Ana Sayfa Dergi Sayıları 46. Sayı Mübeccel B. Kıray’ın ardından…

Mübeccel B. Kıray’ın ardından…

4514

Mübeccel Kıray’ın Türkiye’de sosyolojinin bir bilim olarak gelişmesine katkısı iki eksende ele alınabilir. Birinci eksen Kıray’ın benimsediği bilimsel ve metodolojik yaklaşımlara bağlı olarak ürettiği araştırmaya dayalı eserler; ikinci eksen ise gerek sosyoloji yapma tarzının gerekse sosyal bilimci olarak tutumunun yarattığı geç sanayileşen-modernleşen ülkelerdeki tarihsel-mekânsal özgünlükleri toplumbilimsel analize katan “sosyoloji geleneği”dir.

7 Kasım 2007’de 84 yaşındayken kaybettiğimiz, Türkiye sosyolojisinde derin bir iz bırakmış Sayın Mübeccel Kıray’ı, öğrencisi Hatice Kurtuluş’un onu yaşamöyküsü, sosyolojisi ve yaptığı katkılarla değerlendiren makalesiyle, saygıyla anıyoruz.

Mübeccel Kıray’ın Türkiye’de sosyolojinin bir bilim olarak gelişmesine katkısı iki eksende ele alınabilir. Birinci eksen Kıray’ın benimsediği bilimsel ve metodolojik yaklaşımlara bağlı olarak ürettiği araştırmaya dayalı eserler; ikinci eksen ise gerek sosyoloji yapma tarzının gerekse sosyal bilimci olarak tutumunun yarattığı geç sanayileşen-modernleşen ülkelerdeki tarihsel-mekânsal özgünlükleri toplumbilimsel analize katan “sosyoloji geleneği”dir. Kıray’ın Türkiye’de sosyolojiyi bir “düşünsel” faaliyet olmanın ötesine taşıyan, ancak pozitivizmin klasik “betimleme” tarzı araştırma geleneğini aşan “sosyoloji yapma” tarzı, bu iki eksen üzerinde anlaşılabilir. Diğer yandan Kıray’ın özyaşamöyküsü, Türkiye’de modern cumhuriyetin benimsenmesi ve bilimin gelişmesinde bunalım ve refah evrelerini analiz etmeye kalkışacaklar için çok anlamlı bağlantılar barındırır.

Genç Cumhuriyet’in iyi yetiştirdiği kuşaktan

Kıray’ın ailesi, 19. yüzyılda Osmanlı’nın kaybettiği topraklardan Anadolu’ya göçen Osmanlı tebaasından bir ailedir. Yüzyılın başında Girit’ten İzmir’e göçmüşlerdir. Mübeccel Kıray ailenin üçüncü çocuğu olarak 1923 yılında İzmir’de dünyaya gelmiştir. Kıray’ın çocukluğundan itibaren “modernleşme” “ilerleme” ve “değişmeye” dair fikirler ile donanması bir tesadüf değil, içine doğduğu dönemin ve içinde yetiştiği aile ve toplumsal çevrenin olası sonuçlarındandır. Türkiye’nin 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketinin, Cumhuriyetle birlikte, güçlü bir siyasi otorite eliyle hızlandırıldığı ve ülke çapında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı bir dönemin çocuğu olarak Kıray, bu büyük değişim çabasının doğrudan tanığıdır.

Kıray’ın babası Mehmet Hilmi Belik, İstanbul Mühendis Mektebi ve Fransa’da eğitim almış bir mühendistir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı düşünce dünyasında etkili olmaya başlayan modern fikirleri samimiyetle benimsemiş bir mühendis olarak, Kurtuluş Savaşı yılları boyunca demiryollarının bağımsızlık mücadelesi için kullanılmasının sağlanmasında aktif yer almıştır. Savaştan sonra da demiryollarının ulusal olarak yeniden yapılanmasında aktif görev almıştır. Bu nedenle Kıray, çocukluğunda Milli Mücadele’yi canlı tanıklarından dinlemiştir (Kıray, 2001).

