Ana Sayfa Bilim Gündemi Seçimlere giderken birkaç ilçe ve hâlimiz

Seçimlere giderken birkaç ilçe ve hâlimiz

337

Ender Helvacıoğlu

Seçim sürecinde sosyalistler açısından önem kazanmış bazı ilçelerde alınan tutumlara ilişkin birkaç not yazmak istiyorum.

Öncelikle acılı Hatay’ımızın Defne ilçesi. Bu ilçede genel seçimlerde yüzde 28 oranında oy almış bir sosyalist parti var: TİP. CHP’nin ardından ikinci parti olmuş. CHP’nin bir yıl içinde Hatay genelinde büyük irtifa kaybettiği açık. Yani sosyalistlerin eğer birleşip yüklenirlerse bir belediye kazanma olasılığı var. Bu birleşmenin TİP çatısı altında olması en doğal çözüm. Ama önce alelacele TKP, sonra da Sol Parti kendi adaylarını çıkarıyor. Bu iki adayın belediyeyi alma olasılıkları sıfır. Fakat TİP adayının seçilmesine engel olabilirler.

Bu tutumları, “TİP kazanmasın da kim kazanırsa kazansın” anlamına gelmiyor mu? Doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Bu tutum sosyalist partilere oy vermeye eğilimli sıradan bir vatandaşa nasıl anlatılabilir? “TİP şöyle oportünist, böyle revizyonist, şöyle reformist, böyle popülist vb.” diyerek mi? Burası okul kantini mi?

(NOT: Yazıyı yazarken Hatay’ın Samandağ ilçesinde TKP’nin seçilme şansı bulunan TİP adayını destekleyeceği açıklaması geldi. İşte görmek istediğimiz tutum bu.)

***

İkincisi anlı şanlı Kadıköy ilçemiz. CHP’nin yüzde 60 oranında oy aldığı, kazanmasının garanti olduğu bir güzide ilçe. Ben de burada oy vereceğim. TİP’in Kadıköy’de de oldukça yüksek (yüzde 9,6) oyu var. Diğer sosyalist partilerin aldıkları oy oranı ihmal edilebilecek düzeyde. Ülkedeki tek “komünist belediye başkanımız” SMF’li Maçoğlu, sanki başka bir yer yokmuş gibi, başkanı olduğu Tunceli’yi bırakıp buradan aday oluyor. Hem de bir ortaklık çabası verilmeden, kimseye danışılmadan TKP çatısı altında. Bu durumda, (bazı arkadaşlar bana yine kızacak ama) belli ki 31 Mart’ta Kadıköy’de Maçoğlu’na jübile yapılacak.

Tam bari doğru düzgün bir jübile yapalım derken, son gün, TİP’in de Kadıköy’de aday çıkardığını öğreniyoruz. Hem de kuvvetli bir aday: En az Maçoğlu kadar değerli TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün arkadaşımız. Belli ki TİP, Kadıköy’de kendisine danışılmamasının ve Defne’de kendisine karşı alınan tutumun karşılığını veriyor. Veriyor da ne oluyor? Bunun Maçoğlu’nun oyunu azaltmaktan ve yüzde 10 civarındaki sosyalist oyu kabak gibi ikiye bölmekten başka ne anlamı var? Daha da önemlisi, bence, toplamda yüzde 10 da bulunamayacak; yani bir şekilde sosyalistlere gelmiş oyun önemli bir kısmı yine geldiği yere dönecek (umarım yanılıyorumdur). Kaldı ki, salt TİP açısından baksak bile izledikleri taktik bence yanlış. Ergün’ün başarı çıtası yüzde 9,6. Bunun altında bir oy alırsa (ki, çok büyük olasılık) başarısız sayılacak. Yani neresinden bakarsanız, oluşan durumun elle tutulur, rasyonel, mantıklı bir tarafı yok. Yazık değil mi hem Maçoğlu’na hem Ergün’e, hem de en fazla sosyalist seçmene!

