İstanbul, depremi bekliyor!

367

Bugüne kadar elde edilen bilgileri ve kayıp risklerini incelediğimizde önümüzdeki dönemde İstanbul’un yeniden deprem tehlikesinin belirlenmesine ağırlık vermek ve “büyük deprem olacak mı olmayacak mı” tartışmalarında kaybolmak yerine, bütüncül bir mekânsal planlama yaklaşımıyla öncelikli risk alanlarında risklerin azaltılması eylemleri için daha fazla çaba harcamamız gerektiği anlaşılmaktadır.

17 Ağustos 1999’da Kocaeli-Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki depremin neden olduğu can kaybı sayısı ve yarattığı tahribat tüm ülkede bir travma oluşturdu. O deprem bir şehir depremiydi. Deprem, nüfusun ve sanayinin yoğun olduğu, milli geliri yüksek bir şehirde ortaya çıktı. İnsan ve ekonomi kayıplarının büyüklüğü depremin bir milat olarak anılmasına neden oldu. Bu depremin batıya doğru Kuzey Marmara Fayı üzerinde yarattığı gerilim artışına dair sismolojik bulgular, İstanbul’un yakın bir gelecekte büyük bir depremle karşı karşıya olduğunu gösterdi (1, 2, 3). Yirmi birinci yılını bitirdiğimiz bu büyük yıkıma neden olan depremin bir benzerinin Marmara Denizi’nde olduğunda nüfusu 20 milyona koşan kadim şehir İstanbul’da nasıl sonuçlar doğurabileceği üzerine birçok çalışma yapıldı (4, 5, 6, 7, 8). Bir bölümü halen süren benzer çalışmalar beklenen büyük İstanbul depremi olarak nitelenen depreme ilişkin ne zaman olacak, kaç büyüklüğünde olacak, merkezi nerede olacak, kırılan fayın boyu ne kadar olacak, tek yönlü mü yoksa iki yönlü mü kırılacak, kilitlenen yerleri var mı, tsunami yaratacak mı gibi sorular halen soruluyor ve yanıtlar aranıyor. İzmit körfezinin ağzından Prens Adaları’nın güneyine doğru uzanan, Silivri ve Tekirdağ’ın açığından Mürefte-Şarköy’ü geçerek Saros Körfezi’nin batısına ulaşan Kuzey Anadolu Fayı’nın önemli bir kolu olan Kuzey Marmara Fayı, beklenen büyük depremin mekânı olacaktır. Kuzey Marmara Fayı Yassıada ve Sivriada’ya 3 km, diğer adalara 8 km, Anadolu yakası kıyılarına ortalama 14 km, Avrupa yakası kıyılarına ise 10 km ile 24 km arasında değişen uzaklıklarda yer almaktadır.

