Ana sayfa 175. Sayı Büyük ödül

Büyük ödül

3944
PAYLAŞ

Ali Törün

12 yaşında tümevarımla kanıtı öğrenir ve matematiğe âşık olur. 13 yaşında matematik tarihçisi Eric Bell’in beş yüz seksen sayfalık Büyük Matematikçiler isimli kitabını yutarcasına bir haftada okur.

1968’de Saint Joseph Lisesi’nin ortaokul bölümüne gider. O dönemde okulun efsane matematik öğretmeni olan Hanri Matalon’un öğrencisidir. Matematikte neyin neden doğru olduğunun, yani ispat kavramının önemini ondan öğrenir. Matalon’un onu matematik okul takımına almamış olmasına içerleyerek, “intikam” için gece gündüz haftalarca çalışarak Matalon’dan o zamanların söylentisine göre ikinci kez 100 alan öğrenci olma başarısını gösterir.

İsviçre’de lise öğrencisiyken lüks bir restoranın bodrum katında bulaşıkçı olarak çalışır. Bir gece restoran müşterilerinden biri aşağıda mutfakta çalışanlara bir tepsiyle en pahalısından, en güzelinden birer kadeh konyak göndererek “Arkadaşlar ben de sizin çalıştığınız yerden geliyorum. Afiyet olsun.” notunu iliştirmiştir. Gecenin 1’ünde canı burnundayken, kocaman bir kazanla boğuştuğu sırada gelen bu ikramı ömrü boyunca unutmayacak, yaratılan her şeyin ardındaki emekçileri hep hatırlamak gerektiğini ifade edecektir.

Matematik lisans eğitimi için Paris’teyken felsefeye merak sarar, Sorbonne’un felsefe bölümüne, üçüncü sınıfa yazılır. Ders boyunca ayağa kalkmayan, karatahtayı hiç kullanmayan, kürsüden tek düze bir sesle notlarını okuyan hocaların girdiği derslerden çok sıkılır, bırakır dersleri. Sadece çok ünlü bir hocanın dersini takip eder. Bir gün o derste öğrencilerden gelen bir soru üzerine hocanın dakikalarca lafı geveleyip, “Çocuklar bilmiyorum” dememiş olmasının ardından o dersi de bırakır ve sonrasında bir hocanın bir şeyi bilemediğinde “bilmiyorum” demesi gerektiğine her fırsatta vurgu yapar.

Askerlik için Türkiye’ye geldiği sırada “orduyu isyana teşvik” suçundan tutuklanarak yargılanır. Beraat ettiği halde pasaportu verilmediği için işine dönemez. Sonunda pasaport alarak 1987-89 arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başlar.

1995’te babası Aziz Nesin’i kaybeder, Amerika’da California Üniversitesi’nde profesör düzeyinde üretken bir matematik araştırma kariyerinden vazgeçmek zorunda kalarak Nesin Vakfı’nın başına geçer. O günlerde birçok Nesin Vakfı gönüllüsü Vakf’ın geleceğinden endişe duyuyordur: Ülkemiz için önem ve değeri çok yüksek olan bu sosyal proje yaşayacak mı acaba? Bu soru yaklaşık on yıl içinde çok güzel bir biçimde yanıtlanacaktır. Vakıf gün geçtikçe güçlenir, bakım ve eğitim gören çocuk sayısı kuruluş yıllarının beş altı katına çıkar.

2009’da İstanbul’da yaşanan sel felaketi Nesin Vakfı’nda çok ağır hasara neden olmuştur. Bodrum kat tamamen su altındayken giriş katı bir buçuk metre kadar suya gömülü, tiyatro salonu, kütüphane, mutfak gibi birçok alan tanınmaz haldedir. Küçük çocuklar anneleriyle birlikte İstanbul’daki Vakıf evlerine gönderilmiştir. Bu olayda çok çarpıcı bir gelişmeyse çocukların Aziz Nesin arşivini inanılmaz bir sürat ve işbirliğiyle kurtarmış olmalarıdır. Aziz Nesin’i hiç görmemiş olan bu çocukların sabah uykularından uyanır uyanmaz 3000 dolayında dosyayı kütüphaneden ikinci kata taşımış olmaları Vakıf’taki eğitimin niteliği ve etkisinin somut bir göstergesi olarak tarihe not düşülmüştür.

