Ana sayfa 140. Sayı Ortadoğu’da bir İngiliz arkeolog ve ajan: Gertrude Bell

Ortadoğu’da bir İngiliz arkeolog ve ajan: Gertrude Bell

1651
PAYLAŞ

Çeviren: Gözde Yazıcı

Arabistan merkezindeki Hail’e yaptığı ünlü gezisi Gertrude için farklı anlamlar içermektedir: Tarihsel bir ana tanıklık ederken hem Britanya’nın Ortadoğu planları için gönüllü ajandır, hem de fiziksel olarak çölü fethetmek, bölge insanının manevi ve ahlaki kodlarını çözmek gibi yaşadığı dönem açısından oldukça zorlu engelleri bir kadın olarak aşmaktadır.

Sunuş

Oxford Ulusal Biyografi Sözlüğü’nde yer alan “Bell, Gertrude Margaret Lowthian (1868–1926)” (çevirimiçi edisyon Ocak 2008) maddesinden özetlenerek çevrilmiştir. Başlık ve arabaşlıkları biz attık. Yazar: Liora Lukitz

Gertrude Bell, 14 Temmuz 1868’de Durham / Washington Hall’da doğar. Demir ustası ve ikinci kuşaktan baronet olan Thomas Hugh Bell ve ilk eşi Maria’nın en büyük çocuğudur. Sanayici büyükbabası Sir Isaac Lowthian Bell’in etkisiyle varlıklı bir ortamda yetişir. Annesinin erken ölümü Gertrude’a acı günler yaşatır. Bu kaybın Gertrude’un kendi ayakları üzerinde durup bağımsız yaşamakla ilgili düşüncelerini geliştirdiği söylenebilir. Bu yıllar onu iradesi güçlü bir ergen olarak biçimlendirirken, bir yandan da örtük bir duygusallık ve kırılganlık içindedir.

Babası ve Gertrude arasındaki özel bağ ilişkilerinin sürmesini sağlar. Hugh Bell’in ilk evliliğinden olan çocuklarına bağlılığı Florence Olliffe ile olan evliliğini etkiler. Florence, genç Gertrude ve Maurice’in kalbini kazanmak için çok uğraşmasına ve ölen annelerinin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışmasına rağmen, kendi iki çocuğu Hugh Lowthian Bell (1878–1926), Florence Elsa (1880–1971) ile birlikte ailenin dinamikleri kaçınılmaz olarak değişir. Bu beşlinin en büyüğü olarak, Gertrude entelektüel zenginliği ve sportif faaliyetlerdeki başarısı ile kardeşlerine liderliğini kabul ettirir. Gertrude’un zorluklarla baş etme dürtüsü inanılmazdır. İnatçı ve hazırcevap olan Gertrude diğer genç kadınlardan ayrışır. Bu yetenekler, çalışkanlığı ile birleşince, onu Londra’daki Quenn’s College’de ve 1886’da girdiği Oxford Üniversitesi’ndeki Lady Margaret Hall’de olağanüstü bir öğrenci haline getirir. Akranları onun sportif yeteneklerini hayranlıkla izler; Gertrude yüzme, eskrim, kürek, tenis ve hokey gibi branşlarda kendisini kanıtlarken; aynı zamanda iyi bir okur ve kendine güvenli, güçlü bir karakterdir. İki yıl boyunca günde 7 saat çalışarak, modern tarih dalında 1888’de birincilik kazanır.

Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra, ailesi tarafından Avrupa turuna gönderilir. 1888-1889 arası üvey annesinin kız kardeşi Mary ve eşi Sir Frank Lascelles ile Bükreş’te kalır. Frank Lascelles Romanya’da diplomat olarak görevlidir. Gertrude, mektuplarında Domnul olarak geçen Times’in Doğu Avrupa sorumlusu Valentine Chirol ile karşılaşması vesilesiyle, siyaset dünyasının önde gelen isimleriyle tanışır. Hindistan Valisi Charles Hardinge ile tanışıklığı Gertrude Bell’in 1. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu üzerinde etkin rol oynayacak olmasının yolunu açar. 1889’un başlarında İstanbul’u ziyaret eden Bell, İngiltere’ye sonraki yıl döner. Üç yıl, Londra ile ailesinin yaşadığı Redcar arasında geçer. Redcar’da kız kardeşlerinin eğitimiyle ilgilenirken üvey annesine de yardım işleri için destek verir. Yaz dönemlerinde karıştığı Londra’nın sosyal ortamları, yaşamı boyunca bırakmadığı sigara alışkanlığını edinmesine neden olur.

Doğu’ya ilk yolculuk

Lascelles’in büyükelçisi olduğu dönemde İran’ı da ziyaret eder. 1892’de yaptığı bu ziyaret Bell’in hayatında romantik bir deneyim yaşadığı ve yazınsal yeteneğine özgü belirtilerin ortaya çıktığı bir dönüm noktası olur. Bu ziyaret, Bell’in büyükelçilik birinci sekreteri Henry Cadogan ile nişanlanma niyetini reddeden ailesi tarafından kesintiye uğrar. Bell’in Tahran’dan ayrılmasından kısa bir süre sonra ölen Cadogan’ın finansal sıkıntıları ve kumar borcu olduğu bilinmektedir. Cadogan’ın ölümü Bell’i duygusal olarak etkiler, Doğu’ya ilişkin kişisel ilgisini pekiştirir; öyle ki Doğu, Batı’daki soğuk, tatminsiz kişisel ilişkilerden kaçıp sığındığı bir liman olur. İngiltere’ye döndüğünde mektuplarından uyarlanacak gezi notlarının yayımlanması  (Safar Nameh: Persian Pictures, 1894) konusunda ikna olur. Gezisinden önceki kış boyunca, Oryantalizm konusunda uzmanlaşmış akademisyen Sanford Arthur Strong ile birlikte Farsça üzerine çalışmıştır. 1897’de hazırladığı Doğu’nun mistik şairlerinden Hafız’ın şiirlerinin çevirisinden oluşan bir kitap (Poems from the Divan of Hafiz) basılır.

Gertrude 1890’lı yıllar boyunca ailesi ve arkadaşlarıyla Fransa, Almanya, İtalya ve İsviçre’ye yolculuk eder. 1897-1898 boyunca, kardeşi Maurice ile birlikte buharlı gemiyle bir dünya turu gerçekleştirir. Ateist olan Gertrude 1902-1903 arasında benzer bir geziyi dini inancı kuvvetli üvey kardeşi Hugo ile yapar. Bu gezide Hugo’nun inancını zayıflatmak hususunda başarı elde edemez, Hugo daha sonra vaiz olacaktır. 1899-1904 yıllarının yazlarında Ulrich ve Heinrich Fuhrer kardeşlerin rehberliğinde Alpler’de bir dizi keşif gezisine çıkar. Bu gezilerde Bell’in fiziksel dayanıklılığı, cesareti, kararlılığı karakterinin belirgin özellikleri olarak iyice belirginleşir. Ağustos 1899’da Meije’nin, sonraki yaz ise Mont Blanc zirvelerinin üstesinden gelir.