Son bulgulara göre İstanbul’un deprem tehlike ve riskleri nedir?
Son 2000 yıllık Marmara depremleri geçmişine baktığımızda büyüklüğü 7 ve daha büyük deprem sayısının 39 olduğunu görüyoruz. 8500 yıllık kültürel miras izlerini barındıran bu coğrafya çok kez depremlerden etkilenmiş, Marmara Denizi kıyılarında 37 tane tsunami oluşmuş ve bu afetler çok sayıda can ve mal kayıplarına neden olmuştur.
17 Ağustos 1999 depreminden sonra Marmara Denizi ve yakın çevresinin deprem yaratacak fay yapıları, deprem tarihi, deprem özellikleri, deprem tehlikesi, olası riskler ve kayıplar üzerine yüzlerce makale ve onlarca bilimsel rapor yazıldı ve toplantılar yapıldı. Üniversitelerimizdeki yerbilimciler, deprembilimciler ve deprem mühendisleri yanı sıra birçok ülkeden yabancı uzmanların da katıldığı projeler yapıldı. Marmara Denizi’nin tabanı ve yer kabuğu yapısı ve fayların hareketleri üzerine sismik araştırma gemileri ile çok sayıda deniz jeolojisi ve jeofiziği projeleri uygulandı. Bugün bir kısmı halen süren bu projeler Marmara Denizi’nin kuzeyinde İstanbul ve çevresini önemli derecede etkileyecek bir büyük depremin olma olasılığının çok yüksek olduğunu ortaya koydu. 17 Ağustos 1999 depremi sonrası yapılan tehlike modellerine dayanarak bugün için resmi olarak beyan edilen tehlike tanımına göre Kuzey Marmara’da 7.0 ve daha büyük bir depremin önümüzdeki 25 yıl içerisinde olma olasılığı yüzde 65’dir ve bu her yıl yüzde 2,5 artmaktadır (1). Bu olası büyük depremin karada yaratacağı sarsıntı şiddeti ve denizde yaratacağı tsunami yalnızca İstanbul’u değil, Marmara Denizi’nde kıyıları olan tüm il ve ilçeleri etkileyecektir. Nüfusu ve sanayi yatırımları giderek artan Marmara coğrafyasında büyük bir depremin tartışmasını yalnızca İstanbul değil, tüm Marmara yapmalıdır. 17 Ağustos 1999 Gölcük deprem merkezinden 90 km uzakta olan Avcılar ilçesindeki kayıpları ve hasarları hatırlamakta yarar vardır.
Türkiye deprem yönetmeliklerini 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1996 ve 2007 yıllarında olmak üzere toplam 7 kez revize etmiştir (9). Ancak uygulamalar çoğunlukla denetimsiz kaldığı için günümüzde hâlâ 5.5 büyüklüğünde depremlerde dahi hasar ve kayıplarımız olmaktadır. 17 Ağustos 1999 depreminden sonra oldukça gecikerek de olsa, yeni “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) ve Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH)” 18 Mart 2018 tarih ve 30364 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştır. Güncelleme gerekçeleri a) gelişen bilgi ve teknolojilere bağlı olarak gereksinmeler, b) kullanılan malzeme çeşitliliğinin ve yapı modellerinin artması, c) mevcut yapı stokunun önemli bir bölümünün deprem dayanımının yetersiz olması, d) kentsel dönüşüm/yenileme ve yapısal risk azaltma kapsamında değerlendirme ve güçlendirme olarak sıralanmıştır.

Şekil 1. 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH)’na göre 50 yılda % 10 aşılma olasılığı için İstanbul’da beklenen maksimum deprem yer hareketi ivme şiddet değerlerinin dağılımı.