Lise yıllarında ise (1936-40) modernleşme yönündeki büyük atılımları, liseli öğrenciler olarak büyük bir samimiyetle benimsemekte ve takip etmektedirler. Bu dönemde lise öğrencileri kendi ülkelerindeki değişimle olduğu kadar dünyada olan bitenle de yakından ilgilidir. Bu dönemde İspanya iç savaşı, Avrupa’daki büyük çalkantılar, Nazi rejiminin kurulması, Mussolini’nin yapmak istedikleri, Atatürk’ün ona verdiği cevap liseli gençleri ilgilendirmekteydi.

Bu yıllar aynı zamanda modern bilimsel eğitimin lise düzeyinde yaygınlaştığı yıllardır. Doğa ve toplum bilimlerindeki modern teoriler ders müfredatlarına alınmaktadır. Batı edebiyatı ve Aydınlanma felsefesinin başlıca eserleri Türkçeye çevriliyor ve lise ders kitaplarına giriyordu. Lise öğrencileri modern felsefi tartışmalar yapabiliyorlardı. Ancak bu yıllarda genç kızlar “modern ev kadını ve anne” olarak yetiştirilmek üzere normal liseden çok meslek okulları ve kız enstitülerine yönlendiriliyordu. Kıray’ın normal lise okuması onun “modern bir ev kadını” olmaktan daha fazla merak sahibi olmasındandı. Normal lisede okuması ve ardından da pek çok akranı gibi kız enstitüsüne gitmek yerine üniversiteye gitmesi bilime olan yatkınlığının bir sonucuydu.

Kıray’ın İzmir Kız Lisesi’nde biçimlenen analitik düşünme yeteneği, DTCF’de öğrenci olduğu üniversite yıllarında hocaları tarafından da keşfedilecek ve bilim insanı olmaya yönlendirilecekti. Kıray’ın DTCF’yi tercih etmesi bir zorunluluğun sonucuydu. Kıray lise yıllarında fen derslerine meraklı olduğundan okumak istediği alan da fen bilimleriydi. Ancak ailenin maddi koşulları nedeniyle İstanbul’a gitmesi mümkün olmadığından Ankara’da bir üniversiteye gitmek zorundaydı, bu yıllarda Ankara’da Fen Fakültesi olmadığından ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi de kız öğrenci kabul etmediğinden, gidebileceği yegâne yer, DTCF Sosyoloji Bölümü oluyordu. Kıray için bir zorunluluktan kaynaklanan bu tercih Türk sosyolojisi için büyük bir şans olacaktır.

DTCF sosyal bilimlerinin altın yıllarındaki eğitim

DTCF’de Kıray’ın hocaları olan (Muzaffer Şerif, Behice Boran, Niyazi Berkes, Pertev Naili Borotav, bilim felsefecisi Nusret Hızır ve Etnolog W. Eberhart) akademik kadro, Türkiye’yi, Türkiye’nin toplumsal yapısını, folklor çalışmalarından halk bilimine, toplumsal yapı araştırmalarından sosyal psikolojiye, geniş bir perspektiften ve dünyadaki yeni yöntemsel araçlar yardımıyla kavramaya çalışıyorlardı. Birbirinden değerli bu hocalar arasında Kıray’ı en çok etkileyen kişi Doç. Dr. Behice Boran olmuştu. Kıray, DTCF’deki lisans eğitimini 1944’de bitirmiş ve ilk doktorasını yine aynı fakültede “Ankara’da Tüketim Normları” başlıklı teziyle, Boran’ın danışmanlığında 1946’da tamamlamıştır. Kıray’ın DTCF’deki öğrencilik yıllarında içinde yaşadığı entelektüel ortam, onun dünya görüşü ve bilim ahlakı üzerinde etkili olacaktır.