Mezopotamya ve Anadolu arkeolojisine ilgi

Gertrude Bell’in Doğu’ya ilgisi bölgeye yaptığı yolculuklarla artar. 1900’lerin başında Alman konsolosu Friedrich Rosen’in daveti üzerine gittiği Kudüs’te Arapça bilgisini geliştirir. Petra, Palmira ve Baalbek gibi antik kentleri keşfetmek üzere at sırtında gezer. Bunlar Bell’in ilk çöl yolculuğu serisi olur ve Suriye arkeolojisine duyduğu merakı harekete geçirir. Anadolu’daki Bizans kiliseleri üzerine yoğunlaşan ilgisi nedeniyle 1905’in Haziran ayında Kudüs’e döner ve Suriye Çölü-Konya arası bir yolculuğa girişir. Arkeolog Sir William Ramsay ile tanıştıktan sonra daha kapsamlı araştırmalar yapmak üzere bölgeyi tekrar gezmeye karar verir, bu sırada ilk bulguları Revue Archéologigue’de yayımlanır. Yolculuğunun Suriye kısmına ait izlenimleri “Suriye: Çöl ve Savan” (Syria: The Desert and The Sown, 1907) başlığıyla yayımlanır ve 1. Dünya Savaşı öncesi gezi literatürünün klasiklerinden biri haline gelir. Kitap politik olarak Osmanlı’nın Arap kentleri/kasabaları üzerindeki ağır etkisini ve bu ağır etkinin Bedevilerden kaynaklandığını anlatır. Kitabı, Bell’in Ortadoğu gezilerinin Batı’daki ev ve aileyle ilgili yaşama özgü kısıtlamalardan bir kaçış olduğunu da ortaya koymaktadır.

Gertrude Bell, Kral Faysal (sağdan ikinci ile) ve İngiliz Heyeti ile piknikte.

Anadolu’daki mimari ve arkeolojik araştırmalarına 1909’da kaldığı yerden devam eder. Mayıs 1907’de Ramsay’a katılarak, Konya’daki Binbir Kilisesi’ni, Bizans ve Hitit kalıntılarını inceler. Bölgedeki Bizans kiliselerinin kronolojik olarak saptanmasına katkı sunar. Ramsay’a göre daha pratik olduğundan, Osmanlı kazı takımını Gertrude Bell yönetir. Ağustos 1907’de Ramsay’la birlikte Britanya’ya dönen Bell bulgularını “Binbir Kilise” (1909) adıyla kitaplaştırır. Bell, kitabın yapılar ve Hıristiyan kilise mimarisiyle ilgili önemli ve büyük kısmının yazarıdır.

Gertrude Bell’in bir sonraki araştırma gezisi, 1909’da Fırat Nehri kıyılarındaki Roma ve Bizans hisarlarını incelemek üzere Mezopotamya’ya olur. Bell’in bu gezisi daha öncesinde Batı dünyasının tanımadığı bir bölgeyi kapsadığından, büyük bir başarı olarak saygı görür. Yolculuğuna Halep’ten başlar, Mart 1909’da Ukhaidir Sarayı’na ulaşır ve Bağdat- Musul yolu üzerinden Anadolu’ya varır. Bu yolculuk Bell’in en ünlü eserlerinden biri olacak olan “Amurath to Amurath” (1911) adıyla kitaplaşır. Kitap, İngiliz ajanı ve 1907’ye  kadar Mısır Başkonsolosu olan Evelyn Baring’e (first earl of Cromer) ithaf edilmiştir. Kitabını “imparatorlukların yükseldiği ve yok olduğu boş bölgeyi devralanların ağzından gündelik hayatı kayda alma girişimi” olarak tanımlar. Bell’in bu eseri; 1908’de Jön Türkler’in politik yükselişiyle birlikte fikirlerinin imparatorluk coğrafyasına yayılması ve Osmanlı İmparatorluğu himayesindeki Arap bölgelerinde yaşanan değişim (yabancı kitapların ve çalışmaların yayınlanabilmesi, ifade özgürlüğü ve bağımsızlık hareketlerinin -özellikle Müslüman olmayan azınlıklar için- yükselişi gibi diğer gelişmeler) açısından da önemlidir. Evelyn Baring’e İngiltere’de Jön Türkler hareketine sempatiyi artırma hususunda kendisine yardım etmesi için tavsiyede bulunur.

