Ana Sayfa Antropoloji Turan Dursun’un bilimkurgusu (mu?)

Turan Dursun’un bilimkurgusu (mu?)

520

Ender Helvacıoğlu

Turan Dursun 4 Eylül 1990’da katledildi. Tam 33 yıl oldu. Onunla çeşitli dergilerde (Saçak, Teori, 2000’e Doğru) birlikte çalışmıştık; daha doğrusu yazılarının editörlerinden biri de bendim. Dolayısıyla birçok anım var. Bunların bir kısmını yeri geldikçe yazdım. Bilim ve Gelecek’te, çalışmaları, ideolojik duruşu ve kişiliği ile ilgili daha geniş bir değerlendirme de yapmaya çalıştım (Bu yazıyı Bilim ve Gelecek’in Eylül 2023 tarihli son sayısında yeniden yayımladık ve web sitemizde erişime de açtık). Ama burada Turan Dursun ile ilgili, ölümünden 4 yıl sonraki -daha önce yazmadığım- bir anımı paylaşmak istiyorum.

1994 yazıydı. Bir yıl boyunca günlük Aydınlık gazetesinin hafta sonu bilim eki olarak çıkan Bilim ve Ütopya’yı, gazete kapandıktan sonra ayrı bir dergi olarak çıkarmaya karar vermiştik. Ben yayın yönetmeni olarak İstanbul’da dergi mutfağının başındaydım; çok genç yaşta kaybettiğimiz ODTÜ’lü akademisyen Dr. Serhat Özyar Ankara temsilcisi, 9 yıl önce yitirdiğimiz Savaş Emek de İzmir temsilcisi olmuştu. Şaka yollu, Serhat’ın bilim, Savaş’ın ütopyadan sorumlu olduğunu söylerdik; ben de derginin “ve”si idim.

Derginin tutup tutmayacağına dair kaygılıydık. Bilim ve Ütopya gazete eki olarak beğenilmişti ama dergi başka bir kulvardı. Dolayısıyla başta kapak dosyası olmak üzere güçlü bir içerik ile başlamayı hedeflemiştik. Çıkış tarihini de Temmuz 1994 olarak saptamıştık. Çalışmaya başladık. Ankara ekibi Türkiye’deki su kirliliğini ele alan ve ilgili uzmanların yazılarından oluşan bilimsel bir dosya hazırlığına girişmişti. O dönem ekoloji hareketinin liderlerinden biri olan Savaş da “Bu konu bize uyar” demişti. Ama ben bu konunun içerde güzel bir dosya olarak yer alabileceğini, kapak için daha etkili bir dosya gerektiğini düşünüyordum ve böyle bir arayış içindeydim.

1994 Mayıs sonu veya Haziran başı olması gerekir. Yıllar sonra karşılaştığım liseden bir arkadaşımla sohbet ederken bana, “Biliyor musun Ender” demişti, “70’lerde çıkan X-Bilinmeyen dergisinde Turan Dursun’un bilimkurgu türünde yazıları yayımlanmıştı”. Şaşırdım. 1988-1990 arasında birlikte yoğun bir mesaimiz olmasına karşın Turan Dursun böyle bir çalışmasından hiç söz etmemişti.

Ertesi gün hemen Beyazıt Kütüphanesi’ne gittim. X-Bilinmeyen dergilerini buldum. Fanzin-dergi arası bir yayındı. İncelemeye başladım. Beklentim bir-iki makaleydi. Ama Ocak 1977-Aralık 78 arasında her sayıda yayımlanan (21 adet makaleydi) bir Turan Dursun tefrikasıyla karşılaştım: “Evren Bir Şaka mı?” Çok heyecanlandığımı anımsıyorum. Makaleleri okumayı sonraya bırakıp fotokopilerini çektim. Eve döndüğümde hemen Serhat, Savaş ve dergi yazı kurulundaki diğer arkadaşlara heyecanla tek tek telefon edip, “Arkadaşlar, ilk sayının kapağını bulduk, tam bir bomba, Turan Dursun’un hiç bilinmeyen bir bilimkurgu çalışması!” Onlar da heyecanlanmış ve sevinmişlerdi.

Ama acele etmişim…

Gece sabaha kadar bir kitap boyutundaki bu tefrikayı okudum. Sabahın ilk ışıklarında heyecanım hayal kırıklığına dönüşmüştü. Metin son derece zengin bir içeriğe sahipti ve Turan Dursun’un dinsel bilgisinin derinliğini yansıtmaktaydı ama bu bir bilimkurgu eseri veya yayımcılarının ifadesiyle “fantastik gerçekçi bir inceleme” değildi. Turan Dursun ciddi ciddi uzaylılardan, uçan dairelerden, dünyamızı ziyaret ettiklerinden, kutsal kitaplarda geçen meleklerin uzay adamları olduklarından, cin ve şeytanların ise onların yine uzaylı işçi ve kalfalarından oluştuklarından, Kuran ayetlerinin aslında bunları anlattığından bahsediyordu. Başlıca referansları ise Erich von Daniken, Giovanni Scognamillo gibi isimlerdi.