Ankara’da 1940’lı yıllarda egemen olan iki farklı politik yaklaşım vardı. Siyasi seçkinlerin büyük bir kısmı Nazi Almanya’sını desteklerken, küçük bir kısmı da Almanya karşıtı olarak demokrasi cephesini desteklemekteydi. Bu tartışmada DTCF’deki sosyal bilimciler demokrasi cephesinde yer almaktaydı. Sosyal bilimcilerin politikaya müdahil oldukları bir duruşları bulunuyordu ve bu duruşlarını da çıkardıkları dergilerde açıkça savunuyorlardı (Yurt ve Dünya ve Adımlar) (Tekeli, 2000). Bu tutum alış, aynı zamanda dünyanın ve Türkiye’nin politik gündeminden kopuk fildişi kulelerinde bilimle uğraşan sosyal bilimci tipinin dışında, ülkesine ve dünyaya duyarlı, iktidar seçkinlerinden bağımsız bir akademisyen tipini işaret etmekteydi (Kurtuluş, 2007). 20’li yaşlarındaki üniversite öğrencileri için bu ortam modern demokratik düşünme tarzının benimsenmesinde bir çeşit okul işlevi görüyordu. Kıray’ın akademik yaşamı boyunca, karşılaşacağı pek çok zorluğa rağmen, hiçbir zaman ödün vermeyeceği temel akademik ve demokratik değerleri edinmesinde, üniversite yıllarındaki bu ortamın büyük katkısı olmuştur (Kurtuluş, 2007).

Kıray’ın doktorasını tamamladığı 1946 yılından itibaren, DTCF’nin, kendi tarihi içinde bir daha hiçbir zaman yakalamayı başaramayacağı bir bilimsel niteliksel sıçrama (Tekeli, 2000) büyük bir baskı ile yok edilmeye başlanmıştır. Bu bilimsel sıçramayı yaratan hocalar, haksız suçlamalarla üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu akademik kıyım sadece DTCF’nin içini boşaltmakla kalmamış, Türk sosyal biliminin 1960’lı yılların ortalarına kadar karanlığa gömülmesine neden olmuştur. DTCF’deki bu talihsiz deneyim, Türkiye’de bilim-iktidar ilişkilerinde liyakat ve bilimsel özerkliğin yerine itaat ve kayırmacılığın hâkim olduğu bir geleneğin yerleşmesine de neden olacaktır (Kurtuluş, 2007).

İkinci doktorasını ABD’de, sosyal antropoloji alanında yapmıştır

Kıray’ın hocalarının desteği ile ABD’de bir burs bulması ve Northwestern Üniversitesi’ne gitmesi, bu dönemde DTCF’nin geleceğinden kaygı duyan bu kadronun bilime ve yetiştirdikleri öğrencilere duydukları sorumluluğun en iyi örneklerinden biridir. Behice Boran ve Muzaffer Şerif’in desteği ile ABD’ye giden Kıray, ikinci doktorasını sosyal antropoloji alanında ve bu alanın tanınmış ismi Herskowits danışmanlığında yapmıştır. Kıray’ın daha sonra Türkiye üzerine yapacağı toplumbilimsel çalışmalardaki derinlikli ve katmanlı kavrayışında, çoğu kez yanlış yorumlandığı gibi Chicago Okulu’nun pozitivizmi değil, sosyal antropolojiden gelen ampirik araştırmaya yatkınlığı belirleyici olacaktır. Bu nedenle Kıray’ın toplumbilimsel araştırmaları, sosyolojide pozitivist geleneğin temel metodolojik sorunu olan, yüzeyin betimlenmesi yoluyla “genellemelere” ulaşan klasik betimlemelerden çok farklı bir ampirik boyuta sahiptir. Kıray’ın araştırma sorunsalının belirlenmesinden, ampirik araştırmayı kurgulama ve analizi içeren tüm düzeylerde; sahada elde edilecek verilerden çok daha geniş bir tarihsel perspektifle hareket edilmektedir. Üstelik sadece üretim ilişkileri gibi tarihsel olumsal faktörleri değil, coğrafi (mekânsal), kültürel olumsallıkları ve dışsal dinamikleri analizine dahil eden bir metodolojik perspektife sahiptir. Bu basit bir tarih bilgisini analizine katmak değildir. Toplumsal olguyu ortaya çıkaran katmanların derinlemesine analizine dayanır. Kıray’ın Ereğli, İzmir ve Adana gibi makro ölçekli çalışmaları ve mikro ölçekteki pek çok çalışması, yukarda sözü edilen metodolojik gerilimden uzak Türkiye’yi kavramaya yönelik özgünlükler barındıran bir sosyolojik araştırma yöntemine sahiptir. Kıray ikinci doktorasını 1950’de Northwestern Üniversitesi’nde sosyal antropoloji alanında yapmıştır.