Yönetmeliğin amaç ve kapsam başlığında şu açıklama vardır: “Bu Yönetmeliğin amacı; yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek resmi ve özel tüm binaların ve bina türü yapıların tamamının veya bölümlerinin deprem etkisi altında tasarımı ve yapımı ile mevcut binaların deprem etkisi altındaki performanslarının değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi için gerekli kuralları ve minimum koşulları belirlemektir.” Yönetmelik 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikle ilk kez yüksek yapılar (H≥60 m) deprem yönetmeliğine kavuşmuştur. Bu duruma göre 2019’dan önce yapılan ve büyük çoğunluğu İstanbul’da olan yüksek yapıların hangi teknik yönetmeliklere göre yapıldığı ve deprem performanslarının ne olacağı sorgulanmalıdır.
Yeni Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH), olasılıksal sismik tehlike hesap yöntemi kullanılarak çeşitli gerçekleşme olasılıkları ve yer hareketi parametreleri için üretilmiştir. Hesaplarda ülke sınırlarının 200 km dışında olan deprem kaynakları da dikkate alınmıştır. Bu hesaplardan hareketle yeni TDTH “% 50 alansal kaynak ve % 50 çizgisel ve mekânsal düzleştirilmiş sismik kaynak” ağırlıklarıyla birleştirilerek elde edilmiştir. TDTH yeryüzüne yatay yönde yer sarsıntısı tehlike değerleri olan en büyük ivme (PGA), en büyük parçacık hızları (PGV) ve bunların T=0.2 s ve T=1 s’lik periyodları için ivme ve parçacık hızı değerleri, 2475 yıl (çok seyrek), 475 yıl (seyrek), 72 yıl (sık) ve 43 yıl (çok sık) gibi dört farklı yineleme dönemine göre hesaplanmıştır. Sonuçta 24 farklı koşul için ayrı ayrı deprem tehlike haritası üretilmiştir. Şekil 1’de yeni deprem tehlike haritasına göre 475 yıllık yineleme dönemine göre (50 yılda % 10 olma olasılığı) İstanbul’u etkilemesi beklenen büyük depremin sağlam zemin üzerinde yaratacağı maksimum yatay ivme değerleri görülmektedir. Kıyılara yakın ilçelerde bu değerler eskisine göre % 30’a varan oranlarda artmıştır. Örneğin bu artış değeri Yassıada ve Sivriada’da % 37’dir (10).
İstanbul Büyükşehir Belediyesi olası bir büyük depremde İstanbul’un deprem ve tsunami tehlike ve hasar analizlerinin revizyonunu Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne yaptırdı (7, 8). Kayıp ve hasar analizleri için Marmara’nın deprem ve tsunami tarihi, jeoloji, jeofizik ve jeoteknik etütlerden elde edilen zemin ve diri fay bulguları, nüfus, bina ve alt yapı envanteri kullanıldı. Bu çalışmada, olasılıksal deprem tehlikesi dağılımları altında ve senaryo depremleri sonucunda, İstanbul’da beklenebilecek bina, nüfus ve altyapı hasar ve kayıp tahminleri sunuldu. Olasılıksal deprem tehlikesinde 72, 475 ve 2475 yıllık üç yinelenme periyodu, deterministik deprem tehlikesi için ise Mw=7.5 büyüklüğündeki bir senaryo depremi ve kaynak özelliklerine ve hesaplama yöntemine göre birbirinden ayrılan 15 deprem benzetimi kullanıldı. Böylece beş farklı koşula göre bina, nüfus ve altyapı hasar ve kayıp tahminleri verildi (Çizelge 1). Bu raporlar il geneli yanı sıra ayrıca ilçe bazında Haziran 2020 tarihinde kitapçıklar halinde yayınlanmıştır.
İstanbul’da deprem hasar ve kayıp analizi 2000 yılı öncesi inşa edilmiş toplam 1.166.330 bina için yapılmıştır. Analizlere İstanbul’un tüm altyapıları dahil edilmiştir. Mw=7.5 büyüklüğündeki deterministik senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama % 57’sinin hasar görmeyeceği tahmin edilmektedir. Binaların ortalama % 26’sının hafif, % 13’ünün orta, % 3’ünün ağır ve % 1’inin çok ağır hasar görmesi beklenmektedir (Çizelge 1). Buna göre İstanbul’da yaklaşık 194.000 binanın tekrar kullanılamayacak durumda orta ve üstü seviyede hasar göreceği tahmin edilmektedir. Yaklaşık 972.000 binanın ise hasarsız veya hafif hasarlı olması beklenmektedir. Orta hasarlı binaların onarım yerine yıkılıp yeniden inşası önerilmiştir.

Çizelge 1. Farklı deprem senaryo ve olasılık modelleri için İstanbul’daki binaların hasar durumu (7).

Çizelge 1’de verilen deprem senaryo ve olasılık modelleri için İstanbul’daki can kaybı ve çeşitli düzeylerde yaralanma olaylarına dair sayılar Çizelge 2’de gösterilmektedir. Can kaybı deterministik senaryoda 14.148 düzeyinde hesaplanırken, benzetim senaryosunda 23.350, olasılıksal hesaplamalara göre ise 4104’den 206.148’e ulaşmaktadır. Benzetim senaryoları ortalama can kaybı ve yaralı tahminleri, deterministik senaryo için yapılan tahminlerin yaklaşık 1,5 katıdır. 475 yıl yinelenme periyodu için yapılan tahminler ise deterministik senaryonunun kabaca 3,7 katına denk gelmektedir. Burada da benzetim senaryolarından elde edilen sayıların, senaryo özelliklerine göre önemli farklılıklar gösterdiği açıkça görülmektedir. Yapısal hasara bağlı mali kayıpların ortalama 68 milyar TL düzeyinde olması beklenebilir. Yapısal olmayan hasarlara bağlı kayıplar da göz önüne alındığında mali kaybın 120 milyar TL düzeyinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bu olasılık Mw=7.5 senaryo depremi için geçerlidir.

