Ana sayfa Bilim Gündemi Bilimin merceğinden Dune Çöl Gezegeni’nin dev kum solucanları

Bilimin merceğinden Dune Çöl Gezegeni’nin dev kum solucanları

283

Kısa süre önce Frank Herbert’in dünyaca ünlü romanı Dune’dan uyarlanan sinema filminin vizyona girmesiyle çöl dünyası Arrakis’in tozunu attıran dev kum solucanları beyaz perdede göründü. Peki buna benzer canlıların gerçek hayatta var olması ne kadar mümkün? Okuyacağınız yazı, Utah Üniversitesi’nden biyolog Michael S. Werner’in bilim-kurgu/fantezi dünyasının bu ikonik canavarlarına dair bilimsel değerlendirmelerine dayanmaktadır.

İlk olarak kum solucanlarının bazı çarpıcı özelliklerini tartışarak başlayalım. Kitapta Arrakis’in kum solucanları 400 metre (yaklaşık 4 futbol sahası) uzunluğunda canlılar olarak tasvir ediliyor. Filmde de bu tasvire sadık kalınmış; öyle ki Arrakis’in insan sakinleri bu dev canavarlar karşısında karınca gibi kalmakta. Karşılaştırma yaparsak, Dünya üzerinde yaşamış en büyük dinozorun 35-40 metre uzunluğunda olduğu tahmin ediliyor. Günümüzde var olan en büyük memeli hayvan olma ünvanına sahip yetişkin mavi balinalar ise yaklaşık 34 metre boyunda ve ortalama 170 ton ağırlığa sahip. Dune’daki kum solucanları ise mavi balinaların aşağı yukarı 10 katı büyüklüğünde!

Teorik olarak bu kadar büyük canlıların var olması mümkün olsa da bazı ciddi biyolojik/biyomekanik problemler bunu oldukça düşük olasılıklı kılıyor. Bunlardan ilki oksijen tüketimi. Bildiğimiz solucanlar akciğere sahip değildir ve deri yoluyla solunum yaparlar. Bu solunum yöntemi ufak canlılar için kullanışlı olsa da canlının boyutları ve dolayısıyla iç hacmi arttıkça tüm dokulara yetecek düzeyde oksijen tutmak ve bunu tüm vücuda dağıtmak giderek zorlaşır. Hele ki 400 metrelik bir solucanın deri solumu yaparak yaşamını sürdürmesi pek mümkün değildir. Burada bir bilim-kurgu içeriğinden bahsettiğimizden, belki bu canlının solunum sisteminin bulunduğu ortam koşullarında aktif bir oksijen taşınımını mümkün kılacak evrimsel adaptasyonlar geçirdiğini hayal ederek bu sorunun üstesinden gelebiliriz.

Ancak değineceğimiz ikinci problemin üstesinden gelmek daha zor. Bir cismin boyutları ikiye katladığında, kütlesi kabaca sekiz katına çıkar. 400 metrelik bir solucanın vücudunda inanılmaz büyük bir kütleyi taşıyacağı açıktır. Dune’daki kum solucanı tasvirine bakılarsa bu canlılar nematodları (yuvarlak solucanlar) andırır ve bu canlılar omurgasızdır. Bir iskelet sisteminin desteği olmaksızın bu derece büyük bir kütleyi hareket ettirmek bilimin sınırlarını oldukça zorlar. Omurgalı canlılar nispeten büyük boyutlara ulaşmayı başarabilse de bunun da bir limiti vardır. Ayrıca Dünya’daki en büyük boyutlu hayvanların deniz canlıları oldukları görülür. Bunun nedenini açıklayan bir teori, bu durumu suyun kaldırma kuvvetinin canlının üzerine etkiyen ciddi miktardaki kütleçekim kuvvetini azaltmasına dayandırıyor. Kısacası, Dune’daki kum solucanlarının devasa boyutları şaşırtıcı olduğu kadar aynı zamanda hayli olasılık dışı.

Başka bir ilginç özellikle devam edelim: yırtıcı davranışları ve dişler.

Kitaptaki kum solucanlarının nematodlarlar benzerlik gösterdiğine değinmiştik. Nematodlar gezegenimizdeki en bol bulunan hayvanlardandır. Bir tahmine göre Dünya’da diğer tüm hayvanların toplamının neredeyse 4 katı kadar nematod yaşıyor. Bu da nematodlar için hayli rekabetçi bir ortamın var olduğu anlamına geliyor. Bu derece bir rekabet ortamında bu solucanlardan bazıları diğer nematodları avladıkları karmaşık beslenme yapıları geliştirmiş. Bunlar dış deriyi yırtabilecek diş benzeri ufak çıkıntılara ve zıpkını andıran ufak delici uzuvlara sahiptir. Bu uzuvlar aynı zamanda bitki ve mantar gibi canlıların kalın hücre duvarlarını delerek öz sularını emmelerine de yardımcı olur. Dikkat çekici bir biçimde bu beslenme yapılarından bazıları çevresel faktörlerle de tetiklenir. Örneğin, Pristionchus Pacificus isimli nematod bakterilerle beslenmek için dar bir tüp şeklinde ağız yapısı geliştirebildiği gibi, yırtıcı faaliyetlerinde kullanılabilecek fazladan bir ‘diş’ yapısına sahip daha geniş bir ağıza da sahip olabilir. Daha da ilginci, bazı türler ortam koşullarına göre beş farklı ağız tipi geliştirebilir. Kısacası çok sayıda keskin dişe sahip yırtıcı kum solucanlarının var olmasının bilimsel açıdan olasılık dahilinde olduğu söylenebilir.

Peki ya kitapta geçen kum solucanlarının salgıladığı ve hem yaşam süresini uzatıcı etkisi olan hem de yıldızlararası seyahatte kullanılan ‘baharat’ salgısına ne demeli? Dünya’daki nematodlar ‘askarozit’ denen kimyasal feromonlar yayarlar. Bu salgılar yapılarına bağlı olarak farklılık gösteren çarpıcı etkiler doğurur. Örneğin, bazı askarozitler diğer nematodların gelişimini etkileyerek yaşam sürelerini normalin çok üstünde uzamasını sağlarken, bazıları karşı cinsi kendine çeken adeta bir ‘aşk iksiri’ görevi görür. Bunlara ek olarak, yaşlı nematodların salgıladıkları bazı salgılar genç nematodlar için bir besin kaynağı olarak da kullanılabilir. Bu salgılardan birinin yıldızlararası seyahatler için bir şekilde fayda sağlayıp sağlamayacağı konusu şimdilik bir soru işareti olarak kenara konulabilir.

Son olarak, nasıl kum solucanları Arrakis ekolojisindeki baskın güçken, nematodlar da Dünya’da öyledir. Nematodlar toprağı havalandırır, faydalı bakteri ve mantarları taşır ve bitkiler ve daha büyük hayvanlar için besin sağlarlar. Ek olarak, bitki ve hayvanları enfekte eden parazit nematodlar da vardır. Dune’un kum solucanlarından küçük olsalar da nematodların popülasyon boyutlarının büyüklüğü düşünüldüğünde ekosistemimiz, sağlığımız ve tarımsal üretim anlamında ciddi etkiye sahiptirler.

Kısacası Dune’un kum canavarları bazı açılardan bilimin sınırlarını zorlasa da, gezegenimizdeki solucanlarla karşılaştırıldığında oldukça benzer özellikler bulmak mümkün.

Kaynak:

The science of the sandworms of ‘Dune’