Türkiye akademik yaşamı, Mübeccel Kıray’ı değerlendiremeyecektir

ABD’den döndüğünde elindeki iki doktora ve bir yabancı dile rağmen, akademiye kabul edilmeyecektir. Türkiye’de 1940’ların sonlarında başlayan baskı rejimi 1950’li yıllarda akademiye kendi zihniyetini taşıyan yöneticileri çoktan yerleştirmiştir. Parlak bir bilim insanı hele de kadın olduğunda önündeki engelleri aşması hiç de kolay olmayacaktır. Ancak Kıray akademi dışında bırakılmasına rağmen bilimsel çalışmalarını sürdürecek ve bir yandan geçinmek için kendi niteliğinin altındaki işlerde çalışırken bir yandan da doçentlik tezini yazacaktır. Kıray’ın 1960’ların başına kadar akademiye kabul edilmemesinin öyküsü, aynı zamanda Türk üniversitelerinde bugün hâlâ egemen olan, akademik liyakat yerine kayırmacılığın ön planda olduğu ve politik iktidardan bağımsız hareket edemeyen yönetim geleneğinin tarihini de ortaya koymaktadır. Kıray bütün bu engellere rağmen özgüvenini her zaman muhafaza edecektir. Bu özgüvenle daima yaptığı işi kendisinden daha çok önemsemiştir. Yaptığı araştırmalarda, kendi dışında gelişen nedenlerden dolayı şüpheye düştüğü anda da o işi bırakmak konusunda tereddüt etmemiştir.

ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nün kurulmasına öncülük eder

Kıray 1961’de, yeni kurulan ODTÜ’den teklif alarak 11 yıl sonra üniversitede ders verebilmeye başlamıştır. 1962-1972 yılları arasında ODTÜ’de pek çok ders vermiş, Sosyoloji Bölümü’nün kurulmasına öncülük etmiş, Şehir Bölge Planlama Bölümü’ne katkı vermiş ve ODTÜ’nün efsane hocası olmuştur. ODTÜ’de yaratılan demokratik akademik kültürde ve bilimsel etik kurallara bağlılıkta, Kıray’ın önemli rolü olmuştur. ODTÜ yılları Kıray’ın akademik değerini bulduğu yıllardır. Bu yıllar içinde DPT desteği ile yapılan Ereğli ve Turizm Bakanlığı desteği ile yapılan Söke ve Safranbolu çalışmaları başta olmak üzere, bir dizi geniş ölçekli toplumsal yapı araştırmasını gerçekleştirmiştir. Yine kurucuları arasında olduğu Sosyal Bilimler Derneği çerçevesinde, çok sayıda akademisyenin birlikte gerçekleştirdikleri bir araştırma kapsamında İzmir çalışmasını yapmıştır. Kıray’ın ODTÜ’de iken gerçekleştirdiği son çalışma ise, Hollanda’da yayımlanan (Türkçe çevirisi Bağlam Yayınları tarafından basılacak) Adana’nın 4 köyü üzerine kırsal yapı araştırmasıdır (Kurtuluş, 2007).

Kıray’ın 1960’larla birlikte, ODTÜ’de canlandırdığı ve daha sonra Türk Sosyal Bilimler Derneği çevresinde yoğunlaşan sosyal bilim geleneği, toplumsal gerçekliği, ekonomik ve politik boyutu ihmal etmeden, ampirik araştırma ve istatistik verilerin desteğiyle sorgulayan bir gelenektir. Ne yazık ki, Mübeccel Kıray’ın öncülük ettiği, Türkiye sosyal biliminde kendi toplumsal gerçekliğini çözümlemeye yönelik bu gelişme dönemi, 1970’lerin ortalarından itibaren yeni bir kriz dönemine girmektedir. Üniversitelerin politik olarak içinde bulundukları durum, ders boykotları, akademisyenleri bilimsel çalışma-aktif politika arasında seçim yapmaya zorlayan siyasi ortam ve baskılarla ikinci gelişme ivmesi de kırılmaktadır. 1980’de gerçekleştirilen askeri darbe ile bu kırılma gerçek bir çözülmeye dönüşecek ve sosyal bilimler asıl bağlamlarına uzun bir süre geri dönemeyecektir (Kurtuluş, 2007).