Çizelge 2. Farklı deprem senaryo ve olasılık modelleri için İstanbul’daki can kaybı ve yaralanmalar (gece nüfusuna göre hesaplanmıştır (7).
Çizelge 3. İstanbul’un ilçelerinde kayıp ve hasar değerleri. İlçeler ağır hasar değerlerine göre sıralanmıştır. Veriler İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi raporundan alınmıştır (7).* Adalar ilçesinin kayıp analizleri kış nüfusuna göre yapılmıştır. Yaz ayları nüfus 50.000’e ulaşmaktadır. Can kaybı ve yaralanma sayılarının yaz aylarında bir deprem göre hesaplanması gerekir.

Beklenen büyük depremin tsunami etkileri İstanbul’un deprem risklerinin azaltılması çalışmalarında her zaman önemli bir konu olmuştur (6). Tsunami raporu Orta Doğu Teknik Üniversitesi grubu tarafından İBB için hazırlanmıştır (10). İstanbul için iki türlü tsunami oluşum mekanizması vardır: a) depremi oluşturan fay hareketinin tetiklediği tsunami, b) deniz tabanı heyelanının tetiklediği tsunami. Her ikisi için de tsunami raporunda tsunami etki senaryoları yapılmıştır. İstanbul’un bazı ilçe kıyılarında deniz heyelanı kaynaklı tsunami deprem faylanması kaynaklı tsunamiden daha fazladır. Bunun nedeni o heyelan bölgesinin o ilçe kıyısına daha yakın olmasıdır. Tsunami raporunda ilçe bazında tsunami su basma yükseklikleri, su basma uzaklığı (kıyıdan içeri girme uzaklığı), hangi tür ve kaç yapıyı etkileyeceği listelenmiştir.

Çizelge 4. CMN modeli deprem fayının tsunami modeli için Küçükçekmece ilçesi mahalle bazlı su basma analizi sonuçları (8).
Çizelge 5. LSBC modeli deniz heyelanı kaynaklı tsunami için Küçükçekmece ilçesi mahalle bazlı su basma analizi sonuçları (8).

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne yaptırdığı “İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi” ve “İstanbul İli Marmara Kıyıları Tsunami Modelleme, Hasar Görebilirlik ve Tehlike Analizi Güncellemesi”ne dair hazırlanan raporların İstanbul genelini etkileyebilecek olası bir depremin etkilerini ortaya koyduğu ve kayıpların mekânsal dağılımlarının üretilerek kent genelinde riski yüksek olan bölgelerin ayrıntılı olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır (7, 8). Ortaya konulan bu sonuçların afet riskini azaltma görevini üstlenen kurum ve kuruluşların ve karar vericilerin afet riskini azaltmaya yönelik tüm adımlarında yol gösterici nitelikte olduğu belirtilmiştir.