Sel felaketi sonrası Vakıf’ın hayata döndürülmesi onun “Sürekli ileriye bakmaya ant içtik, mücadeleye devam!” sözleriyle özetlenebilecek öncülüğüyle gerçekleşir. Günümüzde onlarca çocuk ve gence barınma ve eğitim olanağı sağlayan Nesin Vakfı ülkemizin göz bebeği bir sosyal projesidir.

1990’larda Bilim ve Ütopya’da sekiz yıl boyunca popüler matematik yazıları yazar. Bu yazılar ve o dönemde yayımlamaya başladığı popüler matematik kitapları birçok matematiksever üzerinde derin etkiler yaratmıştır. Matematik ve Korku, Matematik ve Oyun, Matematik ve Sonsuz, Matematik ve Gerçek, Matematik ve Sanat, Matematik Canavarı gibi birçok popüler matematik kitaba imza atarak çocuk, genç, yaşlı her kesimden insana matematiği sevdirmenin ötesinde matematiğe farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Matematik felsefesinden paradokslara, matematiksel düşüncedeki estetik ve güzelliğin rolünden sanata, matematiksel oyunların büyüleyici dünyasından matematiksel kanıta kadar çok farklı alanlarda ustalık ve ince bir mizahla kaleme aldığı yazılarla ülkemiz matematiğinde bir ilke imza atmıştır. On binlerce baskı yapan bu kitaplar sayesinde birçok öğrencinin (“okul matematiğinin” aksine) matematiğin aslında “anlamak” ve “keşfetmek” üzerine kurulu olduğunu öğrendiklerini söylemek hiç de yanlış olmaz.

2003’te Matematik Dünyası dergisinin editörlüğünü üstlenir. Böylece benim gibi matematik düşkünü birçok kişi için zevkli ve heyecanlı bir dönem başlamıştır; çünkü artık Matematik Dünyası birbirinden ilginç makalelerle dolu tam 112 sayfa olarak yayımlanıyordur. Derginin tirajı ilk sayıda beş kat artarak 6000’e ve sonraki sayılarda 10.000’e ulaşır. Bugün her sayısının satışı 20.000’i aşmıştır. Magazin dergilerinin bile yakalayamadığı bu tiraja bir matematik dergisiyle ulaşmış olmak ülkemiz matematiği için adeta bir devrimdir! O yıllarda Matematik Dünyası’nın etkisinde kalan birçok liseli genç matematikçi olmayı tercih eder.

11 yıl boyunca onun editörlüğünde yayımlanan Matematik Dünyası’nın yayın kurulunda bulunma şansını yakaladığım dönemde dergi editörünün o müthiş çabasını şaşkınlıkla izlerdim. Editörden öylesine üretken metinler geliyordu ki, biz yayın kurulu olarak düzeltme okuması yapmaya yetişemiyorduk!

O, hiçbir zaman salt bir akademisyen olmamış, adeta bir eğitim gönüllüsü, bir aktivist gibi çalışmıştır. Akademik düzeyde yazdığı birçok matematik kitabının yanı sıra verdiği konferanslar ve açtığı yaz okullarıyla matematik eğitimine büyük katkılar sağlamıştır. Eğitim verdiği üniversite öğrencilerinin yetersizliğini görerek, onları önce akşamları evinde, sonra hafta sonları Nesin Vakfı’nda ağırlar, bu da yeterli olmayınca 10 yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli yörelerinde her yaz 6-7 haftalık yaz okulları düzenler. Ulusal çaptaki bu yazokulları büyük bir ilgi görür ve zamanla her yaz konaklanacak, yemek yenilecek, ders yapılacak, çalışılacak, mekânların bulunmasının zorlukları karşısında sadece matematiğe ayrılmış bir mekân yaratma fikri gelişir.

2007’de onun ve Sevan Nişanyan’ın öncülüğünde bağışlar ve gençlerin gönüllü emeğiyle Nesin Vakfı’nın arazisi üzerinde Matematik Köyü projesi hayata geçer. Devlet defalarca Köy’ü kapatmaya yeltenir ama sonuç alamaz, çünkü matematik yapmak, matematik eğitimi vermek suç olamaz. İlk büyük miktardaki bağış, yaşayan en büyük matematikçilerden biri olan Robert Langlands’tan gelir ve Köy’ün ilk kapalı dersliğinin adı Robert Langlands dersliği olur.