Belki, ayrıntılı bir sunuşla, belgesel niteliğiyle yine de kapak yapılabilirdi. Bugün Turan Dursun’un herhangi bir bilinmeyen eserini bulsam yaparım. Ama o gün için, ölümünden sonra bile hâlâ yoğun saldırılara maruz kalan Turan Dursun’un bilimsel niteliği (imajı) zarar görebilirdi. Kaldı ki, Turan Dursun böyle bir çalışmasından bize hiç söz etmemişti. Aramızda tartıştık ve bu metni yayımlamamaya karar verdik; metni arşivimize koyduk, bende hâlâ durur. Bilim ve Ütopya’nın ilk sayısı (Temmuz 1994) “Temiz Su Kalmadı” başlığıyla çıkmıştır.

***

Çok sonraları, Şubat 2003’te, Berfin Yayınları bu metni kitap olarak bastı. Biz o tarihlerde Bilim ve Ütopya’dan (daha doğrusu İşçi Partisi’nden) ayrılmış, Bilim ve Gelecek’in çalışmalarına başlamıştık. Ama bu eser Turan Dursun’un düşünsel evrimini açıklayan bir değerlendirme eşliğinde basılmalıydı, Berfin Yayınları bunu yapmadı. Bence bir eksikliktir; bu yazıda bu eksikliği de gidermeye çalışayım.

Belli ki “Evren Bir Şaka mı?” çalışması Turan Dursun’un bir geçiş dönemi eseridir. Dursun, dinsel düşünceden kopmuştur, ama henüz bilimsel düşünceye ulaşamamıştır. O güne dek edindiği dinsel dogmalara din-dışı bütünsel bir açıklama yapması gerekiyordu ve o dönem böyle bir açıklama yapabildi. “Evren Bir Şaka mı?” metni, Turan Dursun’un düşünsel gelişim süreci içinde bir ara dönem çalışmasıdır. Pek çok biliminsanının ve düşünürün düşünsel serüvenlerinde böyle ara duraklara rastlanır; doğaldır bu.

Çocukluğundan itibaren bilimsel düşünce ışığında yetişmiş, bilimsel yöntem temeline nispeten sahip bizim gibi kentli sosyalistlerin, koyu karanlıkların içinden çıkıp gelen Turan Dursun’un geçirdiği keskin düşünsel dönemeçleri anlaması kolay değildir. Bu nedenle içimizden onu küçümseyenlerimiz, çok çabuk karalayanlarımız çıkabilir. Ama asıl devrimci dönüşüm Turan Dursun’unkidir. Türkiye toplum olarak karanlıklardan sıyrılıp kurtulacaksa eğer, Turan Dursun gibi kurtulacaktır: Karanlıkları kendi pratiğiyle yara yara, aşa aşa… Onun sadece eserleri değil, yaşamöyküsü ve düşünsel serüveni de bulunmaz bir devrimci eğitim kaynağıdır hepimiz için.

70’lerin ikinci yarısında Danikenvari tezlerden etkilenen Turan Dursun, ilk kez 1988 başında tanıştığımızda, o müthiş birikimiyle bir aydınlanma militanına dönüşmüştü. 1988-1990 arasındaki yaklaşık üç sene içinde, belki Marksist olmadı ama eşiğine geldiği söylenebilir. En azından sosyalistlerle ortak bir ideolojik mücadeleye girişti.

Saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz aydınlanma kahramanımızı…

NOT: Bilim ve Ütopya’nın Kasım 1995 tarihli 17. sayısı, “Turan Dursun’un kaybolan başyapıtı bulundu: Kutsal Kitapların Kaynakları” başlığıyla çıkmıştır. Sonunda muradımıza ermiş, Dursun’un o güne dek bilinmeyen müthiş bir çalışmasını ortaya çıkarmış ve kapak yapmıştık. Bilim ve Ütopya’nın rekor satışını gerçekleştirmiştir bu sayı, Muazzez İlmiye Çığ’ın “Kutsal Kitapların Yazarı: Sümerliler” sayısı ile birlikte. Son Sümer kraliçesi Çığ ile yaptığımız dosyanın öyküsünü de başka bir yazıda ele alırız; o da ilginçtir.

Önceki İçerikBilim ve Gelecek Eylül sayısı çıktı!
Sonraki İçerikCahil ve özgüven