kanı’nın kutsal bir kötülük, görüş’ün bir yalan olduğunu söylüyorum.

– Temel olguları gelişigüzel yargılamayalım.

– Bir insan eşsizse gözümde on bin insana bedeldir.

– Karşıtların nasıl bir birlik oluşturduğunu bilmiyorlar: karşı güçlerin birliği, yay’ın ve lir’in birliği gibi.

– Yaşamımızın zamanı, oynayan ve taşları iten bir çocuktur. Bir çocuğun krallığı.

– Görmeyle, işitmeyle, bilgiyle ilgili olanı yeğlerim.

– Kalabalıkların ustası Hesiodos’dur: kalabalıklar onun çok büyük bir bilgiye ulaşmış olduğuna inanırlar. Oysa o günü de geceyi de bilmezdi. Bunlar bir ve aynı şeydir.

– Çıkan ve inen yol bir ve aynıdır.

– Deniz en arı ve en kirli suyu içerir: deniz suyu balıklar için içilebilir ve kurtarıcıdır, insanlar için içilmez ve öldürücüdür.

– Ölüm’ü yaşamak ve yaşam’ı ölmek.

– Yıldırım evreni yönetir.

– İnsanların inançları: çocukların eğlenceleri.

– Onlara çok yakın olan Logos’la, her şeyi yöneten Logos’la uyumsuzluk içindeler ve her gün karşılaştıkları şey onlara yabancı geliyor.

– Uyuyanlar gibi eylememek ve konuşmamak gerekir.

– Arzunun nemli kıldığı ruhlar zevk duyarlar ya da ölürler. Hepimiz ölümü yaşıyoruz, herkes kendi ölümünü yaşıyor.

– Bilmeli ki evren bir savaştır, adalet bir çatışmadır, bilmeli ki tüm oluşum uyumsuzlukla belirlenmiştir.

– En güzel maymun çirkindir: onu insanla karşılaştır.

– Uyanık insanlar için tek ve aynı dünya vardır. Uykuda her insan kendi dünyasına döner.

– Bilgisizliklerini saklamak iyidir, ama bu sefahatte ve sarhoşlukta güç iştir.

– Güneş olmasaydı öbür yıldızlar olsa da gece olacaktı.

– Kendi kendimi araştırdım.

– Tanrısallık için her şey güzelliktir, erdemdir, adalettir. Bazı şeyleri adaletli bazı şeyleri adaletsiz diye belirleyen insanlardır.

– Çemberde başlangıçla bitiş çakışırlar.

– Düşünceleri nedir, kavrayışları nedir? Sokak şarkıcılarına bağlanırlar, kalabalığı önder sayarlar, bilmezler ki insanların çoğu bozulmuştur, çok az insan erdemlidir.

– Varlık her gün birdir. Yazık Hesiodos bunu bilmiyordu.

– Bir gün tüm öbür günlere benzer.

– Sağlığı hoş kılan hastalıktır, kötülük iyiliği doğurur, açlık tokluğu istetir, yorgunluk da dinlenmeyi.

– Düşünce evrenseldir.

– İnsanı sarhoşlukta bir çocuk yönetmektedir, nereye gittiğini bilmeden yalpalar durur o, çünkü ruhu ıslaktır.

– Ephesos’lular hep birlikte kendilerini assalar ve kentlerini maymunlara bıraksalar iyi ederlerdi. Onlar ki içlerindeki en seçkin adamı, Hermodoros’u şu sözlerle sürgüne gönderdiler: “Aramızdan bir adam çıkmasın. Biri çıkarsa gitsin uzaklarda başkalarıyla yaşasın.”

– Doğa gizlenmeyi sever.

– Soğuk ısınır, sıcaklık donar, nem kurur, kuraklık ıslanır.

– İnsan doğal olarak ustan yoksundur.

– Gülünç olacak kadar gülme.

– Onur nişanları tanrıları ve insanları köleleştirir.

– Kirlenmişler temizlerin düşmanıdır.

– Kültür eğitimli insanlar için bir başka güneştir.

– Güvenerek girin, orada da tanrılar var.