Köy’ün kurulduğu ilk yıllar… Çam ve zeytin ağaçlarının arasına inşa edilen büyük ölçüde ahşap, taş, saman ve çamurdan yapılar… Ve o, Köy’ün inşası sırasında çadırda kalarak müthiş bir özveriyle günde 8 saat ders verir. Bir matematik profesörünün günde 8 saat ders vermesini yadırgadığımı söylediğimde verdiği yanıt çok anlamlıdır: “Bu bir eğitim mücadelesi, bu ülkenin gençlerine olan borcumu ödüyorum!”. Sonrasında, günümüze değin ve halen, yılda yaklaşık 1000 saat ders vererek o olağanüstü eğitim koşusunu sürdürür. Hem de öylesine coşkuludur ki, onun derslerini izleyenlere de bulaşır bu coşku, bu heyecan, merak ve öğrenme isteği.

Matematik Köyü’nü 2007’den bu yana birçok ulustan ve farklı yaş gruplarından 60.000’i aşkın öğrenci ziyaret edip eğitim alır. Onun matematik eğitimi ve matematiğin tanıtımı alanında yaptığı çalışmalar küresel ölçekte eşi benzeri olmayan büyüklüktedir. Ve bu süreç onu geçtiğimiz ay, Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin Leelavati ödülünü (Matematiğin Nobel’i olarak kabul edilen) matematik eğitimi alanında dört yılda bir verdiği o büyük ödülün sahibi yapar.

Ali Nesin… Matematiğe, eğitime, topluma adanmış bir ömür… 12 yaşında başlayan ve durmaksızın büyüyen matematik tutkusu… 16 yaşında emeğin gücünü ve değerini anlayıp, sonrasında da topluma borçlu olduğunu düşünerek borcunu ödeyebilmek için her türlü zorluğun üzerine üzerine giden bir matematikçi…

Daha nice ödüllere… Bu güzel yolculuk hiç bitmesin! Aşağıda Ali Nesin’in bu ödül üzerine kaleme aldığı “Ödüldaşlarıma” yazısını paylaşıyorum.

Ödüldaşlarıma

Matematiğe olan duyarlılığın artmasına katkıda bulunmam dolayısıyla Uluslararası Matematik Birliği’nin çok prestijli Leelavati Ödülü’ne layık görüldüm.

Bu ödülü büyük ölçüde Matematik Köyü sayesinde aldım. Matematik Köyü’nü de ben tek başıma oluşturmadım tabii ki. Üç beş kişi de oluşturmadı. Matematik Köyü’nün arkasında yüzbinler vardır. Yoksa benim etim ne budum ne? Projenin başını çektiğim için ödül bana veriliyor, ben de emek verenlerin namına, hepimizin adına ödülü alıyorum.

Bunlar öyle alelade beylik süslü sözler değil, gerçeğin ta kendisi.

Ülkeden kovmayı becerdiğimiz Sevan Nişanyan’ın cesareti olmasaydı bu Köy olmazdı. Yaratıcılığı ve becerisi olmasaydı da bu Köy bu kadar güzel olmazdı. Sevan’ın sevimli olmaktan başka hayatta beceremeyeceği hiçbir şey yoktur! Yarattığı güzelliklerin bedelini 3,5 yıl hapis yatarak ve yurdundan kaçarak ödemiştir. Bu ödül onundur da.

Başlangıçta, çalı çırpıdan içine girilemeyen 10 dönümlük bir arazi ve Sevan’la ortak kurduğumuz hayallerimiz vardı. Bir de bir haftada biteceğini öngöremediğimiz 20.000 dolar gibi bir para… Çalı çırpıya ve hayallerimize ilk bağışı verenin adını (rahatsız olur diye) söylemeyeceğim. Bize inandı ve cebindeki son üç beş kuruşunu verdi. Köy’ün ilk kahramanlarındandır. Bu ödül onundur da.