1911’de Mezopotamya’ya yaptığı bir sonraki keşif gezisinde Bell Ukhaidir Sarayı’na ilişkin daha ayrıntılı bir inceleme yapma imkânı bulur, bu incelemeyi kişisel eskiz ve çizimlerini bir Alman akeoloji grubuyla değiştokuş ederek zenginleştirir. Fırat Nehri’nin batı kıyısında, Bağdat’ın yaklaşık 120 mil güneybatısında kalan saray, erken dönem İslam mimarisinin yaşayan en iyi örneklerini içermektedir. Ukhaidir Sarayı 1908-1909’lere kadar bilimsel olarak keşfedilmiş değildir. Louis Massignon’un başlangıç notları Bulletin de l’Académie des Inscriptions et Belles Lettres (Mart 1909) ile Gazette des Beaux-Arts (Nisan 1909) ve kendi çalışması Mission en Mésopotamie (1910) içinde yayımlanmıştır. Gertrude Bell’in Hellenic Journal’da (1910) yayımlanan bulguları, “Ukhaidir Camisi ve Sarayı: Erken İslam Mimarisi İçin Bir Çalışma” (The Palace and Mosque of Ukhaidir: a Study in Early Mohammadan Architecture, 1914) isimli arkeolojiye en önemli katkısı sayılan eseri için bir ön çalışma niteliğindedir. Bell’in mektuplarında Ukhaidir, Antik Mezopotamya ile modern Irak arasındaki tarihsel sürekliliğin ulusal bir sembolü olarak belirir. Bell 1909-1911 arası Osmanlı Mezopotamyası’ndaki arkeolojik gezisinin sonuçlarını da (erken dönem Hıristiyan mimari örneği Tur Abdin) çeşitli yerlerde yayınlar.

Kadınların oy hakkının karşısında!

Bell seyahatlerine kimi zaman büyükbabasının evinde ara verir. 1914 öncesi yıllarda Bell, göze çarpan sosyopolitik çalışmalara imza atar, İngiltere’de kadınlara oy hakkı tanınmaması için kampanyalar düzenler. Temmuz 1908’de bu anlayışın ürünü olarak kurulan Kadınların Ulusal Anti-Oy Hakkı Birliği (Women’s National Anti-Suffrage League) isimli birliğin kurucu üyesi ve daha sonra kuzey bölgesi başkanı olur: Birlik, 1910’da Lord Cromer başkanlığındaki Kadınlara Oy Hakkına Karşı Ulusal Birlik’in (National League for Opposing Woman Suffrage) çatısı altına girer.

1921’de toplanan Kahire Konferansı’ndan bir fotoğraf. Gertrude Bell (ikinci sıra. soldan ikinci), Winston Churchill (oturanlar ön sıra, soldan dördüncü), T. E. Lawrance (ikinci sıra, sağdan dördüncü).

Bell’in ailesi de bu konuda ikiye bölünmüştür: Babası ve üvey annesi kadınlara oy hakkı tanınması fikrine karşı çıkmaktayken üvey kız kardeşi Molly Trevelyan ise bunun anayasal bir hak olduğunu savunmaktadır. Gertrude “anti-oy hakkı” görüşünü benimseyen varlıklı, imparatorluk taraftarı bir kadın grubunun içinde yer alır. Mary Ward’s Yerel Yönetimler İlerleme Komitesi’ni desteklemektedir. 1912’de kurulan bu komite, kadınların yerel hükümet içinde uzmanı oldukları alanlarda (sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi) etkin biçimde çalıştırılabilecekleri iddiasını savunur.

Arabistan ve Arap Bürosu Dönemi

1907’de Konya’da tanıştıklarında, İngiliz Ordusu konsolos vekili olarak çalışan evli subay Charles Doughty-Wylie Bell’in hayatındaki erkek olur. Doughty-Wylie’nin Ağustos 1913’te Rounton’a ziyareti sonrası birbirlerine aşk mektupları göndermeye başlarlar. Bell’in yolculuklarının sonraki safhası, ilişkilerindeki başarısızlığın ortaya çıkardığı kişisel karmaşa, yalnızlık ve kararsızlıktan bir kaçış olarak görülebilir.

