Ana sayfa Bilim Öyküleri Büyük Alman fizikçinin Nazilerle imtihanı: Planck trajedisi!

Büyük Alman fizikçinin Nazilerle imtihanı: Planck trajedisi!

5584
PAYLAŞ

Ender Helvacıoğlu

Kuantum kuramının öncüsü büyük fizikçi Max Planck’ın 70’li yaşları, Almanya’nın kritik bir dönemine denk düşer: Hitler önderliğindeki Nazi partisinin politik iktidara yürüdüğü ve ele geçirdiği 1930’lu yıllar.

Max Planck (1858-1947) 20. yüzyılın başında öncülük ettiği kuantum kuramıyla fizikte devrim başlatan büyük bir biliminsanıdır. Kendi adıyla anılan “Planck sabiti”ni ve “Planck ışınım yasası”nı bulan, 1918 Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi Alman fizikçi, sadece Almanya’da değil tüm dünyada fizikçilerin saygın öncüsü, bilim topluluğunun tartışılmaz otoritesidir.

Nazileri ‘uzlaşarak dizginleme’ çizgisi

Max Planck’ın 70’li yaşları, Almanya’nın kritik bir dönemine denk düşer: Hitler önderliğindeki Nazi partisinin politik iktidara yürüdüğü ve ele geçirdiği 1930’lu yıllar.

Planck muhafazakâr bir dünya görüşüne sahiptir. Daha doğrusu katıksız bir devletçidir; Alman milliyetçisidir. Bir diğer büyük fizikçi Max Born onun bu tutumunu, “Devlete hizmet biçimindeki Prusya geleneği onda derinden yer etmişti” diye ifade edecektir. Planck, Alman devletinin Alman bilimindeki timsalidir bir anlamda.

Planck, Nazizme karşıdır. Hitler’in “uçuk” fikirlerinin ve uygulamalarının Almanya’ya ve Alman bilimine zarar verdiğini düşünmektedir. Fakat Nazilerin hükümet etmeye başladıklarında ister istemez köklü Alman devlet gelenekleri tarafından dizginlenecekleri ve aşırılıklarından vazgeçecekleri görüşündedir. Dolayısıyla “uzlaşarak dizginlemek” biçiminde formüle edilebilecek bir muhalefet çizgisini benimser.

İstemeye istemeye ‘Heil Hitler!’

3. Reich’ın ilk yıllarında saygın bir devlet araştırma kuruluşu olan Kaiser Wilhelm Gesellschaft’ın (KWG) başkanı olan Max Planck, bir enstitü açılışı dolayısıyla konuşma yapacaktır. Fizikçi P. P. Ewald olayı şöyle anlatıyor:

“Hepimiz Planck’a bakıyor, açılışta ne yapacağını görmek istiyorduk. Çünkü o sıralarda bu tür açılışlara ‘Heil Hitler!’ ile başlamak resmi bir tutum haline getirilmişti. Elini yarım yukarı kaldırdı ve sonra indirdi. Bunu ikinci bir kez daha yaptı. Sonra, nihayet, eli tamamen kalktı ve ‘Heil Hitler!’ dediği duyuldu.”

Planck, araştırma kurumunu tehlikeye atmamak için bunu yapmak zorunda olduğunu söyleyecektir. Olay 1934 yılında geçiyor. Oysa daha 1933’te, Nazi iktidarının ilk yılında, Alman bilim kurumlarında acımasız bir Yahudi tasfiyesi yaşanmış, Yahudi bilimciler Devlet Memurları Yasası ile işten çıkarılmış ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. İçlerinde, başta Einstein olmak üzere, Richard Caurant, Paul Hertz, James Franck, Erwin Schrödinger, Max Born, Fritz Haber, Hans Bethe gibi büyük bilimciler de vardır.

Hitler’den azar işitmek

Planck gelişmelerden büyük kaygı duymakta ama bir orta yol bulma çabasının tek geçerli politika olduğunu düşünmektedir. Uzlaşmaya ve çatışmaları uzlaştırma çabasına devam eder.

Albert Einstein, Planck Madalyası’nı Max Planck’ın kendi ellerinden alıyor (1929).

Örneğin, o dönemde Almanya’yı terk ederek Nazilere karşı sert bir muhalefet çizgisi izleyen ve “vatan haini” ilan edilen Einstein hakkında, hem “onun büyüklüğü Kepler ve Newton’unkiyle karşılaştırılacak düzeydedir” deme cesaretini göstermekte, hem de bunu “Einstein politik çıkışlarıyla Akademi’nin kendisini kazanmasını imkânsız hale getiriyor” diyerek dengelemektedir.

Planck’ın KWG’nin başkanı sıfatıyla Hitler’i ziyaret etmesi ve aralarında geçen diyalog da simge olaylardan biridir. Planck, Hitler’i, Yahudiler arasında ayrım yapılması gerektiği, sırf Yahudi oldukları için bilimcilerin işten atılmasının, örneğin Einstein gibi büyük bilimcilerin kaybının Alman bilimine zarar verdiği noktalarında ikna etmeye çalışır.

Hitler nettir: “Bu doğru değil. Yahudi Yahudi’dir. Bütün Yahudiler kene gibi birbirlerine yapışırlar. Bir yerde bir Yahudi varsa diğer bütün Yahudiler hemen orada toplanırlar.” diyerek büyük biliminsanını azarlar.

Planck bir şeyler daha anlatmaya çalışırken, Hitler aniden konuyu değiştirir ve sesini gitgide yükselterek öfkelenir. Saygın bilim adamı “Benim için susmaktan ve çekip gitmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı” diyecektir.

Max Planck’ın Naziler tarafından idam edilen oğlu Erwin Planck.

Uzlaşmanın ideolojik temeli

Uzlaşarak dizginleme çizgisini sadece bir “hayal” olarak nitelemek yanlış olur. Bu tutumun bir temeli vardır. Çoğu muhafazakâr ve Alman milliyetçisi entelektüel, Nazilerin “aşırılıklarına” karşı çıkarken, aslında onların “büyük amaçlarını” paylaşmaktadır: Birinci Dünya Savaşı sonunda kırılan Alman onurunun yeniden kazanılması, Versay Antlaşması’nın getirdiği yüke son verilmesi, ortak çıkarlar için kişisel isteklerden vazgeçilmesinde özveri gösterilmesi…

Bu büyük amaçlar uğruna -gelip geçici olduğu sanılan- bazı aşırılıklara göz yumulmaktadır.

‘Biat et, oğlun kurtulsun!’

Max Planck yaşamının son yıllarında büyük bir trajedi yaşar. Yaşamda kalan tek oğlu 1944’te Hitler’e suikast suçlamasıyla yakalananlar arasındadır. Naziler yaşlı Planck’a şu “basit” öneriyi getirirler: “Nazizme inanç ve bağlılık duyurusunu imzala, oğlun idamdan kurtulsun!”

Uzlaşmaya devam edemez Max Planck! (bu son tutumuyla biz onu saygıyla anmaya devam ediyoruz)

Duyuruyu imzalamayı reddeder. Oğlu idam edilir. Fakat bu olayı kaldıramaz, büyük acılarla geçen birkaç yılın sonunda o da yaşama veda eder (1947).

Tarihte hiçbir şey tekerrür etmez. Eğer ders çıkarılırsa…

Kaynak

– Alan D. Beyerchen, Nazi Döneminde Bilim, Çev. Haluk Tosun, Alan Yayıncılık, Ekim 1985