Bu ortamda Kıray emekliliğini istemiş ve onunla birlikte pek çok öğretim üyesi ODTÜ’den ayrılarak yurtdışına ve Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmiştir. Kıray, ODTÜ’den emekli olarak ayrıldığında henüz 50 yaşındadır; akademik yaşamdan uzaklaşmak için çok erkendir. Ancak üniversitenin içine girdiği yeni kriz dönemi onun için de yeni bir hayal kırıklığıdır.

Yeniden bir yıllığına London School of Economics’e gider ve döndüğünde İstanbul’a yerleşir. 1974 yılında Londra’dan döndüğünde Boğaziçi Üniversitesi’nin Kıray’a teklif getirmemesi de bilim-iktidar ilişkilerinde üniversite yöneticilerinin düştüğü durumun bir diğer göstergesidir.

Boğaziçi Üniversitesi’nin gösteremediği, çoktan hak edilmiş değeri Kıray’a İTÜ göstermiş ve kendisine Şehir Bölge Planlama Bölümü’nde ders vermesi teklif edilmiştir. İTÜ’de yarım zamanlı öğretim üyesi olarak çalıştığı sırada İTİA’nın (daha sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlanacak olan) müdürü olan Kıvanç Ertop’dan tam zamanlı çalışma teklifi almış ve kabul etmiştir. Böylece 1980 yılından hemen önce, yeniden tam zamanlı öğretim üyesi olarak akademik hayata geri dönmüştür (Kurtuluş, 2007).

1971’den 1979’a kadar olan dönemde çalışma hayatındaki belirsizlikler, üniversiteye, bilimsel araştırma ve çalışmalara kuşkuyla bakılan baskı ortamı, doğal olarak Kıray’ın bilimsel verimliliği üzerinde olumsuz etki yapmıştır. Buna rağmen, özellikle 1978’de Yalova’nın Taşköprü Kasabası’nda yaptığı ve patronaj ilişkilerini sorgulayan çalışması, Türkiye’de bu konuda yapılmış en değerli ve özgün çalışmalardan biri olarak toplum bilim yazınına girmiştir.

Marmara Üniversitesi’nde

Kıray 1979’dan itibaren çalıştığı İTİA, Marmara Üniversitesi bünyesine alınınca, Kamu Yönetimi Bölümünde, Kentleşme ve Yerel Yönetimler Anabilim Dalı başkanı olmuş ve ODTÜ’de yarattığı akademik enerjiyi burada da yaratmıştır. Kıray’ın Marmara Üniversitesi’nde verdiği dersler de ODTÜ’de olduğu gibi öğrenciler tarafından çok sevilir ve takip edilir. Üstelik Marmara’da sınıflar ODTÜ ve İTÜ’de olduğu gibi 15-30 kişilik küçük sınıflar değil, 100 kişiden fazla öğrencisi olan sınıflardır. Bu kalabalık sınıflarda Kıray’ın dersleri büyük bir ilgiyle izlenir. Bu ilginin asıl nedeni, Kıray’ın sosyoloji derslerini, sadece modern düşünce tarihi dersi olmaktan çıkaran, öğrenciyi yaşadığı toplumdaki üretim ilişkileriyle, mekânsal yapılarla ve değişme süreçleri ile temas ettiren bir tarz içinde yürütmesidir.

Marmara Üniversitesi’nde Kıray’ın çevresinde oluşan bu yeni akademik topluluk, bölümün ani bir kararla Fransızca eğitim yapmaya başlaması ve Tarabya’daki Fransız Sefarethanesi’ne taşınması ile darmadağın olur. Kıray artık pes etmiştir. Üniversiteden ayrılmaya karar verir. Ancak her zamanki akademik sorumluluğu ile doktora tezlerini yazmakta olan son iki doktora öğrencisinin tezlerini bitirmesini bekler. 1987’de ikinci kez emekli olarak üniversite yaşamına son noktayı koyar.