O para da bitince halka sığındık. Ama ortada bir şey yok, sadece ham hayaller var… Ham hayallere kim para verir? İşçiden, köylüden, memurdan, öğretmenden, emekliden, gençlerden ve hatta harçlıklarını biriktiren çoluk çocuktan 200.000 doların üstünde bağış geldi. İnanılır gibi değil. Ama kaçınılmaz biçimde yine para bitti. Yine halka başvurduk. Yine bitti… Sonra Felsefe ve Sanat köyleri dedik… Yine karşılık buldu çağrımız… Bu Köy babamın ifadesiyle “varından değil, yoğundan veren” halkımızın katkısıyla vücut bulmuştur. Bu ödül onlarındır da.

Tabii halkımızın bu güveni babamın sayesinde. Bu ödül onundur da.

Dedim ya paramız yoktu. Vakıf çocukları, benim çocuklarım ve öğrencilerim ve başka okullardan gelen öğrencilerden teşekkül, 14-24 yaş arası 50 kişilik bir gönüllü amele ordusuyla inşa ettik bu köyü. Açık havada yattık, yemeğimizi taşın üstünde pişirdik, elele, omuz omuza verdik… Bu ödül onlarındır da.

Bir inşaat yapmak ya da bir kurum kurmak zor olabilir, ama sonuç olarak sonu olan bir uğraştır. Sonu olan uğraşlardan korkmamak lazım. Ama sonu olmayan uğraşlar insanı kendinden eder. Tecrübeyle biliyorum. Köyü kurduk, iyi güzel de, bu köyü nasıl yaşatacağız?

Sağolsunlar, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından meslektaşlarım gönüllü ders vermeye geldi. Alexandre Borovik birincisiydi. Önceden tanıdığım ya da tanımadığım yüzlerce hoca tatilinden kıstı, ailesinden çaldı, yol parasını bile kendi cebinden ödeyerek büyük bir fedakârlıkla her yaz Köy’e geldi. Bu ödül meslektaşlarımındır da.

Köy’e gelenler bilir, genç bir çalışan kadromuz vardır. Gece gündüz demezler. Fedakâr, özverili, dürüst, çalışkan, yardımsever… Bu Köy onların evidir, ailesidir, yurdudur. Neredeyse varlıklarının nedenidir. Bu ödül onlarındır da.

Peki ya öğrenciler olmasaydı? Yüzbinlerce öğrenci olmasaydı bu Köy yaşayabilir miydi? Bin yaşasınlar ve çoğalarak yaşasınlar!

Başlangıçta küçücük bir köy kuracaktık. Taş çatlasa 100 kişilik. Devlet ve TÜBİTAK programlarımızı destekler diye düşündük. Yanıldık. Bürokrasi gerekli inşaat izinlerini vermedi. Köyü kaçak yapmak zorunda kaldık. TÜBİTAK da bir yıl sonra siyasi nedenlerle Köyü desteklemeyi reddetti. Destek almak bir yana, bir de üstüne para cezaları ödedik. İkinci yıl, yaşamak için büyümek zorunda olduğumuzu anladık. Yukarıda da değindiğim gibi halkımıza başvurduk. Eğer o yıllarda TÜBİTAK Köyümüzü yılda 30-40 bin lira gibi cüzi bir miktarla destekleseydi, büyümek zorunda kalmazdık, dolayısıyla bu ödülü de alamazdık. Ödül onların değil hiçbir biçimde, ama doğrusu bir teşekkürü hak ediyorlar!

Şimdi önümüzde bir lise projesi var. Sıradışı, olağanüstü, eşi benzeri görülmemiş bir proje. Eğitim hakkındaki düşüncelerimizi sarsabilecek çapta bir proje. İzin almak için denemediğimiz yol kalmadı. Dört ayrı cepheden ret cevabı aldık, hem yerel yönetimlerden hem de merkezî yönetimden. Tıkandık. Sanki ülkeye düşman geldi! Ne istesek reddediyorlar. Önünde sonunda bir okul kurmak istiyorum. Umarım bu ödül bize bu kapıyı açar. O zaman her zamanki gibi yine sizlere başvuracağım. Bizim sizden başka kimsemiz yok ki.

Matematik Köyü ve diğer köylerimiz, yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş, gözyaşartıcı bir imece örneğidir. Emeği geçen herkesi paylaştığımız ödülden dolayı kutlarım.

Daha nice imecelere…

Ali Nesin