Deprem risklerini azaltma adına İstanbul’da kentsel dönüşüm ve riskli alan ilanı serüveni
Yukarıda özetlenen ve bugüne kadar elde edilen bilgileri ve kayıp risklerini incelediğimizde önümüzdeki dönemde İstanbul’un yeniden deprem tehlikesinin belirlenmesine ağırlık vermek ve “büyük deprem olacak mı olmayacak mı” tartışmalarında kaybolmak yerine, bütüncül bir mekânsal planlama yaklaşımıyla öncelikli risk alanlarında risklerin azaltılması eylemleri için daha fazla çaba harcamamız gerektiği anlaşılmaktadır.
17 Ağustos 1999 depreminden 21 yıl sonra halkımızla yapılan anketlere baktığımızda ulusal çapta deprem kayıplarını azaltma konusunda beklenen başarıyı sağlayamadığımız anlaşılmaktadır. Bu yıl Kent Kültürü ve Demokrasi Derneği’nin Gezici Araştırma Şirketi’ne yaptırdığı 12 ilde 1126 kişiyle yapılan ankete göre halkın yüzde 72’si depreme karşı hazırlıksız olduğunu ifade ederken hükümetin depreme hazırlıksız olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 79,3 bulunmuştur.
Dört büyük üniversitenin ilgili uzmanlarının 2003 yılında kaleme aldığı İstanbul Deprem Master (Ana) Planı (5) İstanbul’un deprem kayıplarını azaltmayı hedefleyen strateji ve eylemleri enine boyuna tartışan ve önerilerde bulunan bir yol haritasıdır. Bu değerli plan nedense bugüne kadar yöneticilerden gereken ilgiyi görememiş ve raflarda bırakılmıştır. Bundan sonra ana hedefimiz, 2018’de revize edilen deprem tehlike ve risklerini de dikkate alarak bir an önce sürdürülebilir yaklaşımlarla İstanbul Deprem Ana Planı’nı uygulamaya koymak olmalıdır. Kaybedilecek zaman yoktur. Bu amaç doğrultusunda, bugüne kadar yapılmış olan etüt ve araştırmalar risk öncelikli alanların belirlenmesi ve öneri geliştirme hedeflerine yardımcı olacak şekilde kullanılmalıdır. Son raporlarda sunulan verilerle, İstanbul Deprem Ana Planı kapsamında yapılmış olan irdelemeler yenilenmeli, güncel koşullara ilişkin yeni analizler yapılmalı, dinamik bir model kurulmalı ve yeni proje takımları geliştirilmelidir. Bu hedeflere ulaşmayı sağlamak ve İstanbul’un deprem kayıp ve hasarlarını en aza indirmek amacıyla İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıkladığı “Deprem Seferberliği” süreci başlatılmış olup bu çerçevede kısa süre içerisinde İstanbul Deprem Çalıştayı yapılmış ve İstanbul Deprem Platformu ve Deprem Bilim Danışma Kurulu oluşturulmuştur.
Günümüzdeki afet politikaları ilkelerine göre önerilen deprem seferberliği, deprem risklerinin azaltılmasında yönetimlerin üstlendikleri can ve mal koruma sorumluluklarının toplumla paylaşmayı gerektirir (11). Seferberlik sürecinde katılımcılık ve paydaşlık ortamını oluşturmak için her toplumsal kesimin temsil edildiği platformlar kurulması önerilir. İstanbul Deprem Platformu bu nedenle önemlidir. İstanbul toplumunun bir seferberliğe katılmasını sağlamak üzere oluşturulacak yöntem, anlık ya da rastlantısal olmaktan uzak, kalıcı ve sürdürülebilir bir ortaklık yapılanmasına dayanmalıdır. Prof. Dr. Murat Balamir’e göre “İstanbul Deprem Platformu, İstanbul’un mevcut kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getiren, düzenli bir çalışma ortamı kuran, platformun görüş ve kararlarını yetkili kılan bir kimlik kazandırılması ile sağlanır. Bu birimin çalışma ilkeleri ve düzeni ortaklaşa bir protokol/yönerge ile belirlenir. Üniversiteler, sanayi ve ticaret odaları, medya, meslek odaları, iş çevreleri, sigorta ve finans kuruluşları, STK’lar, vb. İstanbul Afet/Deprem Platformu’nun katılımcılarıdır. Her kesim, kendi temsilcisini seçerken konuya ilişkin önerilerini de görüşmüş ve iletmiş olacaktır.” (11, 12) İBB’nin bugüne kadar yaptırdığı çalışmalar sonucu zemin ve yapı stoku riskleri değerlendirilmiş olmakla birlikte deprem risklerini azaltmak için İstanbul Deprem Ana Planı’nda önerildiği gibi üçüncü bir risk boyutunun, yani mekânsal risklerin gündeme alınması ve riskleri azaltma eylemlerine baz olacak kapsamlı ve güncel bir CBS ortamının yaratılması sağlanmalıdır (11, 12). Mekânsal risklerin tespiti ve önceliklerin belirlenmesinden sonra kentsel dönüşüm projeleri “toplu kentsel yenileme” anlayışıyla ele alınmalıdır. Çünkü bu yaklaşım tekil, parsel bazında dönüşüm ve iyileştirme stratejisine kıyasla sosyal ve ekonomik açılardan çok daha etkili ve verimli bir yaklaşımdır. 18 yıl önce yazılan İstanbul Deprem Ana Planı zaten bu konuda 20 yıllık bir yol haritası çizmiş, her sektörde uygulanabilecek proje türlerini sorumluları, ilgilileri, bütçeleri ile ayrıntılı tanımlamıştı.