Klasik Sosyolojinin Yöntemsel Karşıtlıkların Ötesinde Bir Araştırma Çerçevesi Arayışı

Kıray’ın 1962 yılında gerçekleştirdiği ilk makro ölçekli sosyolojik araştırması, Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası başlığı ile 1964 yılında yayımlandığında, Türkiye sosyal bilim yazını sadece kapsamlı bir saha araştırmasına dayanan sosyolojik bir analizle değil, aynı zamanda yeni bir metodoloji ile karşılaşıyordu. Bu ne tam olarak Chicago Okulu’nun ekolojik kuramına bağlı pozitivist araştırma yöntemi ile ne de Avrupa sosyolojisinde Spencer, Tonnies ve Durkheim’in (belli farklılıklar içerseler de) olgu-vaka üzerinden veri toplayan pozitivizmi ile örtüşmeyen bir metodolojik yaklaşımdı. Yine Le Play’de görülen bilginin toplanması konusunda ölçeklerin geliştirildiği, ancak toplanan bilginin mekanik bir sunumu da değildi Kıray’ın yaptığı. Ereğli araştırmasında pozitivizmin veri toplama ve verilerden yola çıkılarak yapılan betimlemenin ötesinde, daha araştırmanın sorunsalının oluşturulması ve buna bağlı olarak araştırma sorularının ortaya konulmasından, toplanan verinin değerlendirilmesine kadar derin ve katmanlı bir çözümleme vardı. Bu çözümlemede tarihsel-mekânsal katmanlar ve potansiyeller sorgulanıyordu (Kurtuluş, 2007). Ancak Türkiye’de sosyolojinin gelişmesi kaçınılmaz olarak ithal kuvözler içinde yeşerdiği için, Kıray’ın araştırmasının da bu ezber karşıtlık içinde (tarihselcilik-pozitivizm) yerleştirildiği taraf “pozitivizm” oluyordu. Oysa Kıray, Ereğli’ye yazdığı ve toplumsal yapı araştırmaları için yöntemsel çerçeve tartışması yaptığı “Giriş” bölümünde (Kıray, 1999) ve 1971’de Hacettepe Üniversitesi’nden yayımlanan “Sosyal Değişme ve Sosyal Bilimler” başlıklı makalesinde pozitivist yöntemin yetersizliklerine vurgu yapmaktadır. Ancak “anlama” üzerine kurulu metodolojiyi daha da fazla eleştirmektedir. Kıray, geç sanayileşme ve sanayisiz modernleşmeyi kavramanın, modern teori içinde bağlam bağımlı metodolojik karşıtlıkların aşılması yolu ile mümkün olabileceğini bizzat araştırma deneyimi ile keşfediyordu. Değişme ve ilerleme fikrini benimsemiş olduğundan değişmenin yönünün her zaman basit olandan karmaşık olana doğru olacağını bir ön kabul olarak almasına rağmen, bağlamların farklılığının yarattığı farklı toplumsal süreçleri ve yapıları açıklamayı esas kabul ediyordu. Bu nedenle de pozitivist bilim yönteminin bazı araçlarını (sayısal teknikler gibi) kullanmaktan çekinmiyor ama, gerek o gün adına henüz “niteliksel araştırma teknikleri” denilmeyen, derinlemesine mülakatlar, grup görüşmeleri, gerekse antropoloji eğitiminin ona kazandırmış olduğu etnografik tekniklerle de veri topluyordu. Kıray’ın yaptığı karşılaştırmalı analizler de (köy ve kasaba monografileri) bu yöntemsel özgünlüğü taşımaktadır (Kurtuluş, 2007).