***

Değerli okurlar, görüldüğü gibi iki dünya var. Biri gerçek dünya. Sömürgeleşmeye giden bir ülke, köleleşmeye giden bir halk. Şeriatın dayatıldığı, bölünmelerin, iç savaşın gündeme girdiği kaotik bir süreç. Söylemde herkes bu korkunç sürecin farkında. Ama pratiğe girildiğinde birdenbire ikinci bir dünyaya geçiliyor. Ne iktidarın ne de halkın umurunda olduğu sırf bize ait hayali bir dünya. Bu dünyada sosyalistler, komünistler, oportünistler, popülistler, revizyonistler, reformistler olarak birbirimizle didişiyoruz. Deyim yerindeyse “en komünist kim?” oyunu oynuyoruz. Bu didişmeden halkın haberi bile yok, iktidar ise pek memnun, dokunmuyor bile.

Bir araya gelip sohbet ettiğimizde son derece mantıklı, rasyonel, bilimsel düşünce ve yöntemi benimsemiş, toplumun önündeki tehlikelerin farkında olan arkadaşların birdenbire bu hayali ikinci dünyaya geçişlerini insanın aklı almıyor. İdeolojinin politikayı yemesi terimi bile hafif kalıyor; ideolojinin gerçeği yemesi ile karşı karşıyayız. Elbette kimse gerçeği yiyemez. Yediğini sanır ama aslında gerçek onu yemiştir de haberi yoktur.

Peki, gerçek dünya nasıl? 9 işçi milyonlarca ton siyanürlü toprağın altında hâlâ… Deprem bölgesinde 90 bin kişinin nerede olduğu belli değilmiş! Gazze’deki katliamda (soykırımda) ölü sayısı 30 bine varmış, üçte biri çocuk! Ülkenin bütün madenleri, ormanları, suları, kıyıları, şehirleri satılmış; neredeyse sömürge olmuşuz. Halk çaresizleştirilmiş, ümmetleştirilmiş, dilencileştirilmiş. Gerçek dünya böyle. Bu durum sosyalistlerin önüne hangi görevleri ve hangi çıtaları koyuyor?

***

Yazımızı olumlu bir örnekle bitirelim. TİP Genel Başkanı Erkan Baş Kocaeli’nin Gebze ilçesinde belediye başkanı adayı oldu. Türkiye’nin önde gelen bir emekçi/işçi havzası. Cumhur İttifakı yüzde 60 oy almış. İşte gerçek dünya! Şeriatçılığın, etnik milliyetçiliğin, tarikatçılığın, mafyanın kol gezdiği dünya… Kaderine terk edilmiş, tarikatların pençesine bırakılmış emekçilerin, yoksulların dünyası… Bu dünyaya devrimci bir huruç harekâtı desteklenmeyi hak etmiyor mu?

Gebze’de Erkan Baş desteklenmeli. Belki bu yolla gerçek dünyaya bir giriş yapabiliriz. Baş’ın Gebze’de alacağı her oy, sosyalistlerin gerçek dünyaya attığı bir adım olacaktır. Hele seçilirse, çok önemli bir çıkışın başlangıcı anlamına gelir.

“Bu memleket bizim”. On yıl önceki TKP’nin en sevdiğim sloganıydı. Aslında tüm sosyalistlerin sloganı olmalı, elbette hakkı verilerek…

Önce memleketi yılanlardan çıyanlardan kurtaralım, temizleyelim. Sonra gerekirse didişiriz.

Önceki İçerikDinozorlar gezegenimize devasa cüsseleri veya korkutucu dişleri nedeniyle değil, yürüyüş şekilleri sayesinde hakim oldular
Sonraki İçerikÖrnek bir çalışma: Hatay’ın afetlere dayanıklı bir şehir olarak yeniden planlanması ile ilgili tespitler ve öneriler