Kentsel dönüşüm adına 2012’de aceleyle çıkarılan ve çok kez yasa ve yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle işe yarar duruma getirilmeye çalışılan ama rantsal süreçlere kayarak beklenen performansı sağlayamayan 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasasına göre en fazla “riskli alan” ilan edilen şehir İstanbul olmuştur. Türkiye’de ilan edilen riskli alanların beşte biri İstanbul’dadır. Ancak bu uygulamalar İstanbul’da riskleri azaltmak şöyle dursun mekânsal riskleri göz ardı eden, rasgele, önceliksiz, aşırı yoğunluk yaratan, bütüncül bir planlama anlayışına uymayan uygulamalara dönüşmüştür. Yasanın hukuki yetersizlikleri, uzlaşma yönetimi öngörmemesi ve parsel bazında yık-yap veya gayrimenkul geliştirme gibi piyasa işlerine dönüşen uygulamalar nedeniyle ilan edilen birçok riskli alanda projeler yapılamadı, yapılan bazı uygulamalar ise amaca ulaşamadı. Kentsel dönüşüm bahane edilerek kamu alanları sebepsiz zenginleşme aracına dönüştü. Kentsel dönüşüm adına yapılan uygulamalar üst gelir grubuna ait semtlerde parsel bazında yık, emsal arttır ve yap türü bir müteahhitlik işine dönüştü. İstanbul için yapılan tehlike ve risk etütlerinde belirlenen en riskli alanlar görmezden gelindi ve öncelikler riskin ve maliyetin daha düşük ancak rantın en yüksek olduğu alanlara kaydı. Avrupa yakasında tsunami ve zemin yapısı ve zemin büyütmesi sorunları olan kıyılar ve dere yataklarına imar tadilatları ile üst gelir grubuna konut için açıldı ve yüksek emsalli konut projeleri yapıldı. Asıl amaç hasıl olmadığından orta ve alt gelir grubu halkın güvenini kazanan bir kentsel dönüşüm modeli ortaya çıkarılamadı. Birçok uygulama alanındaki hak sahipleri mekânlarından memnun kalmadı veya bulundukları mahalleleri terk ettiler.
Şekil 2’de 2012-2020 yılları arasında İstanbul’da kentsel dönüşüm için ilan edilen riskli alanların olduğu ilçeler ile İBB’nin yaptırdığı etütlere göre en fazla ağır hasara maruz kalan alanların karşılaştırması yapılmıştır. Buradan da görülmektedir ki en riskli alanların önemli bir bölümü için riskli alan ilan edilmemiştir. Hasar riski daha düşük alanlarda öncelikli riskli alan ilanının nedeni anlaşılamamıştır. Ayrıca Küçükçekmece, Bağcılar ve Zeytinburnu gibi yüksek riskli alanlarda ne yapılmıştır ve varsa hak sahiplerinin durumu nedir? Sulukule’de yapılan nasıl bir kentsel dönüşümdür ki hak sahipleri orada ev-bark sahibi olamamışlardır? Ağır hasar ve can kaybı düşük olan Gaziosmanpaşa’da neden 10 mahalle riskli alan ilan edilmiştir ve oralarda bugüne kadar ne yapılmıştır? Kadıköy Fikirtepe’de 9500 konut ve işyeri yıkıp emsali çok fazla artırıp yerine 35.000 konut yapma girişimi dünyada hangi mahalledeki kentsel dönüşüm modeline uymaktadır? Riski düşük olan Sarıyer’de hangi risklere göre dört mahalle riskli alan ilan edilmiştir? Neden en yüksek riskli ilçelerden Fatih ve Büyükçekmece’de riskli alan ilan edilememiştir? Örneğin 2003 yılında İstanbul Deprem Ana Planı için yapılan çalışmalarda o zamanki bina dağılımına göre heyelan alanlarında 24.862 yapıdan % 97’si, sıvılaşma alanlarında 19.002 yapıdan % 89’u, tsunami tehlikeli alanlarda 20.791 yapıdan % 85’i, dere yatağı/vadi tabanı alanlarındaki 108.556 yapının % 91’i konuttur. Yine o zamanki yapı sayısına göre İstanbul yapı stokunun % 15’i konum açısından yanlış yerdedir. Aradan geçen 17 yılda bu alanlarda yapı sayısının ve çeşitliliğinin daha da arttığı açıktır. Kıyılarda yer alan 266 tarihi yapı için özel koruma/kurtarma planları gereklidir. Bu tespitlerden sonra kaç konut ve işyeri bu heyelan, dere yatakları, tsunami ve sıvılaşma alanlarından kurtarılmıştır? Bu soru örneklerini ilan edilen diğer riskli alanlardaki dönüşüm çalışmalarının durumuna göre çoğaltabiliriz.

