Ana sayfa 136. Sayı ‘Ne Ders Olsa Veririz’ Sömürünün vakıflaşmış hali: (Özel?) üniversiteler

‘Ne Ders Olsa Veririz’ Sömürünün vakıflaşmış hali: (Özel?) üniversiteler

272
PAYLAŞ

Geçtiğimiz yıldan bu yana öğrenciliğini “doktora burslu” olarak devam ettiren bir akademi emekçisiyim. Ne Ders Olsa Veririz’e yayın haberleri arasında rastladığımda duyduğum heyecanın, kitabın kapak fotoğrafını gördüğümde tuhaf bir kedere dönüştüğünü belirterek başlamalıyım. Kitap, vakıf üniversitelerinde akademisyen olarak çalışan sosyolog Aslı Vatansever ve psikolog Meral Gezici Yalçın’ın 2014 yılı içinde hazırladıkları bir çalışma. Yazarların “emeğin ve bilginin metalaşmasıyla ilişkilendirdikleri akademik emeğin güvencesizliği” (s.9) konusu, “Türkiye’nin akademik iklimindeki yozlaşmanın sembolü olarak gündeme gelen” (s.20) “sözde” vakıf üniversiteleri üzerinden ele alınmış. Vakıf üniversitelerinin “kamusal ve özel sektörün kesişme alanında” bulunduğu savıyla yola çıkan yazarlar, bu üniversiteleri, işleyişi, tanımı ve akıbeti belirsiz bir işletme biçiminin parçası/öznesi (?) olarak tanımlamakta. Sayısı her geçen gün artan vakıf üniversitelerinin yazarların bahsettiği türde bir işletme biçimi olarak nasıl bir istihdam yarattığı ve aslen bu istihdamın niteliğini ortaya koyan bir çalışma olması bakımından Ne Ders Olsa Veririz önemli bir çaba olarak karşımıza çıkıyor. Çalışmanın yol haritasını temelde prekarya ve prekarizasyon tartışmaları ve bu kavramlar bağlamında akademik emeğin güvencesizleştirilmesi ve vasıfsızlaştırılması iddiası belirliyor.

Metin vakıf üniversitelerinde akademisyenlik yapmış/yapan görüşmecilerin sözleriyle örülmüş. Başlıklarda kullanılan dilin metinsel bütünlüğü desteklediği görülüyor. Bu bağlamda bölüm başlıklarının vuruculuğu (örneğin; “Akademik Mitler ve Kanıksanmış Sömürü”) meselenin hızla toplumsallaşabilmesi anlamında, kitabın akademik çevre dışından da okuyucu edine(bile)ceğini gösteriyor; bunu, vakıf üniversitesinde güvencesiz çalışan bir akademisyen adayı olarak önemli buluyorum. Toplumsallaşma meselesi bağlamında Ne Ders Olsa Veririz için bir güncellik parantezi açmak isabetli olacaktır. Geçtiğimiz yıl yapılan veri çalışması, güvencesizliğin üniversitede yarattığı anomaliyi çok yönlü olarak görme imkânı yaratıyor. Metin dipnotları arasında da karşılaştığımız yakın zamanda İletişim Yayınevi’nin bastığı Guy Standing imzalı Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf da hem konunun hem de Ne Ders Olsa Veririz’in güncelliği nedeniyle okunacaklar listesine eklenebilir. Diğer taraftan, çalışmayı vakıf üniversiteleri özelinde gerçekleştirmiş olsalar da, Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın’ın kuramsal çerçeveyi tarihsel bir perspektifle vererek konuyu devlet/kamu üniversiteleri nezdinde de ele aldıkları görülüyor. Akademik emeğin güvencesizleş(tiril)mesi konusu, her iki üniversite yapısı ya da işletme biçimi için ortak bir sorun olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu türden çalışmaları, ortaklığı da sorunu da yok edecek çabalar olarak görmek mühim.

Ne Ders Olsa Veririz güvencesizliğin akademik bilgi üretimi üzerinde bıraktığı hasarı ele alan bir çalışma değil. Tabii ki bunu çalışma açısından bir eksiklik olarak değerlendirmek yanlış olur. Akademinin durumunu emeğin güvencesizleştirilmesi üzerinden tartışmak muhakkak ki verimli, fakat akademik bilgi üretimine etkileri de her defasında bu tartışmalara dahil edilmeli. Görüşme alıntılarında yer yer akademik bilgi üretiminin niteliğine ilişkin yorumlara rastlamak mümkün. “Akademik hayattaki yardımcı doçentlik, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar sanki bilimsel yeterliliğin birer yan getirisi gibi değil de, etik olmayan bu ortamda kişisel güvenceyi sağlamanın birer aracı gibi algılanmaktadır.” (s.194) “Akademisyenlerin örgütsüzlüğü” başlığı altında geçen bu cümle, yukarıda bahsetmeye çalıştığım meseleyi de içeriyor. Bilimsel yeterliliğin Türkiye akademilerine “özgü” ölçütleri oluşmuş gibidir ve bu görüntü özellikle sosyal bilimler açısından pek parlak değil. Akademik bilgi üretiminin daha çok nicel olarak önemsenmesinin ardında, sadece akademik emeğin güvencesizleştirilmesi mi yatıyor? Ne Ders Olsa Veririz, bu ve bunun gibi akademi açısından hiç de yeni olmayan ve fakat çözümlenememiş/gündemleşememiş sorunları akla getirmesi bağlamında kıymetli bir çaba olarak karşımızda duruyor. Ayrıca, kitabın metodolojik olarak da farklı konularda kullanılabilecek güncel bir örnek oluşturduğunu söyleyelim. Mülakat tekniği ve söylem analizi akademik bilgi üretimindeki sorunların ifşa edilmesi için kullanılabilir mi ve kullanıldığında ortaya çıkacak eserlerin konuya katkıları nasıl olur türünden sorular, kitabı incelerken zihnimin bir köşesinde yer etti. Belki kitap bilimsel üretimdeki yozlaşmanın hem nitel hem nicel ifşasına yönelik çalışmalar için de bir örnek oluşturur.

Ne Ders Olsa Veririz akademilerin yeniden inşasının mümkün olduğuna ilişkin sıkı sıkıya tutunmak istediğimiz umuda katkısı yadsınamayacak bir çalışma. Yeniden inşa için gerekli olan örgütlü mücadele idealini gerçekleştirmek, akademinin güvencesizleştirilen unsurları olarak bize düşüyor. Nihayetinde, neoliberal anlayışın akademi üzerinde kurduğu baskıyı yok etmenin yolu, yine akademik emeğin örgütlü mücadelesinden geçmekte.

– Ne Ders Olsa Veririz, -Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü-; Aslı Vatansever, Meral Gezici Yalçın, İletişim Yayınları, Şubat 2015, 268 s.