Ana sayfa 152. Sayı Hile deyip geçmemeli…

Hile deyip geçmemeli…

219
PAYLAŞ

Bu sayının kapak dosyası: Hile. “Hile” konusu, çok farklı boyutlarıyla, farklı bilim dallarının nesnesi olarak ele alınabilir ve bambaşka yerlere gidilebilirdi. Konuyu bütün boyutlarıyla ele almak gibi bir iddiamız yok; hatta çerçeveyi mümkün olduğunca daraltmaya çalıştık ki, hakkını verebilelim. “Hile” konusunu, yönetmenin biliminin, daha geniş anlamıyla siyasetbiliminin bir altbaşlığı olarak ele aldık. Yani konuya siyasetbilimi açısından yaklaştık. “Toplumsal” bir kavram olarak tartıştık “hile”yi. Bunun bile oldukça geniş bir alan olduğunu, bu konuda da son derece yüklü bir külliyat bulunduğunu, dosyamızın ancak bir “giriş”, bir “dokundurma” niteliği taşıyabileceğini belirtmek gerekir. Gelecek sayılarımızda devam ederiz.

Dosyamız üç unsurdan oluşuyor. İsviçreli sinolog Harro von Senger, Çin’in 36 strategeminin (savaş hileleri) öyküsünü anlatıyor ve “hile” kavramının Çin’de ve Batı’da farklı kavranışının nedenlerini tartışıyor. Senger’in ülkemizde de yayınlanan “Strategemler” adlı üç ciltlik eserinin (Anahtar Kitaplar, Çev. Mekin Özbalta) önsözlerinden derlendi bu yazı. Patrick Dupouey’nun Machiavelli ve ünlü eseri “Hükümdar”ı değerlendirdiği yazısı ise, Sosyal Yayınları’ndan çıkan “Hükümdar”a (Çev. H. Kemal Karabulut) yazdığı önsözden derlendi. Yayın Yönetmenimiz Ender Helvacıoğlu ise dosyaya yazdığı sunuşta, savaş sanatının yönetim sanatından koparılarak ele alınamayacağını, yönetim sanatının sınıfsal niteliğini ve “hilesiz bir toplum”un olup olamayacağını tarihteki örnekler üzerinden tartışıyor. Dosyanın ilgiyle okunacağını ve tartışılacağını umuyoruz.

Dergimizdeki iki yazıyı daha vurgulamak istiyoruz. İlki hem zoolog hem de jeolog olan Prof. Dr. Mehmet Sakınç’ın en az Galapagos Adaları kadar ilginç bir yer olan Madagaskar’a yaptığı geziden notları: “Evrimin merkezine yolculuk”. İkincisi ise İzlem Gözükeleş’in internetin geleceğini tartışan makalesi: Gidişat “milli internet”lere doğru mu?

***

Dergiyi hazırlarken sevindirici haberler aldık. Büyük bir adanmışlık ve yoğun ve özenli bir emekle üretildiğine uzaktan da olsa tanık olduğumuz, okurlarımızdan Kıvanç Sezer’in ilk filmi “Babamın Kanatları”, 23. Uluslararası Adana Film Festivali kapsamında verilen 18 ödülün 7’sine layık görülerek, festivale damgasını vurdu. İş kazaları özelinde, bir Kürt inşaat işçisinin dramı üzerinden inşaat sektörünün acımasızca sömürdüğü emekçilere odaklanan filmin, bir ilk film olarak yakaladığı başarı, emekçileri sinema gündemine yeniden taşımış olmasının önemi bir yana, insana ve aşkla üretilen işlere dair umudumuzu da çoğalttı. Kıvanç Sezer özelinde bütün ekibi kutluyor, filmin Kasım ayında vizyonda olacağını okurlarımıza duyurmak istiyoruz.

***

Geçtiğimiz ay acı haberler de aldık. Hem kendi alanı olan beyin cerrahisinde dünya çapında özgün ve önemli katkılar yapmış, hem iktidarın müdahalesinden önce başkanlığını yürüttüğü TÜBA ile ülkemiz biliminin gelişmesi için değerli çabalar göstermiş Prof. Dr. Yücel Kanpolat’ı yitirdik. Yakınlarının ve ülkemiz bilim topluluğunun başı sağ olsun. F klavyenin mucidi İhsan Sıtkı Yener’i de kaybettik. Q klavyeye bir türlü alışamayan ve F klavye kullanmaya devam eden Bilim ve Gelecek yazıişleri ekibi için ayrı bir önemi vardır Yener’in. Öyküsünü yazmak boynumuzun borcu olsun. Ve tabii sevgili Tarık Akan… Bütün Türkiye’nin başı sağ olsun. Dostlukla kalın… Hile deyip geçmemeli…

Bilim ve Gelecek