Hal böyleyken Anadolu Ajansı 21.02.2019 tarihinde şöyle bir haber geçiyordu: “İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Kentsel Dönüşüm Vizyonu doğrultusunda belirlenen hedeflere ulaşmak için yeni bir süreç başlattığı hatırlatıldı.” 19 Şubat 2019 tarihli Bakanlık genelgesiyle kentsel dönüşüm sürecinin ilke ve esaslarının bütün valiliklere bildirildiği aktarılan açıklamada, “Buna göre bütün yurtta il ve ilçe bazında afet riski en yüksek alanlar tespit edilerek, Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanacak ve 3 ay içerisinde Bakanlık makamına sunulacak. İlimizde afet riski en yüksek alanların tespiti ve Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi’nin sağlıklı bir şekilde ve zamanında hazırlanmasının Valilik olarak takipçisi olacağız. İstanbul’umuzda kentsel dönüşüm hedeflerine ulaşılması ve olası afet riskine karşı alınacak önlemlerin belirlenmesi konusunda hep birlikte gayret göstereceğiz” denildi. Valiliğin, genelgede belirtilen esaslar ile 90 günlük sürecin başladığını, 20 Şubat 2019 tarihli yazıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kaymakamlıklar ve ilçe belediyelerine bildirdiği kaydedildi. Bakanlığın bu “birlikte gayret gösterme” açıklaması kurumlar arası iş birliğine yol açacak sevindirici bir haber. Bu açıklamadan bugüne 6 ay geçti, bekliyoruz bakalım ne tür gelişmeler olacak?