Haziran 1913’te Kraliyet Coğrafya Topluluğu’na üye seçildikten kısa bir süre sonra, topluluğa kadınların üyeliğinin yolu açılır. Arabistan merkezindeki Hail’e yaptığı ünlü gezisi (1913-1914) Bell için farklı anlamlar içermektedir: Tarihsel bir ana tanıklık ederken hem Britanya’nın Ortadoğu planları için gönüllü ajandır, hem de fiziksel olarak çölü fethetmek, bölge insanının manevi ve ahlaki kodlarını çözmek gibi yaşadığı dönem açısından oldukça zorlu engelleri bir kadın olarak aşmaktadır.

Aralık 1913’te Bell, Şam’dan deve kafilesiyle yola çıkar. Diğer yolculuklarında olduğu gibi, Arap rehberlerden oluşan heyetin içindeki tek Avrupalı’dır. Amman üzerinden Nefud Çölü’nü geçerek Şubat 1914’te Hail’e ulaşır. Bell, Amir İbn Rashid’in yokluğunda şeyhleri tarafından 11 gün tutsak edilir. Bağdat’a dönerken, Mayıs 1914’te, Şam’a varır. Yolculuk notlarını yayınlamak niyeti savaş nedeniyle sekteye uğrasa da, 1918’de Kraliyet Coğrafya Topluluğu tarafından altın madalya ile ödüllendirilir, ölümünden sonra D. G. Hogarth, Bell’in notlarını Geographical Journal’da (1927) yazar. Doughty-Wylie yararına yayımlanan bir derginin Amman-Şam bölümü ile birlikte Bell’in yolculuk boyunca tuttuğu günlüğü 2000 yılında basılır. Yolculuğa ait günlükleri ve mektupları 1. Dünya Savaşı arifesindeki Arabistan’da şehir yaşamının ve gelenek-göreneklerinin renkli tasvirlerini içerir. Çölün daha önce keşfedilmemiş alanlarını içermesine rağmen, en kayda değer keşif gezisi değildir; çünkü 1906’da tanıştığı Lady Ann Blunt aynı bölgeyi bir kuşak önce gezmiştir. Elbette ki 10 yıldan fazla bir zamandan sonra Hail’e ulaşan ilk Avrupalı olarak Osmanlı yönetimindeki Rashidler hakkında topladığı bilgiler diplomatik önem taşır.

Bell, 1. Dünya Savaşı’nın ilk ayları boyunca Kızıl Haç’ta kayıp ve yaralı askerlerin araştırılması için görevlendirilir. Boulogne görevinin ardından Şubat 1915’te ana karargâhı yeniden organize etmek üzere Londra’ya çağırılır. Nisan 1915’te Doughty-Wylie’nin Gelibolu’da ölmesi yıkıcı bir darbe olur, ondan sonra Bell kendini tamamen Ortadoğu politikasına vakfeder.

1915 sonbaharında Kahire’deki ordu istihbarat biriminin İngiliz unsurlarına destek verecek savaş öncesi Arabistan’ı bilen bir uzman arayışı Bell’in karşısına bölgeye dönüşünü sağlayacak fırsat olarak çıkar. Arkeolog D. G. Hogarth’ın davetiyle Kasım 1915’te Kahire’ye ulaşır. Takip eden yıllarda resmen Arap Bürosu ismiyle anılacak bu organizasyon, Ocak 1916’da Britanya’nın bölge politikasını yeniden oluşturmak üzere ordu genel karargâhı istihbarat bürolarına ek olarak kurulur. Başlangıçta Hogarth’ın yönetiminde, görevliler arasında Ronald Storrs, Kinahan Cornwallis, G. P. Dawnay ve T. E. Lawrence (Arabistanlı Lawrence) bulunur. Amaçları Osmanlıların bölgeden ayrılışını hızlandırmak ve savaş bittiğinde Ortadoğu üzerinde hegemonyasını sağlamak üzere Britanya ile Araplar arasında bağ kurmaktır.