Teorik katkılar: “tampon mekanizmalar” ve “saçaklanma” kavramları

Kıray’ın sosyolojik teoriye yaptığı katkıda en büyük payı, şüphesiz geç ve sanayisiz (düşük sanayileşme hızı) modernleşen toplumların, toplumsal değişme süreçlerinin farklılığının analizi alır. Köy, kasaba ve kentsel mekânsal ölçeklerin sosyal olarak inşa ve çözülme süreçleri üzerine özgün analizler yapar. Bu analizlerinde “tampon mekanizmalar” kavramını, yerel toplumsal bağlamlara bağımlı olarak ortaya çıkan bazı özgün toplumsal formları açıklayacak biçimde daha gelişkin bir içerikle kullanır. Kıray’a göre, tampon mekanizmalar sayesinde sosyal yapının çeşitli yönleri birbiri ile bağlanmakta, fonksiyonel bütünün parçası olmayan taraflar kaybolmakta ve bu şekilde toplumun orta hızdaki bir değişme sürecinde, tamamen çözülmeden göreli olarak dengede kalması mümkün olmaktadır (Kıray, 1998).

1960’larda devlet desteği ile ikinci sanayileşme hamlesi yaşanmakta ve Kıray’ın bakış açısı, gecekondu oluşumlarının kapitalist ilişkilerin yaygınlaşması ve derinleşmesi ile yok olacağı ve hem sanayide, hem tarımda işçileşmenin tamamlanacağı yönündedir. Bu nedenle de gecekondu yerleşmeleri de, Kıray’a göre modern sanayi toplumuna geçişte ara formlar, “tampon mekanizmalar”dır. Bu dönemdeki sosyal devlet politikaları ve sanayileşmeye verilen destek çerçevesinde, Kıray’ın bu “tampon mekanizmaların” geçici olduğunu düşünmesi şaşırtıcı değildir. Ancak sosyal refah devleti uygulamalarının dramatik bir biçimde ortadan kalktığı neoliberal dönemde, devlet ve sınıflar arasındaki kentsel arazi bağlantıları da değişmiştir. Kıray, bu ara formların zamanla ortadan kalkacağını, sermaye birikiminin belli bir aşamaya gelmesi ile sınıfların kentsel araziden daha fazla pay alarak daha modern konut alanlarına doğru hareket edeceğini varsaymaktaydı. Bu varsayımı yaparken, Türkiye’de neoliberal politikaların, sınıfları mekânda geçici formlarla da olsa (gecekonduya hazine arazilerini kullandırmak yoluyla) yerleştirmiş olan sosyal devleti bu denli hızla ortadan kaldıracağını elbette öngöremezdi. 2000’li yıllarda neoliberal merkezi ve yerel otoritenin büyük destek verdiği kentsel dönüşüm projeleri ise, Kıray’ın varsayımını kentli emekçi sınıfların aleyhine de olsa doğru çıkarmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri gecekondu alanlarını, siyasi otorite ve sınıflar arasında kurulacak yeni kentsel arazi bağları (çatışma ve pazarlığı da barındıran) çerçevesinde, modern yerleşimler olarak yeniden yapılandırmaktadır. (Kurtuluş, 2007). Dolayısıyla; “tampon mekanizmalar” sosyolojisinde kullanılan bir kavram olmasına rağmen, Kıray bu kavramı geç sanayileşen ülkelerin toplumsal değişme süreçlerinin toplumsal ve mekânsal özgünlüklerini açıklamakta kullanarak, kavrama daha geniş bir kapsam kazandırmıştır (Kurtuluş, 2007).

Kıray, Türkiye’de kentleşme deneyiminin kavranmasına ışık tutan çok sayıda eser üretmiştir. Azgelişmiş ülkelerdeki kentleşme ve metropolitenleşme süreçlerinin, erken sanayileşmiş Batı ülkelerinde ortaya çıkmış modern sanayi kentlerinden ve metropolitenleşme süreçlerinden farklarını ortaya koyan bu eserlerde, çok boyutlu ve katmanlı sosyo-mekânsal analizler yer almaktadır. Modern kentlerin gelişimini ve Türkiye’ye has bazı eğilimleri karşılaştırdığı çalışması ve azgelişmiş ülkelerde metropolitenleşme süreçlerini analiz ettiği çalışmaları, en çok okunan, referans verilen ve Türkiye’de kent sosyolojisi yazınında temel eserler olarak yerini almış makaleleridir. Kıray Türkiye’de metropoliten alanların oluşumunda sanayilerin kent merkezlerinin dışına çıkarılmasında ortaya çıkan özgün bir sanayi yer seçim tipolojisi tanımlamaktadır. Kıray’ın “saçaklanma” olarak kavramlaştıracağı bu özgün mekânsal dönüşüm süreci, kent ve sanayi coğrafyası yazınına çok değerli bir katkı yapmıştır. Türkiye’de çağdaş kent bilimciler ve sanayi coğrafyacıları mekânsal dönüşüm süreçlerinin analizinde, Kıray’ın azgelişmiş bir ülkenin metropolitenleşme sürecinde sanayinin merkezden dağılmasının yarattığı yeni kentsel çeperdeki yerleşim örüntülerinin, Avrupa ve Amerika’da 1960 yıllarda olduğundan farklı bir biçimde, saçaklanma (urban sprawl) biçiminde oluştuğunu öne süren “saçaklanma” yaklaşımına sıkça başvurmaktadırlar.

