Ana sayfa Astronomi Güneş Sistemi gaz ve toz bulutundan mı oluştu?

Güneş Sistemi gaz ve toz bulutundan mı oluştu?

816
PAYLAŞ
Güneş Sistemi'ni gösteren bir illüstrasyon

Derleyen: Uğur Erözkan

Günümüzde galaksimizden çok uzaklarda bulunan gökcisimlerinin varlığına, özelliklerine, oluşumlarına ilişkin çok sayıda bilgi sahibiyiz. Neredeyse her ay gazetelerde “dünya benzeri gezegen keşfedildi” haberleri okuyoruz. Her ne kadar bu haberlerin bir kısmı bilimsel gelişmeleri popülerleştirme adına abartılmış ya da çarptırılmış bazı bilgiler içerse de astrofizik disiplininin son birkaç on yılda çok büyük bir atılım gerçekleştirdiği ve bu sayede karanlık uzaya ilişkin birçok bilinmezin aydınlatılmış olduğunu inkar edemeyiz.

Peki, gezegenimize hatta galaksimize çok uzak gök cisimleri hakkında detaylı bilgiler edinebilme noktasına nasıl gelindi? Çok değil, bundan 100 yıl öncesine kadar gezegenimizin içinde bulunduğu Güneş Sistemi hakkında bile bilgilerimiz sınırlıydı. Örneğin, Güneş Sistemimizin nasıl oluştuğuna ilişkin genel geçer kabul görmüş bir kuram henüz oluşturulamamıştı. Bu konuya ilişkin, 50 Soruda Evren kitabında (1) Çağlar Sunay’ın şu satırları oldukça ilgi çekici bazı bilgiler veriyor:

Güneş Sistemi gaz ve toz bulutundan mı oluştu?
“Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin iki temel hareketi vardır. Gezegenler, hem Güneş’in çevresinde hem de kendi eksenlerinde döner. İki hareketin yönü de aynıdır: Güneş’in kendi ekseninde döndüğü yöndedir, yani sisteme yukarıdan bakıldığında, saatin tersi yönde. Bunun yanında bütün gezegenler Güneş’in çevresinde, neredeyse aynı düzlemde ilerler. Gezegenlerin yörünge düzlemlerinde yalnızca birkaç derecelik bir fark vardır.

“Güneş Sistemi’nin üyelerinin her iki dönüşünün de aynı yönde oluşu, doğal olarak hepsinin aynı kökenden geldiğini, dönen tek bir yapıdan ortaya çıktıklarını düşündürür. Gerçekte bu düşünce hiç de yeni değildir; ilk dile getirilişi 18. yüzyıla kadar uzanır. İsveçli düşünür Emanuel Swedenborg tarafından 1734’te ortaya atılmıştır. Düşünceyi, daha sonra Immanuel Kant geliştirmiştir.

Samanyolu gibi sarmal gökadalardaki maddenin yüzde 10 kadarı gaz ve tozdan oluşur. Bunun da büyük bölümü, Güneş Sistemi’nden yüzlerce, hatta binlerce kat büyük ama şekilsiz bulutsularda bulunur. Gökadamızın değişik bölgelerinde de çok sayıda bulutsu vardır. Resimdeki Kartal Bulutsusu gibi bazılarının içlerinde yeni yıldızların doğduğu bölgeler yer alır.

“Kant’a göre uzayda yavaş yavaş dönen büyük gaz bulutları kütleçekim kuvvetinin etkisiyle giderek içlerine çöker, küçülür ve yassılaşırdı; sonunda da bir yıldız ve onun çevresinde dönen gezegenler oluşurdu. Buna benzer bir oluşum modelini, 1796’da Laplace Markisi Pierre-Simon da ileri sürmüştür. Bulutsu varsayımı olarak bilinen bu model, Güneş’in ve gezegenlerin oluşumuna yönelik ortaya atılan ilk bilimsel modeldi. Buna göre ilk başta ağır ağır dönen, dev bir gaz ve toz bulutu vardı. Bulut kütleçekim kuvvetinin etkisiyle giderek küçüldü, yoğunlaştı, hızlandı ve bir dizi aşamadan geçerek Güneş’e ve onun çevresinde dönen gezegenlere, uydulara ve Güneş Sistemi’nin bütün öteki üyelerine dönüştü. İleri sürüldüğü dönemde mantıklı ve tutarlı görünen bu modelin zamanla birçok hatalı yanı olduğu anlaşıldı. Model 20. yüzyılın başlarında gözden düştü ve terk edildi.

“Daha sonra Güneş Sistemi’nin oluşumuna yönelik yeni fikirler ortaya atıldı. Örneğin, Güneş’in yakınından geçen ya da ona hafifçe çarpan bir yıldızın Güneş’ten madde kopararak gezegenleri oluşturduğu ileri sürüldü. Bir başka teoriye göre de bir zamanlar Güneş bir ikili yıldız sisteminin ikinci yıldızıydı. İlk yıldız süpernova yaparak içeriğinin büyük bölümünü uzaya saçmıştı ve bu hammaddeden de Güneş’in çevresindeki gezegenler oluşmuştu. Ne var ki gerçekleşme olasılıkları düşük ya da fazlasıyla zorlama olduğu hissedilen bu kuramların hiçbiri gökbilimcilerce tam olarak benimsenmedi.

“1960’lı yıllarla başlayan ve günümüze dek hızla gelişen gezegen araştırmaları sayesinde, Güneş Sistemi’nin bütün üyelerine ilişkin çok fazla veri elde edildi. Bu sayede daha önce anlaşılmayan birçok konu açıklığa kavuşmaya başladı; kuşkusuz bazı yeni ve zor sorular da ortaya çıkmadı değil. Zamanla gezegenlerin nasıl oluştuğuna ilişkin de bir model geliştirildi. Bugün yaygın kabul gören yeni model, Sovyet gökbilimci Victor S. Safronov’un 1960’lı yıllardaki çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Laplace Markisi’nin 200 yıl önce ortaya attığı modeli çağrıştıran ama ayrıntılar farklı olan bu yeni model Güneş Sistemi’nin yapısını ve üyelerinin birçok özelliğini tutarlı olarak açıklayabiliyor. Model ilk başlarda, doğal olarak yalnızca Güneş Sistemi için kullanılıyordu. Ama başka yıldızların çevresinde dönen gezegenler keşfedildikçe, evrensel bir kuram olarak görülmeye başlandı. O yıldızların ve onların gezegenlerinin de artık Güneş Sistemi’ndekine benzer bir süreçten geçerek oluştuğu düşünülüyor. Bu kuramın temelini oluşturan “güneş bulutsusu”na benzeyen bazı yapıları, artık güçlü teleskoplar sayesinde çevremizdeki birçok genç yıldızın çevresinde de görüyoruz.”

Kaynak:
1) Sunay, Çağlar, 50 Soruda Evren, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, İstanbul, 2011, ss. 38-40.