Ana sayfa 138. Sayı Evrene dair bir resim ortaya çıkıyor!

Evrene dair bir resim ortaya çıkıyor!

368
PAYLAŞ

Cansu Bozdağ

“Doğa yasalarının ve genelde tekdüzeliğin hesabını vermenin tek yolu  bunların evrimin sonucu olduklarını saymaktır.”

Charles Sanders Peirce, The Architecture of Theories (Kuramların Mimarisi)

“Biz yıldız tozuyuz.” Zihnimizde büyük bir etki yaratan ve artık anonimleşen bu söz, evrenin oluşumuna dair pek çok soru ve cevabı içinde gizliyor. Oluştuğumuz hidrojen dışında her şeyin yıldızlarda kaynaştığını öğreneli henüz 70 yıldan daha az zaman oldu. Lee Smolin, fizikçi olarak uzun yıllar boyunca kuantum kuramı ile göreliliği birleştirecek bir kuramı inşa etme yoluna gitmiş. Bunun sonucunda, evrene dair bütün soruların ancak bize doğanın kapsamlı bir resmini verebilecek tek bir kuramda birleştirilmesiyle cevaplanabileceği fikrini ortaya atmış.

20. yüzyılda elde edilen bilgiler gerçekten müthiş! Peki, bu aşamadan sonra evren nasıl bir görünüm kazanacak? Lee Smolin, kitabında bu sorunun yanıtını veriyor. Atomculuktan sicim kuramına, felsefe ve dinden kozmolojiye pek çok konuya dokunuyor. Elbette en çok Einstein’ın ismini anıyor. Kozmoloji ve kuantuma, evrenin bir ilişkiler şebekesi olduğuna ve nihayet zamanın evrimine değiniyor. “Sonsöz” kısmında notların yanı sıra evrim ve kozmolojik doğal seçilimin sınanmasıyla ilgili bilgiler bulunuyor.

“Evren nedir?” sorusunun tarihsel yanıtları

MÖ 6. yüzyılda filozoflar evrenin boş uzayda devinen büyük sayılardan oluştuğunu düşünüyorlardı. Bu fikir kesin bir biçimde Aristoteles tarafından reddedildi. “Atomculuk” adı verilen bu düşünce o dönemlerde epey kurcalandı. Antikçağ filozofları, herhangi bir şeyin atomlarına ayrıştırılarak açıklanabileceğini ancak düşleyebiliyorlardı. Evrenin oluşumu ve evrimine dair bilgimiz yıllar içinde gelişti. 20. yüzyılda ise artık kuarklar üzerine çalışmaya başladık; atomun içinde bulunan şeylerin içindeki şeyler üzerine. Bugün bu bilime sahibiz!

“Başka başka evrenler varmış gibi görünür. Halbuki bunlar her monadın başka monaddan farklı olan bakış noktasına göre, tek evrenin türlü görünüşlerinden başka bir şey değildir”, der Leibniz 1714 tarihli Monadoloji adlı kitabında.

18. ve 19. yüzyılın fizikçileri evreni büyük bir saate benzetiyorlardı. Bununla anlatmak istedikleri şey, hareketin basit ve determinist yasalarına uymasıydı, tıpkı bir sarkacın tıkırtıları gibi. Bu yüzden “hareket bilime”, “mekanik” diyorlardı; bu kelime aynı zamanda makinelerle de ilişkiliydi. Bu fikir Newton fiziğiyle bütünleşiktir. Saat ister çarklardan, ister türlü maddelerden yapılmış olsun, eninde sonunda duracaktır. Newton gerçekten de bir saatin temsil ettiği bu durum için, gezegenlerin, yörüngelerinde momentum yitirip helis çizerek Güneş’e düşmelerinden kaygılanmıştır. Buna karşı kozmik saatin ebediyen çalışması için de saatçinin zaman zaman inerek gezegenlerin yörüngelerinde kalmaları için biraz olsun dürtme gerekliliğini düşünmeye çok yatkındır. Ancak 19. yüzyıl sonlarına doğru Güneş Sistemi’nin kararlı olduğu kanıtlanmıştır.

Evreni hâlâ pek bilmiyoruz…

Lee Smolin, kozmolojik doğal seçilim ve kendini örgütleme süreçleri gibi fikirleri de yokluyor. Bir bakıma fizik kuramlarının Platoncu modeli bırakarak evrenin açıklanmasında, biyolojide olduğu gibi, tarihsel ve istatistiksel açıklamalar yoluyla bir kavrayışı benimsediğini vurguluyor. Eğer bilmediklerimize bir anlam vereceksek, hâlâ neler öğrenmek istediğimizi, gerçekten de neler bilmemiz gerektiğini düşündüğümüzde, evreni bilişimizdeki bu dönüşüm döneminin henüz doruğa ulaşmadığından bir kuşkumuz yok. Henüz ürkütücü derecede bilmediğimiz şey olduğu ortada…

Zaman ve değişmenin kendilerinin birer yapı olup olmadığı konusu bir yana, tüm bunlardan bağımsız olarak evreni algılamanın yolu olabilir mi? İnsan zihninin düşleyebileceklerinde gerçek bir sınır olup olmadığı bilinemiyor, ama bu sorular üzerine düşünmek insan zihnini algılama ya da dilin sınırlarını aşmaya daha çok yaklaştırıyor.

Sonuç olarak, 20. yüzyılda çok büyük bir ilerleme kaydettiğimiz bir gerçek. Ancak Smolin’e göre, genel görelilik ile kuantumun henüz birleştirilememiş olması, evrenin ne olduğuna ilişkin elimizde inanabileceğimiz tek bir resim olmadığı anlamına geliyor. Basit olarak ifade etmek gerekirse, bir çocuk evrenin ne olduğunu sorsa ona anlatacak pek çok kuramımız var, fakat tam anlamıyla elimizde hiçbir şey yok! Lee Smolin’in savunduğu görüş, evrendeki nesnelerin tüm özelliklerinin yalnızca nesneler arasındaki ilişkilerin birer yanı olduğudur. Dolayısıyla bunlar

herhangi bir mutlak ya da sabitlenmiş ardalan yapısına bağlanmadan betimlenebilecekleridir. Kulağa karmaşık gibi gelse de Smolin, dikkate değer bir vargıya ulaşıyor. Genel göreliliğin anlamlı olması evrenin karmaşık olmasını gerektirir. Öte yandan kuantum kuramının bütün evrene uygulanacak bir yorumunu evren yeterince karmaşık olmadıkça edinemeyiz. Çünkü bütün evrenin kuantum kuramını anlamlı kılmayı hedeflediğini bildiğimiz her girişim, evrenin karmaşık ve çeşitlilikle sarmalanmış bir biçimde olduğunu varsaydığımızda başarılı olur.

– Evrenin Yaşamı, -Geçmişten Geleceğe Evrenin Evrimi-, Lee Smolin, Çev. R. Ömür Akyüz, Alfa Yayıncılık, Mayıs 2015, 423 s.