Bell, 1916’nın başlarında Lord Hardinge tarafından Hindistan’a çağırılır. Hindistan Bürosu’nun imparatorluk politikası Arap Bürosu’nun çalışma düzeninden farklıdır. Arap Bürosu Britanya’nın bölgedeki varlığını sürdürmesi için yükselen Arap milliyetçiliğini istismar etmeye hazır; daha pragmatik, esnek ve bir anlamda sinsi stratejiler geliştirir. Bell, Mezopotamya Keşif Gücü askeri istihbarat birimindeki görevine ek olarak Arabistan ve Sina Yarımadası’ndaki Bedevi aşiretlerine ait bilgi toplamakla görevlidir. Haziran 1916’da Basra’da keşif gücünün üst düzey bürokratı olan Sir Percy Cox’un yardımcısı olarak atanır. Bell ekipteki resmi unvanlı tek kadındır. Bu yıllarda, savaş dönemi Ortadoğu’suna özgü en iyi bilgi kaynağı sayılabilecek Hogarth’ın Arabian Report ve ünlü Arab Bulletin çalışmalarına önemli katkılar sağlar.

Irak’ta Şark Sekreterliği

Gertrude Bell Mart 1917’de Osmanlıların elinden alındıktan sonra Bağdat’ta, Mezopotamya’nın sivil idaresinde Cox’un sağ kolu olarak rol üstlenir. 1917’de İngiliz Şövalyelik Nişanı ile ödüllendirilir. Cox’un bir anlaşma üzerinde çalışmak üzere Tahran’a geçmesiyle, halefi Yarbay Arnold Wilson’a hizmet vermeye başlar, fakat ilişkileri Bell’in kendi politik stratejilerini öne çıkarma çabaları nedeniyle kolay olmaz. Bell, Wilson’un Hindistan Bürosu’ndaki üstleriyle onun aleyhine gizli planlar yürütür.

Bell ile Wilson arasındaki anlaşmazlıklar kişilik çatışmasından ibaret değildir, Irak’ın geleceği üzerine derin görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Arap özyönetim ihtimaline şüpheci yaklaşan Bell, Mısır’da savaş sonrası ele geçirilen Osmanlı arazilerinde uygulanan modelin bir benzerini tercih etmektedir. Ancak 1919’daki Paris Barış Konferansı’na katıldıktan sonra İngiliz danışmanlarının rehberliği yerine Arap yönetim fikrine ısınır. Hindistan Bürosu’nun yönetim metotlarına inanan ve otonomi vaatlerini reddeden Wilson, Bell’in daha liberal bulduğu yaklaşımının karşısında durur; Bell ise bölgede İngiliz varlığının tesisi için Arap yönetiminin en iyi ve ucuz yol olduğu kanısındadır ve amaçlarını gerçekleştirmek için Wilson’un arkasından entrikalar çevirmektedir. “Mezopotamya’da Kendi Kaderini Tayin Hakkı” (Self-determination in Mesopotamia, 1919) ve Suriye Ekim 1919’da (Syria in October 1919) başlıklı iki hatıratında da, Arap özyönetiminin uygulanabilir seçenek olduğunu savunur. Wilson tarafından oluşturulan heyetin resmi raporu olarak hazırladığı “Mezopotamya’da Sivil Yönetimin Gözden Geçirilmesi” (Review of the Civil Administration of Mesopotamia) metniyle övgü toplar. Bu çalışması Irak’ın aşiret bölgerinin sosyal koşullarını geniş biçimde ele alan bilgi kaynağı olarak öne çıkar.