Öğrencisi Burak Boysan’ın gözüyle Mübeccel Kıray

Bilim ve Ütopya dergisini çıkarmaktayken, “İz Bırakanlar” bölümümüz kapsamında, Sayın Mübeccel Kıray’la yaşamöyküsü temelinde bir söyleşi yapmıştık (“Türkiye sosyolojisinde saygın bir iz: Mübeccel Kıray”; Söyleşi: Firdevs Gümüşoğlu, Nalân Mahsereci; Bilim ve Ütopya, S.23, Mayıs 1996, ss.50-53). Söyleşide Mübeccel Hanım, TRT 2’de üniversitelere birincilikle giren çocuklarla yapılan bir programda, öğrencisi Burak Boysan’a kendisini en etkileyen hoca sorulduğunda, “Mübeccel Kıray” adını verdiğini belirtmişti. Biz de Burak Boysan’ı bulmuş, yapacağımız yayın için Mübeccel Kıray’ı anlatmasını rica etmiştik. Yazdıklarını aşağıda bir kez daha aktarıyoruz.

1978-1980 yılları arasında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde Prof. Dr. Mübeccel Kıray’dan “Konut Sosyolojisi” ve “Şehir Sosyolojisi” derslerini aldım. Ve Mübeccel Hanım’ın haftada iki saatlik derslerinin, mimarlık eğitiminin de etkisiyle “megalomani”ye yatkın olan bizleri, büyük ölçüde “hizaya getirdiğini” düşünüyorum. Açıkçası politik eylemle, o olmazsa tasarımla dünyayı dönüştürmek üzere olduklarını düşünen “voluntarist” öğrencileri ancak Mübeccel Hanım’ın ağır determinizmi dengeleyebilirdi. O derslerin, öğrenci halet-i ruhiyesinden kurtulmamızda, sanıyorum, önemli bir katkısı oldu. Şimdi, sosyolojik veya değil, bir determinizmi savunan insanların üzerinde bir tevekkül, sabırlılık hatta bıkkınlık olacağı tahmin edilebilir. Mübeccel Hanım’da bunlardan eser yoktu, özetle, tutkuyla ve son derece provokatif anlatılan sosyolojik determinizm ve modernizm dersleriydi Mübeccel Hanım’ınkiler.

KAYNAKLAR

1) Mübecel B. Kıray ile söyleşi, 2001, Hayatımda Hiç Arkaya Bakmadım, Bağlam Yayınları, İstanbul, 308 s.

2) Kıray, 1999, “Toplumsal Yapı Araştırmaları İçin Bir Çerçeve”, Toplumsal Yapı Toplumsal

 Değişme, Bağlam Yayınları, İstanbul, 375 s.

3) Kıray, 1999, “Türkiye’de Sosyal Bilimler”, Toplumsal Yapı Toplumsal Değişme, Bağlam

Yayınları, İstanbul, 375 s.

4) Kıray, 1998, Kentleşme Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 185 s.

5) Kurtuluş, H., 2007, Türkiye’de Sosyoloji ve Sosyologlar I, Der. Ç. Özdemir, Phoneix Yayınları (basılıyor).

6) Tekeli, 2000, “Değişmenin Sosyoloğu Mübeccel Belik Kıray” Mübeccel Kıray İçin Yazılar, Bağlam Yayınları, İstanbul, 385 s.