Şekil 2. Deterministik deprem modeline göre Mw:7.5 büyüklüğündeki bir depremin olması durumunda İstanbul’un ilçelerinde oluşacak çok ağır hasar ve ağır hasarlı yapıların sayısal dağılımı ile aynı ilçelerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ilan edilen riskli alanların ilçelere göre dağılımı.

17 Ağustos 1999 depreminden sonra 2006 yılında İstanbul Valiliği bünyesinde İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) başlatılmıştır (13). Bu proje İstanbul Valiliği Proje Koordinasyon Birimi tarafından yürütülmektedir. Proje tanıtımında İstanbul’da deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasına yönelik çalışmaların yapıldığı Türkiye’nin ilk risk azaltma projesi olduğu belirtilmektedir. Proje süresi 2021 yılında sona erecektir. Proje bugüne kadar Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Alman Kalkınma Bankası gibi beş uluslararası bankadan 2,028 milyar Avro (15,5 milyar TL) fonlanmıştır. Üç bileşenden biri olan B bileşeni olan proje uygulamaları çerçevesinde (Güçlendirme Çalışmaları, Yeniden Yapım Çalışmaları, Kültürel Mirasın Korunması) bugüne kadar 1153 okul binası, 115 sağlık binası, 38 yurt binası ve 78 çeşitli idari bina yeniden yapıldı veya güçlendirildi. İstanbul’da örgün eğitime hizmet eden okul sayısı 5249, okul öncesi okul sayısı ise 1078 olduğuna göre daha çok sayıda okulun depreme dirençli duruma gelmesi gerektiği açık. İstanbul’da 52 kamu hastanesine bağlı sağlık binası sayısını bilmiyorum ama bunların 155 tanesi depreme karşı güçlendirilmiş. Ayrıca 159 tane özel hastane var. Bu özel hastanelere ait bina sayısını bilmiyorum ama acaba özel hastanelerin kaç binası depreme karşı güçlendirildi? İSMEP projesi çerçevesinde acaba deprem riski en yüksek mekânlarda bulunan kamu binaları riski azaltma adına daha düşük riskli mekânlara taşındı mı, yoksa aynı yerlerde mi kaldı? Uluslararası kredilerle fonlanan bu projelere seçilen kamu binalarının yerleri mekânsal riskler ışığında bütüncül bir risk azaltma planlaması (sakınım planı) anlayışıyla yeniden düzenlendi mi? Projeler ulaşım, tsunami, yüksek yer ivmesi ve diğer risk sektörleri etkileri gibi olgular göz önüne alınarak yeni bir yerleşim planlaması ile gerçekleştirildi mi?

KAYNAKLAR
1) Parsons, T., 2004, Recalculated probability of M > 7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey, J. Geophys. Res., 109.
2) Gasperini, L., A. Polonia, G. Bortoluzzi, P. Henry, X. Le Pichon, M. Tryon, N. Çağatay and L. Geli (2011), How far did the surface rupture of the 1999 Izmit earthquake reach in Sea of Marmara?, Tectonics, 30.
3) Lange, D., Kopp, H., Royer, J-Y., Henry, P., Çakır, Z., Petersen, F., Sakic, P., Ballu, V., Bialas, J., Özeren, M.S., Ergintav, S. and Géli, L., 2019, Interseismic strain build-up on the submarine North Anatolian Fault offshore, İstanbul, Nature Communications, V10, Article number: 3006, 9 pages.
4) İBB-JICA Raporu, 2002, Pacific Consultants International, OYO Corporation, “The Study on a Disaster Prevention/Mitigation Basic Plan in Istanbul Including Seismic Microzonation in the Republic of Turkey,” Japan International Cooperation Agency (JICA) tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) sunulan rapor.
5) İstanbul İçin Deprem Master Planı (İDMP), 2003, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Planlama ve İmar Dairesi, Zemin Ve Deprem İnceleme Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, 7 Temmuz 2003, 1344 sayfa.
6) İBB-OYO, 2009, Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı, Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü, Anadolu Yakası Mıikrobölgeleme Rapor ve Haritalarının Yapılması, Ana Rapor, Kasım 2009, İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Oyo International Corporation, 864 Sayfa.
7) İBB, 2018, İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı, 305 sayfa.
8) İstanbul İli Marmara Kıyıları Tsunami Modelleme, Hasar Görebilirlik ve Tehlike Analizi Güncelleme Projesi Sonuç Raporu, ODTÜ Raporu, Mayıs 2018, 507 sayfa.
9) Eyidoğan, H. ve U. Güçlü, 1993, Türkiye deprem bölgeleri haritasının evrimi ve yeni bir harita için öneri, Jeofizik, 7, 95-108.
10) https://adalidergisi.com/cms/adali-dergisi/2010-2019/2019/sayi-170-agustos-2019/makale/2711/prens-adalari-nin-uc-afetinden-biri-deprem
11) Balamir, M., 2019, ‘Deprem Seferberliği Söylemleri’, Bilim ve Gelecek Dergisi, 2-4.
12) Balamir, M., 2020, İBB Deprem Seferberlı̇ğı̇ Gı̇rı̇şı̇mı̇ İçin Strateji Önerileri, Kişisel görüşme.
13) https://www.ipkb.gov.tr/