Ekim 1920’de Sir Percy Cox’un bölgeye yüksek komisyon üyesi olarak dönüşüyle birlikte, Bell de Şark Sekreteri olarak önemli rol üstlenir. Bell bu görevini ölümüne dek sürdürür. Cox bölgede yerel yönetici liderliğinde bir şehir meclisi kurmak çabasındadır, Bell bu yöneticiyle yakın bir ilişki kurmuştur.

Gertrude Bell, Sir Herbert Samuel ve Ürdün Kralı Emir Abdullah ile Ürdün’de, 1921.

Savaş sonrası Britanya’nın yaşadığı finansal zorluklar ışığında Winston Churchill (dönemin sömürge bakanı), İngilizlerin Irak’tan çekilmesine sıcak bakar. Fakat Mart 1921’de İngiliz Ortadoğu yöneticilerinin katıldığı Kahire Konferansı sonrasında, Irak’ta İngiliz yöneticilerin rehberliği altında bir Arap rejiminin tesis edilmesi (Cox ve Bell’in hazırladığı) görevini üstlenir. Bu dolaylı yönetim sistemi, zaman içinde genç devletin hazinesi için ağır bir yük oluşturur ve Iraklı milliyetçiler bu durumun ülkenin bağımsızlığına giden yolda bir engel oluşturduğu fikrini savunur. Bu sırada Bell ise Faysal Bin Hüseyin’in Irak Kralı olması hususunda belirgin bir rol üstlenir. Ağustos 1921’de Faysal krallığını ilan eder. Kral Faysal’ın yakın danışmanı olan Bell’in “Hatun” olarak anılması bu döneme rastlar. İngiltere-Irak arasında manda için süren müzakerelerde ve anlaşmada (Ekim 1921) masada bulunur.

Kurucu meclis seçimlerinde ve seçim yasasının oluşturulmasında görev alır. Kralın ve İngiliz yüksek komisyon üyelerinin temsili önceliği olurken, nüfusun tüm kesimlerini kapsayacak bir yasa oluşturulmasına çalışır. Irak İçişleri Bakanı ve Kral’ın kişisel danışmanı olan Kinahan Cornwallis ile birlikte 1923 protokolünün imzalanması sürecine de müdahil olur. Bu protokolle Irak’ın Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye ile sınırları belirlenir. Protokolde Musul meselesi için bir çözüm vardır; Bell ayrıca bölgenin ekonomik, adli, ve askeri konularında, Arapça’nın anadil olarak kabulü gibi yan anlaşmalarda da görev alır. Irak’ın yeniden yapılandırılmasında eğitim konusunda da çalışmalar yürütür.

Irak’ın yeni anayasası kabul edildikten sonra (1924), Gertrude Bell’in Irak’taki pozisyonu sarsılır. Cox’un halefi Sir Henry Dobbs ile arası iyi değildir. Son dönem mektupları Irak’ta görevi bitmekte olan Bell’in duygularının barometresi gibidir. Bell’in aşkına açıkça kayıtsız görünen Cornwallis, Bell’i kedere, yalnızlığa ve hayal kırıklığına sürükler. Bell teselliyi arkeolojide bulur, Bağdat’ta kurulacak milli müze için kaynak geliştirir. Müze 1923’te açılır. Savaş sonrası Bell’in ailesinin finansal durumu da kötüye gitmiştir, fakat İngiltere Bell için bir başka tesellidir. 1925 yazında İngiltere’den Irak’a hasta olarak dönen Gertrude Bell 11/12 Temmuz’da yatağında ölür. 12 Temmuz günü İngiliz askeri mezarlığına gömülür. Ölüm nedeni aşırı dozda uyku ilacıdır. Yakın arkadaşları hayatını sonlandırdığı kanaatindeyse de, bu iddiayı doğrudan kanıtlayacak bir bulgu elde edilmemiştir.